Haberi Paylaşabilirsiniz

Muharrem Ayı ve İslami Yılbaşı


İnşâAllah, 2 Ekim 2016 Pazar günü idrak edeceğimiz Muharrem ayı, (1 Muharrem 1438) hicrî senenin ilk ayi ve Kur’ân-i Kerimde Eşhür-u Hurum (hürmetli aylar) diye zikredilen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i şeriflerinde; “Haram aylardan (Muharrem, Zilkâde, Zihicce, Receb’ten) üç gün, Perşembe, Cuma, Cumartesi oruç tutana, Allah-ü Teâla dokuz yüz senelik (nâfile) oruç sevabi yazar” buyurduğu dört mübârek aydan biri, birincisi ve İslâm takviminin tarih başlangıcı ve inananların yılbaşısıdır.

İslâm tarihinde ve Müslümanlarin hayâtinda maddî-mânevî büyük te’sirleri bulunan Muharrem ayi ve Hicret, Hazreti Ömer (r.a.)’in hilâfeti (Hazreti Peygamber’in vekîli olarak Müslümanların Dînî ve dünyevî işlerini idare edip, hukûkunu koruma vazifesi) zamaninda kurulan bir şûrâ (Müslümanların işlerini idare eden yetkili tarafından hazırlanan kânun tasarıları üzerine düşüncesini bildirmek gibi vazifeleri olan seçilmiş kişiler) tarafindan islâmî takvim başlangici olarak kabul ve ilan edilmiştir.

Hazreti Ömer (r.a.) devrine kadar Arap yarımadasında, düzenli bir takvim kullanılmamaktaydı. Seneler; o yıl içinde meydana gelen önemli hadisenin adı ile anılıyordu. Meselâ; Fil yılı gibi…

Hicretin 21. senesinde, (miladî 643) Halife-i Müslimîn Hazreti Ömer’e (r.a.) getirilen bir borç senedi üzerindeki ihtilaf, (anlaşmazlık) İslâmî idâre (devlet yönetimi) için esaslı bir tarih başlangıcı ve takvim kabûlünün şart olduğunu ortaya çıkardı.

Halife’ye getirilen bu ihtilaflı senette, borcun Şa’ban ayında ödeneceği yazılıydı. Ancak bu ay, alacaklının iddiasına göre, bu yılın; borçluya göre ise, gelecek yılın Şa’ban ayı olarak gösteriliyordu.

Ayrıca hudutları çok genişlemiş bulunan İslâm memleketlerindeki vâlilerden Hilâfet makâmına gelen yazılarda da, bu gibi tereddüde sevkedici (şüphe ve kararsızlığa sebep olucu) zaman mefhumları ortaya çıkıyordu.

İleri görüşlü büyük halife Hazreti Ömer (r.a.), ileride bu işin daha çok karışıklıklara sebebiyet vereceğini, daha çok mahzurlar çıkaracağını düşünerek, istişâre (eshâbın büyükleri ve âlimlerinden oluşan danışma) meclisini topladı. Meseleyi izah ederek bir tarih ve takvim başlangıcı tesbit edilmesini istedi.

O tarihte dünyada kullanılmakta olan muhtelif millet ve inançlara mahsus takvimlerden birisinin kullanılmasına dair tekliflerde bulunanlar oldu, ancak bu tekliflerin hiç biri “İslâmî (Kur’ân’da ve Rasûlüllah’ın uygulamalarında örneği) olmadığı için” kabul görmedi.

Daha sonra, Rasûlüllah’ın (s.a.v.) ifadeleri ile “İlim şehrinin kapısı ” makâmının sâhibi ve eshâbın en âlimi bulunan Hazreti Ali kerremAllahü vecheh: “Rasûlüllah’ın (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye yaptığı tarihî hicretinin, takvim yılı başlangıcı olmasını” teklif etti.

Bu teklif, heyette bulunanlar tarafından ittifakla kabul edildi. Ancak küçük bir değişiklik yapılarak mer’iyete (yürürlüğe) konuldu.

Şöyle ki; Rasûlüllah’ın (s.a.v.) hicreti, 12 Rebîülevvel, miladî 622 senesinde vukû bulmuştu. Araplar arasında ise, sene başı, Muharrem ayının biri olarak kabul edilegelirdi. Bu hususta kolayca intibâkı (uyumu) sağlamak için, yeni kabul edilen hicret takvimi yılının başı, o senenin Muharrem ayının biri olarak kabul edildi. Böylece, 1 Muharrem miladî 622 senesi, Hicrî birinci senenin başlangıcı oldu. İslâm âlemi de kendi takvimine kavuşmuş oldu.

HİCRET VE İFADE ETTİĞİ MÂNÂLAR

Hicret kelimesi, bir memleketten başka bir memlekete göç etmek demektir.

Âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın doğup büyüdüğü, Nübüvvet ve Risâlet (Peygamberlik) vazifesi ile görevlendirildiği Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye göç etmesine alem (özel isim) olmuş bir kelimedir.

Lügat’da bir yerden başka bir yere göç etmek manâsına gelen Hicret, kötü şartlardan kaçiş değil; islâm’in hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartlarin ve mekanlarin aranişidir.

Bu mana ile Hicret, islâm tarihinde bir dönüm noktasidir. Hicret ile, islâm tarihinde yepyeni bir dönem başlamiş, Mekke'li müşriklerin baski, eziyet ve işkencelerine ma’ruz kalan Müslümanlar, Hicret ile güvenli bir ortama ulaşmişlar, güçlenmişler ve Allah’ın son Peygamberi Muhammed aleyhisselâm’ın önderliğinde kendi varliklarini bütün dünya’ya ilân ve kabul ettirmişlerdir.

Bir başka mânasi ile Hicret, islâm’in sabirdan harekete geçişi demek olup, islâm tarihinin en mühim hâdiselerinden biri, belki de en büyüğüdür.

Yüce Allah (c.c.); îmanlari uğruna yurtlarini terk eden Mekke’li Muhâcir Mü’minleri ve onlara yardim eden Medine’li Ensâr’i Kur’ân-i Kerim’de Enfal Sûresinin 74’üncü âyet-i kerimesinde; “iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihâd edenler ile (Mekke’den Medine’ye hicret edenleri) barindirip (onlara) yardim eden (ensâr, Medine’li Müslümanlar) var ya; işte onlar hakîkî Mü’minlerdir. Onlar için bir bağişlanma ve bol bir rizik vardir.” buyurarak övmektedir.

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) göre hicret ve muhâcir: “Hakiki (gerçek) hicret, kötülükleri terk etmektir. Hakiki muhâcir, Allah'in yasakladiği şeylerden kaçan, onlari terk eden kimsedir.”

Ne mutlu, Allah’in yasakladiği şeylerden kaçinip nefsinin kötü isteklerini firenleyerek her an hicret hâlinde bulunan ve muhâcir sevâbina nâil olabilenlere….

Muharrem-i Şerif ayı ve 1438. Hicrî yılınız mübârek olsun.

İnşâAllah; yarın“ Muharrem ayı veHicrî yılbaşı münâsebetiyle yapılması önemle tavsiye edilen nâfile ibâdetler” den bahsetmeye çalışacağız.

http://www.turkishny.com/is

Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder

Haberi Dostlarınızla Paylaşabilirsiniz