Müftü Keçi Çaldı




Müftüye yine keçi çaldırdılar

Ortalık iç karartan haberlerden geçilmiyor.

Öyle zamanlar oluyor ki insanın “Bu kadar da olmaz. Bu memlekette hiç mi iyi-güzel şeyler olmuyor?” diye avaz avaz bağırası geliyor.

Aslında oluyor. Oluyor olmasına ama bazıları bile-isteye yalan-yanlış haberlerle kendilerince gündem oluşturuyor. “Bir kısım medya” algı operasyonlarına yeniden hız verdi. Operasyon çekmeleri için ufacık bir kıvılcım yetiyor. Olan-biteni kendi arzuladıkları istikamette evirip çeviriyorlar. Tabiri caizse milletin ensesinde boza pişiriyorlar.

Kendilerince uydurdukları makbul, tek tip bir dünya görüşü dayatmanın peşindeler. Bunlar üzerinden mütedeyyin kesime parya muamelesi yapmaya da devam ediyorlar.

Eğitimden adalete, ekonomiden sosyal hayata, sanattan siyasete,  din dâhil hemen her alanda hem savcı hem de hakim rolüne soyunup verdikleri hükümlerle istediklerini hemen aforoz ediveriyorlar.

Kendilerince makbul olmayan insanları hedef tahtasına oturtup istedikleri sonuçları elde etmede bir sıkıntı yaşadıklarını söylemek ise hayli zor. Bu “bir kısım medya”nın yayınları her ne hikmetse ihbar kabul edilip itibar görüyor ve gereği yapılıveriyor.

İslâm’ı bir din olarak kabul edip ilkelerini gündelik yaşantılarında tatbik etmek isteyenlere kendilerince icat ettikleri farklı bir İslâm’ı dayatan bu kesim o kadar pervasız ki, “Bu ülkeyi ben yönetiyorum, her şeyin kural ve kaidelerini ben koyarım, ben ne dersem o olur. Ve de herkes bunu kabul edip uymak zorundadır” demektedir.

“Müftü keçi çaldı” haberinin güncel versiyonu yeniden hortladı. Bilen bilir de bilmeyen için yeniden hatırlatayım. “Keçi çalan müftü” 1950’lerin ikinci yarısında yaşanan bir olayın ardından neredeyse atasözü halini almış bir hadise. Merhum Osman Yüksel Serdengeçti bu olayı şöyle anlatır:

“Cumhuriyet’in birinci sayfasında, ‘Bir müftü keçi çaldı’ başlıklı bir haber vardı. Bu müftü, Reyhaniye Müftüsü’dür. Hâdise tamamen yanlış aksettirilmiştir. Hâkikatte keçiyi çalan müftü değil, müftünün keçisi çalınmış, müftü efendi mahkemeye müracaat etmiştir. Zavallı hoca, gazeteye tekzip gönderir. Mağrur ve koca Cumhuriyet tekzibi neşretmez. Hoca, vaziyeti, ait olduğu daireye yazar. Daire de Cumhuriyet’ten korkmaktadır. Hâdise karanlık, karışık bir hâdise değildir. Elimizde mahkeme ilâmı vardır. Müftünün keçisi çalınmıştır. Hayır, bunu Cumhuriyetçiler kasten ‘Müftü keçi çaldı’ şekline inkılâp ettirmişlerdir..."

Bu kez bu olayın bir benzeri İstanbul’da bir vapurda yaşandı.

Sokak Müzisyenleri (ne demekse) kendilerini dinlemek istemeyen bir yaşlıya hem sözlü hem de fiili saldırıda bulundu. Akabinde yaşlı amcanın tepki vermesi “bir kısım” medyada çok farklı yer aldı: “Takkeli yaşlı adam vapurdaki müzisyenlere ‘bunlar misyoner’ diyerek saldırdı”,  “Vapurdaki müzisyenlere kan donduran saldırı” ibaresini uygun görüldü.

Yaşlı amcaya ağza alınmayacak küfürler edip tam kapıdan çıkarken arkadan çaktırmadan tekmeleyen siyah şapkalı ve sakallı genci nedense kimse görmek istememiş. Ayrıca olayın en başlangıcı videoda yok. Orta yerden bir video var ve küfürler-hakaretler sansürlenmiş. Adamın o fiziki müdahaleden sonra tepesinin atması ve geriye dönüp tepki vermesi görülüyor sadece.

Asansöre binmekte olan tesettürlü bayana tükürüp hakaretler eden adamın serbest bırakılmasının üstünden çok geçmeden bu olay yaşandı ve dedesi yaşındaki adama ağza alınmayacak küfürler-hakaretler edip arkasından tekme atanlara tek laf etmeyenler yaşlı adamı “Kan donduran saldırıyı yapan Takkeli adam”a dönüştürüverdiler.

Geriye bir tek adamın eline “kör bağ bıçağı-testere” vermedikleri, bir de “Allah-u Ekber, Şeriat isteriz” dedirtmedikleri kaldı.

Güzellikler sizinle olsun…

İbrahim Kılıç / Dirliş Postası Yazarı
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder