mahihaber Vaaz ve İrşad Hizmetlerinde Usul / Yöntem - Mahihaber
HADİSLERDEN

Vaaz ve İrşad Hizmetlerinde Usul / Yöntem




İnsanları iyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmak dinî bir görev olduğundan (Âl-i İmran, 3/104, 110; Tevbe, 9/71.) İslamiyet’te vaaz ve irşadın önemi büyüktür. Bu önemli görevi icra ederken usul ve yöntem de çok önemlidir. Çünkü kurulacak olumsuz bir cümleyle insanların hayatları altüst olabilir. Bu bakımdan vaaz ve irşat hizmetlerinde ne söylediğimiz kadar neyi, nasıl ve ne zaman söylediğimiz ve neye dayanarak söylediğimiz de önem arz eder. Din hizmetinde bulunan din gönüllülerimizin bu vazifeyi icra ederken sahip olmaları gereken bazı nitelikler ve takip etmeleri gereken kimi usul ve yöntemler vardır.

Mesleğin gerektirdiği ilmî donanıma sahip olmak

Vaaz ve irşat faaliyetlerinde bulunacak kişilerin mesleğin gerektirdiği ilmî birikime sahip olmaları gerekir. Bu bilgi genel mesleki bilginin yanı sıra irşat yapılacak özel alanla ilgili güncel, aktüel ve uzmanlık gerektiren bilgiyi de kapsamaktadır. Zira yeterli bilgiye sahip olmadan dinî konularda hüküm vermek ve beyanda bulunmak ağır bir sorumluluğu beraberinde getirmektedir. (bk. A’raf, 7/33; İsra, 17/36; Nahl,16/43.)

Konuya hâkim olmak

Etkili bir konuşma iyi bir hazırlığın ürünüdür. Konuşma âdeta bir seyahate benzer. Seyahate çıkacak kişi bir yolculuk planı yaptığı gibi, vaaz ve irşat faaliyetlerinde bulunacak kişi de konuşmasını önceden planlamalı, nereden başlayıp nereye varacağını ve ne gibi mesajlar vereceğini belirlemelidir. Aksi takdirde konuşmasına nereden başlayacağını, nereye varacağını bilmeden söze başlayan hatip konuyu dağıtacak, vermek istediği mesajı veremeyecektir.

Niyeti halis, hedefi Allah rızası olmalı

Müslümanların ibadet ve davranışlarının Allah katındaki temel değerlendirme kriteri niyet ve ihlastır. İhlas, inanç, ibadet ve eylemlerimizde samimi olmak, her işimizi yalnızca Allah için yapmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde, “Din, samimiyettir.” (Müslim, İman, 95.) buyurmuşlardır. Din gönüllüsü de vaaz ve irşat hizmetlerini ihlas eksenli yapmalı, hizmetlerinde Allah’ın rızasını esas almalı, “Acaba nasıl konuşursam, nasıl davranırsam Allah beni beğenir, benden razı olur?” düşüncesiyle hareket etmeli; riya ve gösterişten sakınmalı, nefsini ön plana çıkarmamalı; dikkatini ilahî mesaja yoğunlaştırmalıdır. Aynı şekilde şehvet, şöhret ve servet tuzağına karşı dikkatli olmalı, değerlerinden taviz vermemeli, meşru olmayan dünyevi tekliflere karşı Hz. Peygamber gibi, “Değil ki yaptığınız bu teklifleri kabul etmek, güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz yine de ben bu davadan vazgeçmem.” diyebilmelidir. Vaaz ve irşat hizmetlerinde bütün peygamberlerin Kur’an’da ortak ifadesi olan, “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.” (Şuara, 26/109.) prensibine bağlı kalmalıdır.

Hâl ehli olmak

Hâl ehli olarak inandığı ve yaşadığı dini anlatmak peygamberlerin tebliğdeki en önemli metotlarından biridir. Zira etkili anlatım, ilahî mesajın anlatan tarafından bizzat içselleştirilip yaşanmasıyla olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), yüce Allah’tan gelen ilahî vahyi kul olarak herkesten önce kendisi inanıp tatbik eder, rasul sıfatıyla da insanlara tebliğ ederdi. Bir ayet-i kerimede bu durum şöyle haber verilmektedir: “Peygamber kendisine indirilene inandı, müminler de inandılar.” (Bakara, 2/285.) Yine; “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar.” (Hud, 11/112.) “(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Şûra, 42/15.) ayetinde Hz. Peygambere ve müminlere yüce Allah’ın emrettiği şekilde hayatlarının bütün alanlarında dosdoğru olmalarının emredilmesi, vaaz ve irşat faaliyetlerinde bulunacak kişilerin yaşantılarının sözleriyle bütünleşmesi konusunda önemli mesajlar vermektedir. Nitekim geçmişte sözlü irşat faaliyetlerinin yapılamadığı dönemlerde hâl ehli olan insanların yaşam tarzları tebliğ fonksiyonunu icra etmiş, birçok insanın hidayetine vesile olmuştur.

Vaaz ve irşat hizmetlerinde bulunan din gönüllüsü de, insanları davet ettiği prensiplere kendisi içtenlikle inanır ve inancını salih amele, güzel ahlaka dönüştürürse yaptığı hizmetin olumlu etkileri muhatapların üzerinde görülür. Kur’an-ı Kerim’de davet ehlinin bu özelliklerini anlatan ayette de; insanları “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım!’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussılet, 41/33.) buyrularak insanları hakka davet edenlerin salih amel sahibi olmaları gerektiği önemle vurgulanmaktadır.

Anlattığı hakikatleri hayatlarında uygulamayanlar ise yüce Allah tarafından uyarılmaktadır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba sebeptir.” (Saf, 61/2-3.) “Siz Kitabı okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?” (Bakara, 2/44.)

Tabiinin önde gelen âlimlerinden Süfyani Sevri de bu prensibe şöyle dikkat çekmiştir, “Söz kabul edilmez amel olmayınca; amel kabul edilmez ihlas olmayınca; ihlas da kabul edilmez Kur’an ve sünnete uygun olmayınca.”

O hâlde bu ulvi görevi yapanlar tıpkı Rasulüllah gibi hâl ehli olmalı, ahlakı, yaşantısı, davranışı Kur’an’a uymalı; işe kendisinden ve ailesinden başlamalı, eylem ve söylemleri bütünlük arz etmeli, ameli, sözünden daha önde olmalıdır.

Yazının devamı Diyanet dergisinde

Yazan  Dr. Muhlis AKAR | Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
diyanetdergi.com
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder