Haberi Paylaşabilirsiniz

Hocalar Buluşmasının Perde Arkası Açığa Çıktı




Geçtiğimiz günlerde Nurettin Yıldız ve Cübbeli Ahmet Hoca başta olmak üzere birkaç hoca bir araya geldi ve bir ‘hocalar buluşması’ gerçekleştirdi. O toplantıda gazeteci Nevzat Çiçek moderatörlük yapmıştı. O gün neler konuşuldu? Verdiklere fetvalara yönelik eleştirilere ne diyorlar? Cumhurbaşkanı’nın tepkisini nasıl karşıladılar? Gazeteci Nevzat Çiçek gündem yaratan o fotoğrafın hikâyesini Gazete Habertürk'ten Kübra Par’a anlattı...

Ropörtajdan başlıca başlıklar şöyle..

Buluşmada başka kimler vardı?

Nurettin Hoca’nın yanındaki arkadaşlardan Hüseyin Tepe vardı. İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, İhsan Şenocak, Avukat Cihat Gökdemir ve İHH’dan Yakup Bey vardı. Bir de o fotoğrafta olma­yan Siyer Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım vardı. Onun mekânında gerçekleşen bir toplantıydı.

Peki, bu isimler farklı ekolleri, farklı grupları mı temsil ediyor?

Cübbeli Ahmet Hoca’nın, İsmailağa’nın bir kanadını temsil ettiği söyleniyor. Ama Cübbeli Ahmet Hoca’ya sorsanız, nevi şahsına münhasır oldu­ğunu söyleyecektir. Nurettin Yıldız Hoca Sosyal Doku Vakfı’ndan, İhsan Şenocak İFAM’dan, Muhammed Emin Yıldırım Hoca Siyer Vakfı’ndan. Cihat Gökde­mir, o çevrelerin avukatı. Dolayısıyla, herkesin kendisini farklı nitelendir­diği yapılar içerisinden geliyorlar.

İHH Başkanı Bülent Yıldırım neden oradaydı? Sonuçta o bir insani yardım vakfının başkanı...

O bütün hocaların tanıdığı, güvendiği bir isim. İHH’nın merkezinde bütün cemaatlerden oluşan bir yapı var. İyi ki de o gün oradaydı, kırgınlığı sona erdirmesi, atmosferi değiştirmesi için herkesin güven duyacağı bir insana ihtiyaç vardı. Bülent Yıldırım’ın öyle bir vasfı bulunuyordu.

Nurettin Yıldız’ın “asansörde halvet”, “yastık yorgan” ve en fenası da “çocuklara yönelik evlilik” fetvası var. O günkü toplantıda, tartışma yaratan bu fetvalar gündeme geldi mi?

Nurettin Yıldız, “Bir bütün olarak bana sorulan sorular üzerine söylediğim her şeyin arkasında duruyorum çünkü ben bunu fıkhi kaynaklardan alıp aktarıyorum” diyor. Cübbeli Ahmet Hoca’nın da çok tepki çeken nal meselesi vardı. O da kendisine göre açıklayıp söylediklerinin arkasında olduğunu ifade etti.

Mesela Nurettin Yıldız, en azından yanlış anlamalar engellensin diye sosyal medyasını kapattı. Cübbeli Ahmet Hoca, Nurettin Yıldız ile ilgili videolarını çekti. Aslında şu an birçok şey yapılıyor. O fotoğraf karesinde olmayan, isimlerinin açıklanmasını istemeyen hocalar da orada vardı.

 Tarikatlara, cemaatlerin denetlenmesi gün­demde. “Hükümet bu konuda adımlar atacak” söylentisi var. Acaba bununla ilgili bir tedirgin­likleri var ve bu nedenle mi bir araya geldiler?

FETÖ meselesinden dolayı devletin tarikatlara ve cemaatlere olan bakış açısı değişti. Devlet katında cemaat ve tarikatların büyük bir kısmının milli ve yerli olmadığı düşünülüyor. Yani “Dışarıyla bağlantıları var. Halkı gözetmiyorlar, daha çok kendi çıkarlarını öne çıkarıyorlar” tarzı yaklaşımlar oluştu. “Bu ülkenin ve bu halkın faydasına çalışmıyorlar.” Yeni paradigma, Hanefi-Maturidi, biraz daha Eşarilik ile Maturidilik arasında gidip gelen, daha akılcılığı önemseyen bir paradigma olacak. Çünkü keşfe, rüyaya dayalı bir din anlayışının FETÖ’yü ürettiğini düşünen ve dolayısıyla da tarikat ve cemaatlerin yeniden yapılanması gerektiğine inanan bir sistem var. Bunu tarikat ve cemaatler de sistemin kendisi de biliyor.

“Sistem”den kastın devlet, değil mi? Devlet içinde bunu tartışıyor, konuşuyorlar mı?

Evet, tartışıyorlar ve konuşuyorlar. Çok net biçimde bu gündeme geliyor. Cumhurbaşkanlığı’nda, MİT’te de, Başbakanlık’ta da gündeme geliyor. Cemaatlerin kendisinde ve toplumda da bu tartışmalar var. Gazeteciler olarak, “Başka bir tarikatın da FETÖ gibi olmayacağının garantisi var mı?” diye sorgulamıyor muyuz? Sonuç itibarıyla devlet de bunu sorguluyor. Sorun, nasıl kayıt altına alınacakları noktasında ortaya çıkıyor. Osmanlı’da Meşait Kurumu vardı ve bunlar kayıt altına alınıyordu. Ama o kaydı kaldırdığınız andan itibaren, her taraftan kendisini şeyh, hoca ilan eden yapılar çıktı. Devletin bunları denetlemesi belki çok zor olabilir. Ama bunlara bir resmiyet kazandırıldığında belki ortak bir akıl bunlar üzerinde egemen olabilir.

‘CUMHURBAŞKANI’NIN SÖZLERİ DE TARTIŞILDI’

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu fetvalara tepki gösterdi ve “İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam’ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulaya­mazsınız” dedi. O gün hocalar toplantısında Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri de tartışıldı mı?

Çok açık konuşmak lazım, evet tartışıldı. “İslam, kendisini ihya eden, ıslah eden bir dindir. Yani sürekli fetva mekanizmaları karşısında kendini güncelliyor ama sabit ayetler üzerinden bir güncelleme kastedili­yorsa bu yanlıştır” denildi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ikinci konuşması da bunun böyle olmadığını çok net ortaya koydu. Ayetin güncellemesi olmaz, fıkhın gün­cellemesi olur. Orada Sayın Cumhurbaşkanı, “Konuş­ması gerekenler konuşmuyor” dedi. Anahtar cümle o. Sadece Diyanet değil. Bu ülkenin ilahiyat fakülteleri, hocaları asıl meseleleri konuşmuyorlar. Konuşanlar da bir şekilde işlerine gelmediği için ötekileştiriliyor.

İSMAİLAĞA DÂHİL TARİKATLARIN BÜYÜK BİR KISMI KADIN TARİKATIDIR

Peki, bu cemaatlerin kadına bakışı nasıl? Çünkü en çok da kadın üzerinden o tuhaf fetvaları veriyorlar.

Bence Türkiye’de tarikat ve cemaatleri konuşan, tartışan herkesin gözardı ettiği bir şey var. İsmailağa dahil, aslında bu tarikatların büyük bir kısmı kadın tarikatıdır. İsmailağa’nın yüzde 60’ı kadındır. Erenköy’de, Yahyalı’da, Menzil’de de kadın ağırlığı çok fazladır.Hocanın biri, “Ben bazı vaazlarıma kadınlar gelmesin, ortam uygun değildir, dediğimde salonun yarısını zor dolduruyorum” dedi. Bu kadar etkinler.

Peki, güçlüler mi, yoksa bu yapıların erkek egemen olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bence çok güçlüler, çünkü biz farkında değiliz ama birçok cemaatin işlevsel yapısı kadınlar üzerinden devam ediyor. Yani erkekler görünürde.

Örgütlenmeyi mi kastediyorsunuz?

Örgütlenmeyi, ev sohbetlerini, kadınlar bir araya gelmesini, kocalar üzerindeki etkilerini kastediyorum. Ailede kadın o anlamda karar verme mekanizmasında düşünüldüğü kadar pasif değil. Kadın etkisini az çok biliyordum ama bu kadar egemen olunduğunu bilmiyordum. Kadın meselesinin çok fazla gündeme gelmesinin de kadınların ağırlıklı olmasından dolayı yaşanan sorunlardan mı ortaya çıktığını düşünmeden edemedim.

Peki, o kadınların bu fetvalar karşısında bir tepkisi var mı?

Kendi içlerindeki tartışmalardan az çok başka kadınlar üzerinden haberdar oluyoruz. Onlar da kendileriyle ilgili tartışmalara, “Kur’an ne diyor? Hoca buna nasıl bakıyor? Hocanın kendi görüşü mü?” soruları üzerinden bakıyorlar. Bu noktada üslup sorunuyla ilgili çok ciddi sıkıntıları var. Kişisel bir fetva istemişseniz, bu fetvayı da kalkıp halk kesimine söylediğinizde doğal olarak tepki konuluyor.

Buna tepki konuluyor ama kadınların, “Ya siz işinize bakın” dediği bir durum da yok galiba.

Hocanın kendisine gelen fıkhi soruya, “Ben bakmıyorum” deme hakkı yok. Ama “Onu toplumun önünde mi söylemeli, yoksa kişiye özel mi fetva vermeli?” sorusu tartışılıyor.

Yanlış fetvanın toplumu bireyseli mi olur?

Bize göre yanlış fetva. “Ben tarihsel süreç içerisinde fetvanın şu kısmını veriyorum. Başka hoca çıkar diğer kısmını verir” diyor. Ali Rıza Demircan, cinsellikle ilgili bir kitap yazdı. Açık söyleyelim, Ali Rıza Demircan yazana kadar kadın ve cinsellik konusunda İslam fıkhını biz bilmiyorduk. O biraz daha bunu kamuya mal etti. “Fetva neye göre olmalı?” sorusu var. FETÖ’den sonra, “Devlete göre fetvayı vereceksin?” tartışması çıktı. Devlete göre fetvayı verdiğin andan itibaren zaten din olmaz. Çünkü fetva Kur’an’a göre verilir. Bu dengeyi sağlamamız gerekiyor.

Ropörtaj : Gazete Habertürk'ten Kübra Par’
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder

Haberi Dostlarınızla Paylaşabilirsiniz