Header Ads

Kalpleri Hasta Olan Din Hırsızları - 3






Sapıklık Üstüne Sapıklık:

Bu adam, Resulullah Aleyhisselâm’ı bir tarafa itip, “Kur’an’ın mesajını insanlar işitsin” diyor.

Hazret-i Kur’an’ın mesajı.

“Resul’e itaat ediniz.” emr-i ilâhîsidir. (Nûr: 54)

Bu adam bu mesajı işitmiyor mu? İşitemez. Çünkü Âyet-i kerime’leri inkâr eden adamın kulağı sağırdır.

“Yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü akletmeyen o sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfâl: 22)

Kur’an-ı kerim’in bir diğer Âyet-i kerime’sindeki mesajı şöyledir:

“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun.” (Âl-i imran: 31)

Bu adam şeytanının askeri, nefsinin oyuncağı olmuş, Allah-u Teâlâ’ya ve Resul’üne tâbi olmamıştır.

Allah-u Teâlâ: “Resulüm! Onlara söyle, sana tâbi olsunlar.” buyuruyor.

Bu adam bu Âyet-i kerime’leri görmüyor. Göremez. Çünkü Allah-u Teâlâ ondan iman nûrunu almıştır. Görebilseydi, bu kadar büyük dalâlet ve sapıklık içinde olmazdı.

Allah-u Teâlâ bu gibi kimseler için:

“Kör oldular, sağır kesildiler!” buyuruyor. (Mâide: 71)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- ine hitaben:

“Onların sana baktıklarını görürsün. Oysa onlar görmezler.” buyuruyor. (A’raf: 198)



Hazret-i Kur’an’ın mesajı:

“Resulullah size neyi emrettiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının.” Emr-i şerif’idir. (Haşr: 7)

Bu adam ise ona itaat etmeyin diyor.

Hazret-i Allah’a ve Resulullah Aleyhisselâm’a itaat etmemekle isyan etmiş, bunca Âyet-i kerime’leri inkâr etmekle küfre girmiştir. Bir tek Âyet-i kerime’yi inkâr eden ise kâfir olur. Bunu böyle bilin. Bu ve bunun gibilerini tanıyın. Sonra nedamet etmeyin.

Âyet-i kerime’de:

“İnsan o gün hatırlar, fakat artık hatırlamanın kendisine ne faydası var?” buyuruluyor. (Fecr: 23)

Nedamet çok, fakat hiçde faydası yok.

Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:

“Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir?” (En’am: 21)

Bu adam Hazret-i Allah’ın bunca Âyet-i kerime’lerini yalanlıyor. Bu ve benzeri tavırları sergileyenden daha zâlim kimse olamaz.

Allah-u Teâlâ bu gibi kimseler hakkında:

“Zâlimler şüphesiz ki iflâh olmazlar.” buyuruyor. (En’am: 21)



Hazret-i Kur’an’ın emrettiği namazın eskiden beri kılınan namaz olduğunu Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in namazının doğru olduğunu ve Kur’an’ın onların güya kıldıkları(!) namazı emrettiğini söylemesi, kendisinin düştüğü küfür karanlığının açık bir ifadesidir. Bu adam, müşriklerin yaşayışını örnek almakta Resulullah Aleyhisselâm’ın yaşayışını ise hafife almaktadır.

Unutulmasın ki:

“Kişi sevdiği ile beraber haşrolunur.”

Allah-u Teâlâ Tebbet sûre-i şerif’inde:

“Ebu Leheb’in elleri kurusun! Zaten kurudu, mahvoldu.” buyuruyor. (Tebbet: 1)

Bu gibi kimseler hakkında ise;

“Ellerinin yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıkları vebalden ötürü vay haline onların!” buyuruyor. (Bakara: 79)

Ebu Leheb’in kıldığı namaz doğru olsaydı Ebu Leheb’in cehennemde olmaması gerekirdi. Amma Âyet-i kerime’lerde:

“Ne malı, ne de kazandıkları, onu kurtaramadı. O alev alev yükselen bir ateşe girecektir.” buyuruluyor. (Tebbet: 2-3)

Bu adam, Resulullah Aleyhisselâm’a namazın nasıl kılınacağını, soranlara, “Ebu Leheb gibi kılın.” diyor. Ebu Leheb’in akibetini ise Âyet-i kerime haber verdi. Senin akibetini de, Allah-u Teâlâ bir diğer Âyet-i kerime’de şöyle haber veriyor:

“Âyetlerimiz üzerinde tartışanlar kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.” (Şûrâ: 35)

Sünnet-i Seniyye’nin Yeri ve Önemi:

Câbir -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır

“Bu ümmetin sonradan gelenleri önce gelenlerine lânet ettiği vakit, kim bir Hadis söylemez, gizlerse, Allah’ın indirdiğini gizlemiş olur.” (İbn-i Mâce: 263)

Hadis-i şerif’ler de ulemânın ittifakla belirttiği üzere vahye dayandığı için, onun gizlenmesi de Allah’ın indirdiğini gizlemek mânâsına gelmektedir.

Hakiki âlimlerin sayıca azaldığı, ilim yerine cehaletin ortalığı kapladığı, kendilerine âlim süsü veren bir takım kara cahillerin Hadis-i şerif’leri, geçmiş ulema ve fukahanın kıyas ve fetvâlarını reddedip hiç bir esasa dayanmadan keyiflerine göre fetvâlar verdikleri zamanlarda bilenlerin bildiklerini neşretmeleri, üzerlerine düşeni yapmaları gerekmektedir. Bu hususta bildiklerini gizleyenler, Allah-u Teâlâ’nın indirdiğini gizlemiş olurlar. Bu ise büyük bir mesuliyeti muciptir.

Ebu Said-i Hudrî -radiyallahu anh- den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te ise şöyle buyuruluyor:

“Kim insanların dini işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah kıyamet gününde onu ateşten bir gem ile gemler.” (İbn-i Mâce: 265)

Ashab-ı kiram -radiyallahu anhüm- Efendilerimiz dinin esaslarını doğrudan doğruya Kur’an-ı kerim’den alırlardı. Açık bir hüküm bulamazlarsa, hemen Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e sorarlardı. O da bir taraftan kendisine vahyolunan Âyet-i kerime’leri Allah-u Teâlâ’dan aldığı gibi arttırma ve eksiltme yapmadan bütünüyle tebliğ ederken, diğer taraftan da onlardan ne gibi mânâlar kastedilmiş olduğunu sözleriyle, işleriyle tefsir ve izah eder, sarih hükümleri ortaya koyardı.

Âyet-i kerime’de:

“Resulüm! Biz sana da Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın.” buyuruluyor. (Nahl: 44)

Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerim’inde namazın farz olduğunu bildirdi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise Allah-u Teâlâ’dan aldığı vahiy ve ilham ile namazın vakitlerini, rekâtlarını, âdâb ve erkânını ve nasıl kılınacağını hem anlattı, hem de müslümanların gözü önünde kıldı. Sonra da:

“Beni namaz kılarken nasıl görmüşseniz, siz de öylece kılınız!” buyurdu. (Buhârî)

bu yazı hakikat.com sitesinden alınmıştır|

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.