18 Yıl Ezan Okunmayan Müslüman Ülke


Bu alan Eski Türkiye’de, yani 1923-1950 arasında “irtica” ithamı kıskacındadır. Hac ve umre yasaktır. Camilerin bazıları satılmış, bazıları banka ardiyesi, hatta CHP ocak merkezi olarak kiraya verilmiştir (Bunların bir kısmını uzun bir liste halinde yayınlamıştım).

Dini eğitim veren tüm kurumlar kapalıdır. İmam yetiştiren tek bir okul bile yoktur, bu yüzden cenaze kaldırma işlemlerinin aksadığı kayıtlarda mevcuttur.

Ders kitaplarında Kur’an ve vahiy gibi İslâm’ın temelini teşkil eden kavramlar reddedilmiş, her yıl milyonlarca Müslümanın ziyaret ettiği Kâbe küçümsenmiş, Peygamber Efendimiz sıradanlaştırılırken, aynı dönemde yaşayan “sahte peygamber Müseylime”den övgüyle söz edilmiştir.

Bunlar bir tarafa, 1932’den 1950 Haziranına kadar tam onsekiz sene, bu memleketin camilerinde “Ezan-ı Muhammedî” okunmamıştır. Devletin vermediği din eğitimini almak için zaman zaman bir araya gelen dindar Müslümanlar, “gizli cemiyet” kurmakla suçlanmış, karakollarda, mahkemelerde süründürülmüş, etkili din âlimleri sehpalara gönderilmiştir.

Ders kitapları ise dini anlatım açısından tam bir faciadır. 1950’lere kadar liselerde okutulan “İslâm Tarihi” ileinkâr fırtınaları estirilmiştir. Meselâ, “Tarih II” isimli ders kitabının “Kur’an ve Vahiy” başlıklı bölümünde “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’ân denir” denilmek suretiyle “vahiy” inkâr edilmektedir (kitabın önsözünde, “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından kaleme alınmış. Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyetinin 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilmiş ve Neşriyat Müdürlüğü’nün 83-5878 sayılı ve 19.7.1941 tarihli emriyle üçüncü defa olarak 3.000 sayı basılmıştır” denilmektedir).

Zaten Atatürk, “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığına” hitaben kendi el yazısıyla kaleme aldığı 16/17.08.1931 tarihli mektubunda ders kitaplarında dini konulara nasıl yaklaşılması gerektiğini belirtmektedir:

“Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; ‘Ikre, Bismi, Rabbi’ safsatasını (hâşâ-“safsata” olarak nitelenen şey âyettir Y.B.) esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır… Yazacağınız İslam tarihinin de bu doğrultuda toplayabileceğiniz belgelere dayanarak açıklanmasını önemli görürüm.” (Atilla Oral, Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu, 80 Yıl sonra ilk kez, kendi el yazısıyla, sansürsüz, Demkar Yayınevi/Tarih Dizisi, İstanbul 2011, 1. basım, sayfa 61. Orijinal el yazısı; sayfa 75).

Ortaokul ve liselerde yıllar yılı “ders kitabı” olarak okutulan Prof. Dr. Afet İnan imzalı “Medeni Bilgiler” (ki, Afet İnan, “Atatürk söyledi ben yazdım” demiştir) isimli kitap, Atatürk döneminde devletin dine bakışını hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya koyuyor. Bu kitaba göre Peygamberimiz, “kendi ırkını bütün milletlerin üstüne koyan (haşa) bir “Arap ırkçısı”dır!..

“…Muhammed’in kurduğu din bütün ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün her yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler”.

“… Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğünün bile anlamını anlamadan Kuran’ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler”.

Bu tür yazılar tek güne sığmıyor işte, ister istemez uzuyor. Bir sonraki yazıda “Eski Türkiye”yi yönetenlerin din algısına bakalım…

Yavuz Bahadıroğlu
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yavuz-bahadiroglu/eski-turkiyede-dini-hayat-17241.html
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder