mahihaber Bir tıp öğrencisinden doktorlara çuvaldız "O doktoru kim öldürdü"? - Mahihaber
HADİSLERDEN

Bir tıp öğrencisinden doktorlara çuvaldız "O doktoru kim öldürdü"?


Yani sadece 2 doktorun öldürülmesi mesleki açıdan bir zafer olarak bile algılanabilir.

Türkiye’de şiddet o kadar kanıksanmış bir boyutta ki sadece 2 doktorcuk deyiverir insan.

 Prof. Dr. Göksel Kalaycı 2005’de ölen hastasının yakını tarafından öldürüldü.

 Dr. Ersin Arslan birkaç gün önce ölen hastasının torunu tarafından öldürüldü.

 Dr. Oğuz Eroğlu daha bugün eşi yaralanan BDP milletvekili Özdal Üçer tarafından dövüldü.

 Türk Tabipler Birliği’nin raporuna göre Türkiye genelinde dokt orlar, son 3 yılda 107 ayrı olayda şiddete maruz kaldı. Görevi başında yaklaşık 90 hekim dayak yedi, 6 hekim bıçaklandı…

Görevi başında öldürülen, dövülen ev hanımlarına dair net bir rakam bulmak güç. Zira bu rakamlar her gün güncellenmek zorunda. Bilmem anlatabildim mi?

 Her gün milyonlarca çocuk görevi başında dövülüyor, üstünü kirlettikleri için.

 Her gün binlerce genç kız görevini yapmadıkları için dövülüyor, gönlünün emrettiği görevi yapan kızlar da genelde töre cinayeti sonucu öldürülüyor.

Yani sadece 2 doktorun öldürülmesi mesleki açıdan bir zafer olarak bile algılanabilir. Türkiye’de şiddet o kadar kanıksanmış bir boyutta ki sadece 2 doktorcuk deyiverir insan.

 Birleşik devletler Sağlık, Eğitim ve Sosyal Yardım Bakanlığı, hastaneye yatırılmış tüm hastaların %7’sinin tazminat ödenecek zararlara uğradığını hesaplamıştır 70’li yıllarda. Günümüzde oranlar biraz daha yukarıya çıkmış olabilir ama tıp kurumu öyle bir tanrısallaşmıştır ki bunu diyebilecek verileri ne toplayabilirsiniz ne de veri toplasanız bile bunları dile getirebilirsiniz.

 Bugün tıp kurumu baştan ayağa tanrısaldır, doktorların imamlardan veya rahiplerden hiçbir farkı kalmamıştır. Şöyle ki tıpsız ölme korkusu ilk defa 18. Yüzyıl seçkinlerinin ölüm döşeğinde dini yardım almak istememesiyle ortaya çıkmıştır. Yani “ateist” bile bir rah ipten vazgeçmiş, diğer rahibe (hekime) sarılmıştır. Tanrısal ölüm ritüelleri hastanelere taşınmıştır. Son dua, yerini son ve güçlü tedaviye bırakmıştır. Artık kişinin ailesi istediği sürece kişiyi yaşatmak mümkündür yoğun bakım ünitelerinde. Bitkisel hayatta ve hiçbir şey hissetmeden yaşamaya ne denli yaşamak denir orasına siz karar verin! Buradaki anahtar kelime paradır. Yüklü miktarda paran varsa yaşarsın arkadaş.

Günümüzde imam-doktorlar performansa göre ücrete teşvik ediliyor. Ne kadar ameliyat o kadar para, ne kadar reçete o kadar para, ne kadar ekmek o kadar köfte. Sonuç olarak ihtiyaç dışı bir dolu ameliyat… bu ameliyatların büyük bir kısmı inanın kağıt üzerinde oluyor. Diş ağrısı şikayetiyle doktora başvuran bir hasta, bir bakmışsın kulak ameliyatı olmuş(kağıt üzerinde). Devletin malı deniz misali… Günümüzde bir psikiyatrist hastasını 2 dakikada tedavi edebiliyor. Yanlış duymadınız 2 dakikada iş tamam! Hastanın şikayeti şu: “doktor bey, gece uyuyamıyorum, duvarlar üzerime üzerime geliyor, o kadar saçma sapan şeyler düşünüyorum ki mideme ağrılar giriyor, gündüzleri çok kızgın oluyorum”. Tamam diyor doktor, “al sana bir mide ağrısı ilacı, bir uyku hapı, aha bu da antidepresan. Bunları iç hiçbir şeyin kalmaz”. Doktorun elinde olsa “duvarların üzerine gelmemesini” de sağlar fakat bu teknolojiye henüz ulaşamadık. Yani şimdilik duvarın üzerine gelmesinin bir tedavisi yok. İlginçtir ki tedavisi mümkün olan ağrı ve şikayetler katlanılmazdır. Baş ağrısı, mide ağrısı, diş ağrısı dayanılmaz ağrılardır çünkü tedavileri vard ır. Her ne zaman bir ağrının (bir takım bel ağrıları mesela) tedavisi mümkün değilse o ağrı, dayanılabilir bir hal alır ilginç bir şekilde.

 Hep duyarız; başkasının önerdiği ilacı kullanma, doktora git diye. Hatta reklamını bile yaptık “hapı yuttu” sloganıyla. Ama benim başım ağrıdığında Ayşe’den aldığım ilaçla hekimden aldığım ilaç aynı be biladerim. Hekim bana sormuyor ki falanca duruma alerjin varmı diye. Başın mı ağrıyor diyor, evet diyorsun al şu ilaçları diyor ve sıradaki müşterisini çağırıyor. Müşteri kelimesinin altını defalarca çizmekte fayda var…

Bir insan başı ağrıdığında neden doktora gider onu da tartışalım. Öncelikle ağrı bir erken uyarı sistemidir. Başın ağrıyorsa beyninde veya hiç ummadığın bir organında sorun olabilir, miden ağrıyorsa yağlı kızartmayı azalt, geç saatte yemek yeme, gazlı içecekleri abartma demektir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama sen ağrı kesici aldığında midendeki hasarı tedavi etmiyorsun ki, ağrını dindiriyorsun. Hasar olduğu yerde duruyor. Ağrı kesiciyi alıyorsun, yan etkisi böbreklerine zarar veriyor, böbreklerini tedavi ettirmeye kalkıyorsun, kullandığın ilaç karaciğer yağlanması yapıyor, onu halledelim derken bir bakmışsın 2 kalp damarın tıkanmış derken bir bakmışsın külliyen hastasın. İlginç bir şekilde nasıl ki masumiyet karinesi günümüzde tersten işliyor ise “sağlıklılık karinesi” de tersten işler konuma gelmiştir. Yeni doğmuş bir bebek “aksi kanıtlanmadığı sürece hastadır” muamelesi görür. Yani düzinelerce testten geçirilerek sağlıklılığı anlaşılır ve o düzinelerce test bir miktarcık para demektir. Aynısı yetişkinler için de söylenebilir. “Sağlıklılığı kanıtlanmadığı sürece her insan hastadır!”

Günüm üz tıbbında her gün dünya kadar hastalık üretilir. Bu hastalıkların bir çoğunun tedavisi yoktur ama yine de güzel sektörlerdir: Yaşlılık, menopoz, kellik, selülit vs.

“Az olan en iyisidir” diyor Hipokrat ilaç üzerine bir konuşmasında. Antik Yunan dilinde “pharmakon” hem tedavi edici gün anlamına gelir, hem öldürücü güç. Yani ilaç ile ölüm eş sesli sözcüktür Eski Yunan’da.

 Tıp sektörü son yüzyılda başka sektörlerle kıyaslanamayacak kadar büyümüş olmasına rağmen hastanede kaza sonucu ölen insan sayısı maden sektörü dışındaki tüm sektörlerden fazladır. Bu büyümeden doktorlar da pek nasibini alamamıştır. Maaşları yaptıkları işe göre düşük sayılırken ulus ötesi ilaç şirketleri paranın belini kırmıştır. Bu ekonomik tablo, doktorları ilaç şirketlerinin değnekçisi haline getirmiştir. Nasıl ki mevsimlerin moda renkleri varsa, doktorların da mevsimsel moda ilaçları vardır. Burada doktorların hepsini kastetmiyorum fakat yine de şu iyi bilinsin; doktorlar ilaç şirketlerince ciddi biçimde yönlendirilmekte ve legal olmayan yollardan para kazanmaktadırlar. Doktorlar sizin sandığınız kadar masum değiller. Sen b ir bürokrat olarak bir doktora gidersin ve doktora elini-eteğini öptürürsün ama asgari ücretli Ahmet Amca doktora gittiğinde bir dayak yemediği kalır.
 Evet 2 doktor görevi başında öldürüldü ve bu hiçbir şekilde savunulamayacak kadar büyük bir vahşettir. Ama doktorlar sırf bu olaylar yüzünden grev yapacaklarına işin görünmeyen taraflarını düşünmeliler. Görevi başında şiddet gören hastaları düşünmeliler, yanlış ilaç veya tedavi yüzünde hayat kaybeden hastaları düşünmeliler, hırslarına kurban ettikleri hastaları düşünmeliler. Devletin yanlış sağlık sistemini eleştirmeliler. 17 yaşında bir çocuk 80 yaşındaki dedesi yüzünden gencecik bir doktoru öldürdü diye dümdüz bakarsak olaya işin gerçeğini göremeyiz. O çocuk veya ailesinin harcadığı ilaç ve tedavi parasını göremeyiz. Doktor, hastalarına tıp jargonuyla konuşur ve kendilerini olduğundan önemli gösterir. Yazının başında da belirttiğim gibi öyle büyük bir önemden bahsediyoruz ki neredeyse tanrısal. Bunu gören hasta da doğal olarak doktorun bu tanrısal yanına kaptırıyor kendini ve doktorun bütün yaralara merhem olabileceğini düşünüyor. Yaralar kapanmazsa da suçu doktorda buluyor, doktoru öldürüyor.

 Söylediklerimi saçm a bulabilirsiniz. Halk madem ki doktoru tanrılaştırdı, o zaman niye doktoru öldürsün değil mi. E haklısınız ama böyle derseniz ateizmi veya satanizmi görmezden gelirsiniz.

Hüseyin Say

 Dumlupınar Üniversitesi
 3. sınıf öğrencisi
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder