HADİSLERDEN

Haberi Paylaşabilirsiniz

Türkiye’ye Gelen 105 Güzel Müslüman



İbn Haldun Üniversitesi ve El-Medine Enstitüsü'nün organize ettiği ‘Suhba Burs Programı’ ile 10 farklı ülkeden 100’ü aşkın Müslüman aileleriyle birlikte İstanbul’da on aylığına misafir edilerek İslami ilimler ve Arapça eğitimi aldılar. Biz de program deneyimlerini hocalarıyla ve misafir öğrencilerle Dünya Bizim'den Abdullah Güner konuştu

İbn Haldun Üniversitesi ile El-Medine Enstitüsü işbirliğinde İstanbul’da “Suhba Burs Programı” adında bir etkinlik düzenlendi. Aralarında Amerika, Kanada, İngiltere, Güney Afrika, Pakistan başta olmak üzere 10 farklı ülkeden 100’ü aşkın Müslüman aileleriyle birlikte İstanbul’da on aylığına misafir edildi. Program süresince katılımcılara üç dönem (4-4-2 ay) İslami ilimler ve Arapça eğitimi verildi. Tatil zamanlarında ise İstanbul başta olmak üzere Konya, Bursa, Edirne gibi Türkiye’nin farklı şehirlerini gezip görmeleri sağlandı.

Muhammed Er Hoca’dan icazetli Nakşi Halidi Şeyhi Muhtar Mağravi liderliğinde yapılan programda, bireylerin kendi kendilerine değişmeleri sağlayarak manevi potansiyellerini artırmaları hedeflendi. Üsküdar’da Valide-i Atik Külliyesi’nde eğitim gören misafirler arasında günlük hayatta avukat, doktor, yönetici, kick boksçu, mimar, mühendis, üniversite öğrencisi olan dervişler de bulunuyordu. Nefis tezkiyesi, usul-i fıkıh, hadis usulü, siyer ve akaid dersleri alan misafirler, sene içinde yapılan etkinliklerle İslami kültürü yaşayarak deneyimleme fırsatı buldular. Biz de Türkiye’de benzeri olmayan “Suhba Burs Programı” deneyimlerini hocaları ve öğrencileriyle konuştuk.

İstanbul buluşma merkezi oldu

İyad Erbakan (Suriye/Türkiye – Arapça hocası)

Programa katılan arkadaşlar çok gayretliydiler. Ödevleri ne kadar çok olursa olsun yapıyorlardı. İlk haftaki gayretleri ile son hafta gösterdikleri gayret aynıydı. Ben böyle karışık bir ortamda hiç ders işlememiştim. Hepsi birbirinden farklı ama sanki bir aile gibiydiler. Hocalara karşı çok saygılıydılar. Bir de arkadaşlar çok kültürlü insanlardı, zihinleri açıktı. Farklı alanlardan geliyorlardı ve çok mütevazı insanlardı. Benim dersime katılan öğrencilerin hepsi benden yaşlıydı ama çok edepli davranıyorlardı. Çok sade insanlardı; kıyafetleri, konuşmaları, oturmaları sadeydi. ABD’de, Kanada’da yaşayanlar vardı ancak Batılı gibi değillerdi. Orada yaşıyorlardı ama bir hayranlıkları yoktu.

Yeni bir şey öğreniyorlardı ve her biri heyecanla, ilgiyle dersi takip ediyordu. Benim derse çalıştığımı gördüklerinde onlar derse daha çok çalışıyorlardı. Her zaman soru sorabiliyorlardı, birebir ilgileniyordum. Onlar da “Bize niye bu kadar hizmet ediyorsunuz? Biz Amerika’da böyle hizmet görmedik!” diyorlardı. Kendi ülkelerinde okurken sınıftan çıktıktan sonra hocalarıyla iletişimi kesilirmiş, burada tam tersini yaşamışlar. Arkadaş gibi istedikleri zaman bana soru sorabiliyorlardı, konuşup muhabbet edebiliyorduk. Bu da onların çok hoşuna gitti.

Biz, ilim yolculuğunu biliyoruz, bir de “nefis tezkiyesi” eğitimi var. Bunun birebir eğitimini aldılar ve bunu yaşayarak deneyimlediler. Bu bizi de çok etkiledi. Biz buradayız, her şey istediğimiz gibi ama nefis tezkiyesi meselesine bu kadar önem veremiyoruz.

Bu arkadaşların çoğu Amerika’dan geldi, biz hocalar Şam’dan buraya geldik. Burada İstanbul’da Şamlılar, Amerikalı Müslümanlara Arapça öğretiyoruz. Bu ilginç bir deneyim.

İstanbul dergâh gibi bir buluşma merkezi oldu. Ne kadar güzel bir yerde yaşıyoruz, bu program vesilesiyle bir kez daha görmüş olduk.

Programın iki ana hattı var: hayat ve miras

Dr. Ahmed Snobar (Ürdün/Türkiye – Arapça Koordinatörü/Hadis doktoru)

Dünyada Arapçayı sıfırdan öğrenmek isteyenler için İstanbul kadar coşku ve enerji dolu başka bir şehir yoktur. Çünkü şu anda İstanbul, Arapça eğitimi için kurulmuş dil merkezleri, kursları ve enstitüleriyle dolu bir şehir.

İbn Haldun Üniversitesi ile bir Arapça eğitim programı tasarladık. Hocalarımızı itinayla seçtik. Öğrencilerimiz ise dünyanın muhtelif yerlerinden gelen fakat çoğunlukla Amerika ve Kanada'dan olan bir gruptan oluşuyor.

Programımızın temayüz ettiği iki ana hattı var: hayat ve miras. Öğrencilerimize Arapçayı hem gündelik hayatta konuşmak hem de dini ve geleneksel kaynakları (tefsir, hadis, hikâyeler, tarih metinleri vs.) anlamak üzere öğretiyoruz. Derslerimizi, öğrencilerimizin İstanbul’un manevi havasını soluyacakları otantik bir mekânda, Üsküdar’da Valide-i Atik Külliyesi’nde yapıyoruz. Geride bıraktığımız dönemde hocalarımız grubumuzdan gerçekten çok memnun kaldı. Geçtiğimiz on beş yılın en güzel programlarından biri olduğunu söyleyebilirim.

Amacımız Türkiye’nin İslami mirasını görmek

Şeyh Muhtar Mağravi (ABD – Fizik Profesörü/Nakşi Şeyhi)

Bu sohbet programıyla amaçladığımız Türkiye’deki İslami mirası görmek. Burada hepimiz ailelerimizle birlikte bir sohbet grubu oluşturduk. Maksadımız Efendimizin (sav) sahabe-i kirama öğrettiği gibi yaşayarak, tecrübe ederek ve bir uhuvvet içerisinde ilim edinerek dinimizi hakkıyla yaşamayı öğrenmek. Allahtan niyazımız, bize hakiki manada bir muhabbet bahşetmesidir.

Kendimi tanıma fırsatı buldum

Mutasım Atiye (ABD – Bilgisayar Mühendisi/Program Koordinatörü)

Aslen Filistinliyim ama Kuveyt doğumluyum. İki yaşındayken Amerika’ya göç etmişiz. Bu da New York’ta Şeyh Muhtar’ın murakabesi altında büyümeme vesile oldu, elhamdülillah. Hocamı otuz senedir tanıyorum ve otuz sene boyunca onun kalbini her daim Allah Teala ve Peygamber Efendimizle (sav) irtibat halinde tutmaya çalışan bir kul olduğuna şahit oldum.

Zaman geçtikçe ve bilhassa çocuk sahibi olduktan sonra Şeyh Muhtar’la daha çok vakit geçirmek istedim. Çünkü onun hayat tarzını ve mirasını kendi hayatıma ve çocuklarıma aktarmak istedim. Bir gün dedim ki: “Üstadım, acaba bir yıl boyunca beraber yaşamamıza ne dersiniz?” O da dedi ki: “Nasıl yani?” Dedim ki: “Yani ailelerimizi alsak bir yıllık Türkiye’ye taşınsak. Ben Arapça çalışmalarıma yoğunlaşırım ve bir yıl boyunca sizden yakından eğitim alırım.” Kendisi de “Müsaade et, bir istihare edeyim!” dedi. Üç ay sonra bana “tamam” dedi ve sekiz kişi, o ve ben ve ailelerimiz bir yıllık Türkiye’ye gelmeye karar verdik. Lakin birden başkaları da haberdar oldu ve “Biz de gelebilir miyiz?” dediler.

Gittikçe daha fazla kişi katılmak istedi. Ta ki o kadar büyük bir grup oluştu ki mecbur resmi program yapmak zorunda kaldık. Sonunda 10 farklı ülkeden katılan tam 105 kişi olduk. Nitekim bu güzel ülkeye, bu güzel Osmanlı mirasını tecrübe etmeye ve Şeyh Muhtar’la bir arada ders yapmaya geldik. Amerika'da yetişen Arap kökenli birisi olarak bu program vesilesiyle kendi aslımı tanıma fırsatı buldum.

Hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum

Riyad Saluci (Güney Afrika/Kanada – Avukat)

Kanada’da siyasi-medyatik eylemcilikle meşguldüm ve İslami ilimleri araştırmaya karar verdim. Güney Afrika’ya gittim ve orada belli bir süre İslami ilimleri öğrenmeye talip oldum. Bu arada devamlı Şeyh Muhtar’la irtibattaydım.

üney Afrika’da Şeyh Muhtar’la beraber vakit geçirmek nasip olmamıştı. Bu program onun ilminden, maneviyatından ve irşadından istifade için bir fırsat oldu. Ailemle karar aldık ve hep beraber geldik. Elhamdülillah, muhteşem bir tecrübe oldu. Hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum. Beş kızım var ve şimdi hiçbiri İstanbul’dan ayrılmak istemiyor. Hatta bir tanesi ille de Türk vatandaşı olmak istiyor.

Hayatımda birçok ülkeyi gördüm. Müslüman ülkelerinin hepsi kendine has bir güzelliğe sahip fakat İstanbul ayrı bence. Buradaki İslami sanat, mimari, camiler, türbeler, büyük zatlar, evliyalar, ulemalar... Türkler İslam’ı özümsemişler ve İslami bir kültür ortaya koymuşlar. İstanbul’un ihtişamını ve güzelliğini başka yerlerde görmedim.

Burada öğrendiğim ilim ve tecrübe ettiğim maneviyat benim için çok kıymetli. Türkiye’de insanların dini miraslarına sarılıp onu muhafaza ettiklerini gördüm. İnsanlar burada Müslüman kimlikleriyle gurur duyuyor. İlmi, canlanmış bir şekilde manevi bir havaya bürünmüş halde içinize çekiyorsunuz ve programda bunu kalbinizde hissediyorsunuz. İşte bu programımızı benzeri olmayan bir tecrübeye dönüştürüyor.

Türk milleti çok cana yakın

Rahim David Artnath (ABD – Mimar)

İsmim David Artnath ama Müslüman olduğumdan beri bana Rahim derler. Amerikalıyım, Kaliforniya, Los Angeles’ta yaşıyorum. Bir buçuk sene önce Müslüman oldum. Hanımım 14 yıl evvel Müslüman olmuştu benim de yavaş yavaş kalbim İslam’a ısındıktan sonra İslam’la müşerref oldum, elhamdülillah.

Bu programı eşim buldu. Eşimin anne ve babası vefat ettikten sonra manevi yönden böyle bir şeye ihtiyacımız vardı. Aslında ben Arapça derslere katılmayı düşünmüyordum ama bir süre sonra birkaç derse katıldım ve manevi lezzetine varınca Şeyh Muhtar’ın da derslerine devam etmeye başladım. Daha sonra iyice içimiz ısındı.

Gerçekten kaynaklar açısından çok zengin bir ülkede yaşıyorsunuz. Türk milleti de çok cana yakın. Burada kendimi gerçekten güvende hissediyorum. Özellikle metroyla seyahat etmekten hoşlandım. Los Angeles’ta otobüslerde olsaydım kendimi bu kadar emniyette hissedemezdim.

Burayı öyle sevdim ki eve dönmek istemiyorum

Muhammed Davis (ABD – Kick boksçu)

İki yaşımdayken babamın dini ve İslami araştırmaları sebebiyle ailecek Yemen’e taşındık ve on yıl sonra tekrar ABD’ye geri döndük. On yıl İslam diyarında on yıl da Amerika’da yaşadım. Yani burada olmak şu an benim için vatanıma dönmek gibi oldu. On yaşımdan beri kick boks yapıyorum. WBC (Dünya Boks Konseyi) milli şampiyonuyum, Amerikan Muay Thai serbest dövüş şampiyonuyum.

Burada olduğum için çok mutluyum, burası çok büyük bir nimet. Açıkçası ilk geldiğimde biraz endişeliydim. Yani rahat hayatımı bir kenara bırakıp tanımadığım bir yere gideceğim diye bir his vardı içimde. Ama artık burayı öyle sevdim ki eve dönmek istemiyorum.

Gayrimüslim bir ülkede yaşamak insanın dini hayatını çok etkiliyor. Sanki bir nehirde akıntıya karşı yüzüyormuş gibi. Dikkat etmezsen seni alıp götürür. Buraya gelmemin sebebi aslında imanımı tazelemek, kuvvetlendirmek ve dini hayatıma can katmaktı. Maksadım geri döndüğümde gençliğe iyi bir örnek olmak. Çünkü kick boks ve dövüş sanatları dünyasında gençliğin bakıp örnek aldığı birçok meşhur insan var fakat ne yazık ki bunların arasında Müslüman sayısı pek az, Müslüman olanlarsa maalesef gençlere iyi örnek sayılmazlar.

Hedefim dinine göre amel eden birisi olmak. Dininden ötürü utanmayan bir Müslüman olarak görülmek. Nitekim Batı’da meşhur olan Müslümanlar maalesef dini kimliklerini saklıyorlar. Mesela ismi Muhammed ise kendisine kısaca “Mo” denilmesini istiyor. Böyle olması çok abes, böyle olmamalı. İşte bu yüzden rol model olmayı hedefliyorum. Bunun için kendimi güçlendirmeli ve nefsimi tezkiye etmeliyim. Bu anlamda Muhammed Ali benim kahramanımdır. Asla onun kadar olamam, yalnızca onun ayak izlerine basabilmeyi arzuluyorum.

Türkiye’de imanımı tazeledim

Samir Amus (ABD – Üniversite Öğrencisi)

Aslen Filistinliyim. Annem ve babam doksanlı yılların başında Amerika’ya göç etmişler. Dallas’ta Texas Üniversitesi’nde işletme okuyorum. Bir yıl boyunca İstanbul’da Arapça ve İslami ilimler okumaya geldik. İstanbul’da olmak inanılmaz bir duygu. Dünyada birçok yere gittim, gördüm ama İstanbul farklı. Evliyaların bulunduğu yerlerde bulunmak, onların yürüdüğü yollarda yürümek çok başka.

Türk milleti bence çok ama çok cömert bir millet. Benim gibi misafirlere hatta bütün insanlara daima ellerinden gelen en iyi şekilde davranıyorlar. Allah onların bu güzel hasletlerini artırsın.

Açıkçası Amerika’dayken maalesef dini hayatımda bir gevşeklik vardı. Fakat buradayken sanki imanımı tazelemiş ve Allah ile aramdaki ilişkiyi ve dinime karşı ciddiyetimi kuvvetlendirmişim gibi hissediyorum.

Türkiye’de bulunmak büyük bir nimet

Abdulbasit Khan (Kanada – Avukat)

İbn Haldun Üniversitesi vesilesiyle El-Medine programı bünyesindeki kardeşlerimle birlikte Türkiye’ye geldik. Allah nasip etti ve Şeyh Muhtar Hocamızla beraber bir senedir Valide-i Atik Külliyesi’nde sürdürdüğümüz program dahilinde çok güzel eğitimler aldık, tecrübeler edindik. Türkiye’de bulunmak hakikaten büyük bir nimet. Burada bize Allah’tan nimet üzerine nimet geldiğini gördük.

Türk milleti Resulullah’ın sünnetini yaşıyor

Naim Saluci (Güney Afrikalı / Kanada – Şirket yöneticisi)

Kanada’da yapay zeka geliştiren küçük bir şirketin yöneticisiyim. Bu program için her şeyi bir yıl dondurup gitme kararı aldığımda çevremdeki bütün insanların tepkisi aynı oldu: “Nasıl gidersin, çok zor değil mi?” Açıkçası benim için hiç zor bir karar değildi. Özellikle Şeyh Muhtar gibi mümtaz bir hocanın murakabesi altında, böylesine güzel insanlar eşliğinde olmak ve Türkiye gibi benim için çok özel, gönlümde yeri olan bir ülkede bulunmak... Bütün bunlardan sonra kararımı son derece kolay verdim, geldim.

Türk milleti Resulullah’ın sünnetini, yani o numune şahsiyeti özümseyip asırlar boyu muhafaza etmiş. Burada güzel ahlaklı, güler yüzlü insanları gördüğümde aslında bize o numune karakteri talim ettiklerini gördüm. Sadece sözde kalmıyorlar, yaşıyorlar. Allah’ın sevdiği hasletleri ve Peygamberimiz’in sünnetini birebir fiiliyatta görünce bunlar kalbime nakşoluyor.

Programla ilgili paylaşımlara enstitünün Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz.

Not: Söyleşinin bazı kısımları Genç Dergi’nin 142. sayından alınmıştır.

Abdullah Güner / Dünya Bizim'den alınmıştır
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder

Haberi Dostlarınızla Paylaşabilirsiniz