Azametle zarafetin birleşimi Haseki Sultan Cami





Rivayettir ki küçük camili büyük külliye, kendisi de bir köle pazarından alındığı için kaderine cevabı olarak Hürrem Sultan tarafından yaptırıldı. Köle olarak satın alındığı pazar yerine, sultan olarak adını taşıyan bir külliye inşa ettirdi.

Doğu Roma’nın ilk imparatoru Arcadius, zaferlerinin anısına adını taşıyan bir sütun diktirir 403 yılında. Yakınında kurulan Avrat Pazarı nedeniyle bu Arcadius sütunu da bölgede bu adla anılır. Alıcısı da satıcısı da kadındır haftalık kurulan bu pazarın. Kadınların ihtiyaçlarını karşıladığı, erkeklerin giremediği avrat pazarı sistemi 19’uncu yüzyıla kadar sürer. Halen Avrat Pazarı olarak da bilinen bölge de Haseki Külliyesi yapılması önemli. Külliyenin namı, bölgenin ismini geçer ve Haseki adıyla anılmaya başlar.

Rivayet odur ki kendisi de bir köle pazarından alındığı için kaderine cevabı bu bölge olur Hürrem Sultan’ın. Köle olarak satın alındığı pazar yerine özgür ve Sultan olarak adını taşıyan bir külliye yaptırmak hayata meydan okuyuşunun yansıması olur. Evliya Çelebi’ye göre ise “Şehzadeler annesi Haseki Sultan Camii” Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’a gösterdiği bir zarafettir.

Evliya Çelebi haklıdır, yapı benzersiz zira Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olduğu bilinir. 1538-1551 yılları arasında yapılır. Önce tek kubbeli küçük cami inşa olur. Sonra Sinan klasiği olacak medrese ve sübyan mektebi dahil olur külliyeye. Mimar Sinan, farkını bu ilk yapısında ortaya koyar. Böylesi önemli yapılar topluluğunu Şehzade Külliyesi’ni bitirmeden Süleymaniye Külliyesi’ne de başlamadan tamamlar. Üstelik aşhane ve şifahane ekleyerek...

İçinden sokak geçen külliye

Cami küçük ama oldukça farklı. Topkapı Sarayı Çinili Köşk’te saklanan çini kitabesine göre 1538 yılında yapılır. 17.yy’da ise adeta bir cami daha eklenir. 1613 yılında caminin mütevellisi Hasan Bey’in çabalarıyla soldaki duvar kaldırılır, yerine iki sütuna oturan  kemerler koyar. Aynı büyüklükte ikinci bir “kubbeli harim” le büyür cami. Mihrap bu sütunların ardında kaldığı için alışılmışın dışında bir görünümü olur.

Girişteki beş kubbeli son cemaat yerinin ilk yapılan kısımda bulunması bu nedenle. Geleneksel baklava motifli sütun başlıkları ve kırmızı tuğladan yapılan kemerli son     cemaat yerinden camiye giriliyor. Kapının iki yanındaki duvarlardaki küfi yazılar çok güzel. Mukarnaslı pandantif ile ulaşılır kubbeye.

Mimar Sinan’ın mimarbaşı olduktan sonra yapılan “ilk büyük yapılar topluluğu “ olan Haseki Külliyesi gerçekten çok özel. Bu yapıdan sonra yapacağı işlerin, bulacağı  çözümlerin, öne çıkaracağı detayların ve topografik sorunları avantaja dönüştüreceği yapıların habercisidir sanki. Ortasından geçen sokakla ayrılır külliye. Bir tarafta sübyan mektebi, medrese, imaret, şifahane kalır diğer yanda cami. Sübyan mektebi, Sinan’ın tüm okulları için de en güzeli olarak sayılıyor. İki katlı, geniş saçaklı okul yalın mimariye sahip. İmaret, sübyan mektebinin hemen ardında. Ana giriş kapısının açıldığı geçidin sonunda ağaçlıklı, uzun dikdörtgen avluya ulaşılır. Kubbeli ve bacalı mutfaklar bu avlu etrafında yer alır.

Osmanlı mimarisinde eşi bulunmayan bir yapı
Darüşşifa, Doğan Kuban için “Osmanlı mimari tarihinde eşi olmayan yapıdır.” Sinan’ın yaptığı eyvanların ve kubbelerin uygulaması, kubbe çözümlemelerinin hazırlığı niteliğinde. Sekizgen planlı avlu etrafında sıralanmış hücreleri huzurun şifayla buluşmasının adresi olacak yüzyıllar boyu. Vakfiyesinde “İki doktor, bir kehhal (göz doktoru), bir cerrah, bir eczacı, dört hastabakıcı ile idrar şişelerine bakan iki hizmetlinin kaydolduğu ve çalışan sayısının 28’i bulduğu şifahanenin 1558 yılı gideri 114 bin 550 akçeyi bulur. Yapıldığından beri verdiği sağlık hizmetleriyle bu toprakların en eski hastanelerinden biridir.

Medrese, caminin hemen karşısında. Dershane ve odalarla çevrili revaklı avlu, oranları, uyumu ve detaylarıyla dikkat çeker.

Başak Oğuz Ural, İstanbul’un 100 Mimar  Sinan Eseri kitabında Haseki Külliyesi’ni “Sinan, külliye yapılarını açı yaparak yerleştirmiş, arada kalan dar geçit ve boşlukları organik bir yaklaşımla ele almış, zengin perspektifler yaratmıştır” diyerek anlatır.

Nurbanu’nun Valide Atik Külliyesi’ndeki coğrafi farklılıkları külliyenin lehine dönüştüren detayların ve planların adeta ilk uygulamasıdır Haseki Külliyesi. Simetrik olmayan planın sokağın dokusuna uyumuyla ortaya çıkan yamuk düzen çok özel bir durum.

Külliye 1660 ve 1918 yangınlarında ve 1894 depreminde zarar görür. Bugüne dek geçirdiği yanlış tamiratlar nedeniyle özgünlüğünü kaybeder yapılar. Yapılan son restorasyonu tamamlandığı halde, firma yetkilileri nedeniyle, gezemediğim için külliyenin son halini bilmiyorum. Ancak her anlamda çok kıymetli bir eser olan külliyeyi gidip görmenizi ve dönemin zarafetinin günümüze taşınmasına tanıklık etmenizi öneririm.


BELKIS KAMUT AKTÜRK / STAR
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder