Header Ads

Diyanet, Onun Bunun Değil





Akşam akşam bir paylaşım takıldı gözüme.

Diyanet’in basın açıklamasıydı.

Evveliyatını bilmediğim bir tartışmaya ilişkin açıklama yayınlamıştı Diyanet..

Teyid için Diyanetin sitesine girdim, evet,  açıklama orada da var.

Açıklamanın tamamını buraya alarak, bir iki açıdan vicdanımı rahatsız eden birkaç hususu ifade etmek istiyorum.

Açıklama şöyle;

“Bu gün bazı basın yayın organlarında yer alan, Diyanet İşleri Başkanlığının kız çocuklarının erken yaşta evlenebilecekleri yönünde açıklamada bulunduğuna dair haberler asılsız olup, kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.

Dini Kavramlar Sözlüğü adlı yayınımızdaki tanım ve maddelerin çarpıtılmasıyla böyle bir iddia üretmek iyi niyetle izah edilemez.

Kız çocuklarını anne olma ve aile kurma sorumluluğuna sahip olmadan, psikolojik ve biyolojik olgunluğa erişmeden evlendirmek, nikâhta rıza ve irade hürriyetini şart koşan İslam dini ile bağdaşmaz.

Nitekim Başkanlığımız, tarihi boyunca erken yaşta evliliklere asla onay vermemiştir, vermeyecektir.

Kurumumuz tarafından gerçekleştirilen Din Şuraları ve İl Müftüleri Seminerleri gibi üst düzey toplantıların Sonuç Bildirgelerinde, kız çocuklarını erken yaşta evlendirmenin asla dini referanslarla desteklenemeyeceği defalarca kayda geçirilmiştir. Din İşleri Yüksek Kurulumuzun görüşleri de bu yöndedir.”

Feministlerin, laikçilerin, sekükerlerin her itirazını ciddiye alıp cevap vermek, daha da vahimi, onları razı ve hoşnut edecek açıklamalar yapmak, yorumlar geliştirmek,  dini bir kurumun varlığını, kimliğini,  kişiliğini, şahsiyetini ve daha mühimmi dini bir kurum olup olmadığını tartışmalı hale getirir.

Din Allah’ındır. Dinin ahkamı Allah ve Rasulü tarafından tesis ve talim edilir.

Din adına söz söyleyen, hüküm veren her şahıs ve kurum sadece Allah’ın rızasını aramak, Allahı razı etmek, Allah’ın razı olacağı ameller işlemek, hükümler vermek zorundadır.

Din, o dine inanananlar içindir, onları bağlar. Herhangi bir dine inanmayan ya da o dinin emirlerini yaşamak zorunda hissetmeyen insanları razı etmek için fetvalar üretmek,  yorumlar geliştirmek, talimatlar yayınlamak herhangi bir dindarın, dini kurumun işi,  uğraşı olamaz.

Yahudiyi, Hıristiyanı, Ateisti, feministi razı etmek için dini hükümler geliştirmek, dinler arası diyalog hareketinin mimarlarının,  uygulayıcılarının işi olsa gerek.

Din, o dinin dindarının inanç, ibadet, ahlak ahkamını tanzim ve talim eder.

Bu açıdan, namaz, oruç, hac, zekat gibi “erken evlilik” meselesinde de -Müslüman için- Hristiyanların, Yahudilerin, Sekülerlerin, Ateistlerin, Feministlerin yargıları bağlayıcı olamaz.

Onların eleştirilerinin ya da alkışlarının din adına hiç bir kıymeti harbiyesi olamaz. Onların beğeni ve eleştirileri yok hükmündedir.

Yok hükmünde olan eleştiriler için Diyanetin her defasında alel acele ve o grupları sakinleştirici açıklamalar yapıyor olması,  aşağılık kompleksi varmış havası oluşturuyor ve bence âlime, ilim ehline, tarihî, köklü bir kurumun kurum kimliğine; hâsılı mümine yakışmıyor.

İkinci olarak, hiç bir şahıs ve kurum,  kendisinde olmayan bir yetkiyi kullanamaz.

Bu açıdan kanun koyma yetkisi olmayan Diyanetin, devlet adına erken evliliğe izin verme -vermeme yetkisine sahip bir kurum olmadığını unutmuşcasına açıklamalar yapmasını kimse doğru bulamaz. Diyanet bu konuda devlet adına hüküm veremez.

Peki İslam Dini adına hüküm verebilir mi?

İslam dini, 1400 küsur sene evvel gönderilen, 1400 küsur yıldır milyarlarca mümin tarafından, dünyanın tüm coğrafyalarında, toplumların tüm tabakalarında yaşanan evrensel bir dindir. Tüm zamanlara, tüm coğrafyalara, tüm kültürlere, tüm şartlara hitap eder.

Bu dinin bütün temel hükümleri bizzat Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz tarafından karara bağlanmış ve yaşanagelmiştir. Bunlara ilave olarak,  Sahabelerden itibaren her biri birer yıldız gibi olan, Peygamber vârisi âimler tarafından yeni yeni oluşan, gelişen durumlar için içtihadlar ve kıyaslar yoluyla yeni ve farklı fikirler, fetvalar verilerek bu günlere kadar yaşanarak gelinmiş.

Hal bu iken, herhangi bir âlim, ilmi heyet,  1400 küsur senelik hükümleri kökten sarsacak, yok sayacak fetvalar veremez.

Bir hususu tavsiye etmemek ayrıdır, yok saymak ayrıdır, yasaklamak ayrıdır. Herhangi bir âlim, bugün için erken yaşta sayılan evlilikleri tavsiye etmiyoruz, diyebilir, ama “Diyanet tarihi boyunca erken yaşta evliliğe asla onay vermemiştir,  vermeyecektir” ifadesi marjinal bir ifade gibi durmaktadır.

Yarın TBMM evlilik yaşını 15’e indirse Diyanet onay vermeme tavrını sürdürebilecek midir?

Diyanet niçin tasvip etmediğinin gerekçesini de izah ediyor. “Kız çocuklarını anne olma ve aile kurma sorumluluğuna sahip olmadan, psikolojik ve biyolojik olgunluğa erişmeden evlendirmek, nikâhta rıza ve irade hürriyetini şart koşan İslam dini ile bağdaşmaz.” diyor.

Fakat bu bakış açısında da arızalar olduğunu düşünüyorum. Psikolojik ve biyolojik olgunluk, toplumlara, coğrafya ve iklimlere,  toplumsal hayatın seyrine,  eğitime, kişilerin yaratılış özelliklerine göre bile değişebilir.

Bazı coğrafya ve toplumlarda 15 yaşındaki kız o olgunluğa eriştiği halde, bazı toplumlarda ve coğrafyalarda 20 yaşında o olgunluğa erişemeyebilir.

Elli yıl önceki toplumsal şartlarda, bugün Suriye, Irak, Somali, Nijerya vb başka toplumlarda erken yaşlarda çocuklar evliliğe Rabbimiz tarafından genetik olarak, aileler ve toplum tarafından psikolojik olarak hazırlanıyor, gerekli toplumsal ve psikolojik eğitim veriliyor, ama Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde evlenmek için gerekli eğitim yirmili yaşlarda bile verilmiyorsa, o zaman ne diyeceğiz?

Artık toplumumuzda kızlarımız yirmili yaşların ortalarında bile evlilik için psikolojik olarak hazırlanamıyor. Bu durumda evlilik yaşını otuzlu yaşlara mı çekeceğiz? Bunun için kanun çıkartıp fetva mı yayınlayacağız?

Dinin hükümleri esnek, geniş olur. Daraltılamaz. Yeni fetvalara her zaman ihtiyaç vardır, olur. Yeni fetvalar, eski fetvaları yok saymaz, yok saymak için verilmez.. Eski yolları kapatmadan inananlara yeni yollar açmak için verilir.

Öyle şartlar olur ki, erken evliliği teşvik ve tavsiye eden fetvalar yayınlamak zorunda bile kalınabilir.

Suriye’de kedi köpek etinin yenmesi hakkında fetva çıkartılması on yıl önce kimin aklına gelirdi? Hayat insanları ve toplumları nerelere sürüklüyor, bilebilir miyiz?

Nikahta rıza ve irade hürriyeti gerekçelerine istinaden de “erken evlilik” aleyhinde fetva verilemez, diye düşünüyorum.

Zira dinimize göre rüşt çağı, yaşla belirlenmez. “Akıl ve Bâliğ olmak”tır; reşit olma, hür olma, hukuken sorumlu olma çağı.

Akıllı olan, büluğ çağına eren her birey,  kendisiyle ilgili kararlar almakta hürdür.

Hür ve reşit biri kendi iradesi ile evlenme,  boşanma, ticaret yapıp alıp satma, vekâlet verme gibi her işi yapabilir.

Diyanetin açıklamasında, dininizin akıl-bâliğ olma, dinen mükellef olma şartlarını yok sayıcı, değiştirici ifade ve yorumlar var ki Diyanetin buna yetkisi olduğunu kabul etmek mümkün değildir.

Hasılı Diyanet şunu söylese daha doğru bir açıklama yapmış olurdu;

“Dinimiz İslam, bu günkü seküler ahlakın evliliği öcüleştirip, aşk, sevgi, birlikte yaşamak gibi değişik süslü adlandırmalarla zinayı teşvik etmesine karşılık; evlilik müessesine çok büyük ehemmiyet verir, nikahı, evliliği teşvik eder, nikahsız birliktelikleri, zinayı şiddetle yasaklar. Bu bağlamda, kızlarımızın erken yaşlarda evlenmesini teşvik etmez, ama yasaklamaz da.

Geçtiğimiz asırlar boyunca erken yaşlarda yapılan evlilikler dinen tartışmalı, şaibeli değildir, o nikahlar sahihtir. Dünya coğrafyasında bu gün pek çok kültürde, pek çok devlette erken yaşta evlilikler yaşanmaktadır. Şartlarına uygun olarak kıyılıyorsa bu nikahlar da dinen sahihtir, bu evlilikler meşrudur, zina yapmış olmazlar.

Ancak, ülkemizde günümüz toplumsal şartlarında ve yürürlükte olan kanunlar gereğince erken yaşta evlilik, hukuken de mümkün olmamasının yanı sıra, toplumun da sıcak baktığı bir durum değildir.

Diyanet İşleri Başkanlığı da, gelinen bu durumu olumlu buluyor, destekliyor,  kızlarımızın erken yaşta evlenmesini doğru bulmuyor, tasvip ve tavsiye etmiyor.” dese,  hiç bir sorun yoktu.

Kendimizi parçalamaya gerek yok,  komplekse girmeye gerek yok, yaranmaya,  korkup çekinmeye gerek yok.

Korkacaksak da korkulacak tek merci Allah ve Rasulüdür.

“Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.”


Yazar : Oğuz CANDARLI - kastamonur.com

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.