HADİSLERDEN

Haberi Paylaşabilirsiniz

Arabistan'daki Lanetli Şehir, Hicr




Suudi Arabistan'ın saklı şehri Mada'in Saleh UNESCO'nun Dünya Miras Alanı Listesinde yer almasına rağmen, varlığı hâlâ çok az kişi tarafından bilinen bir yerdir.

Adını Salih peygamberden alan ve halk arasında lanetli yer olduğuna inanılan ve Kayalık arazi anlamında Hicr ve Hegra isimleriyle de bilinen Suudi Arabistan'ın Mada'in Saleh alanı Al-Ula kasabasının 20 km (12.4 mil) kuzeyinde, Medine'nin 400 km (248.5 mil) batısında ve Petra'nın 500 km güneydoğusunda İslamiyet öncesi eserlerin bulunduğu yerleşim merkezidir.

M.Ö. 1 - 74 arasında insanların en görkemli dönemlerini yaşadığı tahmin edilen Salih Kenti'nde yaşananlar oldukça belirsizdir.

Arap gezgini el-Mawdasi 10. yüzyılda, İbn Battuta 14. yüzyılda ve Charles Doughy Viktorya döneminde buradan söz ediyor.  Ancak alan hakkındaki en ayrıntılı bilgiler sadece 20. yüzyılda, Osmanlı Devleti tarafından inşa edilen Hicaz demiryolu hattı döneminde elde edildi.

Mada'in Saleh Suudi Arabistan'ın ilk Dünya Mirası listesine giren eseridir.

Suudi Arabistan yönetimi tarafından uzun süre adeta gözlerden uzak tutulmuştur.

Alanın fazla tanınmamasında halk arasında 'lanetli' olduğuna inanılmasının payı da vardır.



Bu alan neden lanetli...

Kur’an-ı Kerim’de de zikredilen Semud (Thamud) kavmine gönderilen Salih peygamber kıssasında anlatılan Kayadan Çıkan Deve olayının burada yaşandığına inanılıyor. Mucizeye rağmen Semud halkının peygambere inanmadığı için lanetlendiği inancı yöreyle bütünleştirilir.

Geç antik döneme ait yapılar içeren bölgede, Nabatean Krallığı'na ait oymalarla süslenmiş 131 adet anıt mezar bulunmaktadır. Yapılan arekolojik kazılarda1. asra ait kumaşlar, merhemler, resimler, yerleşim birimleri, pazar yerleri ve kanat denilen su kuyuları ile su kanallarına ait izler bulunmuştur.

Mada'ın Saleh 3 ayrı bölüme sakiptir

İlk bölüm, birinci yüzyılda inşa edildiği tahmin edlen antik kenttir. Harabelerin çoğunluğu hâlâ kumla kaplı olduğu için, Mada'in Saleh'in en az bilinen kısmıdır. Arkeolojik kazılarda, seramik ve madeni paralar gibi gündelik objelerin yanı sıra muhtemelen bir kale ya da kent suru ile tapınak izlerini ortaya çıkarılmıştır.

İkinci bölüm;  ibadet alanı Jabal İthlib'tir. 'Dağların Efendisi' denilen Dúshana'ya tapıldığı sanılıyor. Sitenin kuzeydoğusundadır. 40 metre yüksekliğindeki oyma kaya koridoru ile sarılmıştır.


Üçüncü bölüm; mezarlıklardır. Arkeolojik alanın en ünlü bölümüdür. 100'den fazla anıtsal mezara ev sahipliği yapmaktadır. Mezarlar mitolojik figürlerle süslüdür; maskeler, kartallar, aslanlar ve yılanlar. Mezar kitabeleri, gömülü kişinin sosyal durumunu açıkça belirtir. Süslü kapıların aksine, mezarların iç kısmı dekorasyondan yoksun düz duvarlardan oluşmaktadır.

Alanda gezilebilecek en ünlü kalıntılar şu şekilde adlandırılır:


Kasr al-Saneh , Al Khuraymat , Kasr Al Bint , Fil kayası (Sakharat al-Fil – Elephant Rock),
Mahalab Al Naqa (dişi deve sarnıcı) , Cebel Al-Akma kitabeleri , Kerpiç evler, Al-Ula Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

****

SEMUD KAVMİ VE SALİH PEYGAMBER

Semud, Ad'dan sonra idi. Onların yurtları, Hicaz ile Şam arasındaki Vadi el-Kura ve çevresinde meşhur olup, Allah Resulü (s.a.v.), hicretin 9. senesi Tebük 'e giderken, onların yurtlarına uğramıştı.

İmam Ahmed'in, İbn Ömer'den rivayetine göre: Allah Resulü (s.a.v.), insanları Tebük'e indirdiğinde; onları, Semud'un evleri yanındaki Hicr'e götürmüştü. İnsanlar, Semud'un su içmiş olduğu kuyulardan içtiler, onlardan hamur yaptılar ve kazanlarına onlardan su doldurdular. Allah Resulü onlara emretti de, kazanları döktüler ve hamurları develere yem yaptılar. Sonra Allah Resulü, onları oradan kaldırıp Salih'in Devesi'nin su içmiş olduğu kuyunun yanında konaklattı. Ve azap olunmuş kavmin yurduna girmelerini yasaklayarak:

"Şu azap edilenlerin yanına, ancak ağlayarak giriniz. Onların başına gelenlerin bir benzerinin sizin başınıza gelmemesi için, eğer ağlayarak girmemişseniz, oralara girmeyiniz" buyurmuştur.
(Hadisin aslı, Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde, başka bir şekli ile tahric edilmiştir.)

İmam Ahmed'in, Cabir ibni Abdullah'a başka bir rivayetine göre: Allah Resulü(s.a.v.), Hicr'e uğradığında:

"Mucizeler istemeyiniz. Salih'in kavmi mucize istemiş ve deve şu dağ yolundan gelmiş, şu dağ yolundan çıkmıştır. Rab'lerinin emrine isyan etmiş ve onu boğazlamışlardı. Bir gün deve onların suyunu içiyor, bir gün de onlar devenin sütünü içiyorlardı. Onu boğazladılar da, Allah'ın Haremi'nde(Mekke) olan bir kişi dışında herkesi helak eden bir sayha onları yakalayıverdi" buyurdu.

(Bu hadis, Kütüb-ü Sitte'de olmamakla birlikte Müslim'in şartlarına uygundur.)

Hz. Salih'den bir mucize getirmesini kavmi istedi. Gösterdikleri bir kayadan kendilerine bir devenin çıkarılmasını teklif etmişlerdi. Bu kaya, Hicr taraflarında, tek başına duran ve el-Katibe denilen bir kaya idi. Bu kayadan, kendileri için on aylık gebe ve karnı aç bir deve çıkarılmasını istemişlerdi. Eğer Allah'u Teala, onların bu isteklerine icabet ederse; kendisine iman edip uyacaklarına dair, Hz. Salih, kendilerinden söz ve yeminler aldı. Bu hususta yemin edip, Hz. Salih'e söz verdiklerinde; Salih(a.s.), namaza kalkıp Allah'a dua etti. Kaya hareket edip yarıldı ve içinden onların istediği gibi iki yanında cenini hareket eden, tüylü, karnı boş bir deve çıktı.

İşte o sırada, kavmin başkanı Cünda ibn Amr ve onun emri ile yanındakiler, iman etti. Semud kavminin eşrafından olanlar iman etmek istediklerinde; Züab ibn Amr putlarının sahibi Hubab ve Sam'ar ibn Celhes, onları engellemişti. Cünda ibn Amr'ın, Şihab ibn Halife adında amcaoğlu vardı. Semud kavminin eşrafından ve seçkinlerinden biriydi. O da iman etmek istemiş ve bu grup kendisini men'edince, o da kendilerine itaat etmişti.

Deve ile doğurmuş olduğu yavrusu; onların arasında bir müddet kaldı. Bir gün kuyularının suyunu içiyor, bir gün de onlara bırakıyordu. Devenin sularını içtiği gün, onlar onun sütünü sağıp içiyorlardı.

Deve o vadilerde dolaşıyor, bir dağ yolundan giriyor ve rahatlamak için bir diğerinden çıkıyordu. Çünkü o, suya doymuş oluyordu. Anlatıldığına göre, korkunç bir yaratılışı ve göz alıcı bir görünüşü varmış. Onların hayvanlarına uğradığı zaman, hayvanları ondan kaçarmış. Böylece onların üzerine zaman uzayıp, Peygamber Salih'i yalanlamaları şiddetlenince; su her gün kendilerine kalsın diye, onu öldürmeye karar vermişler. Öldürmek üzere hepsinin ittifak ettikleri de söylenir.

Katade der ki: Bana ulaştığına göre; deveyi öldüren, razı olup olmadıklarını öğrenmek üzere hepsini dolaşmıştı. Hatta evlerinde bulunan kadınları ve çocukları dahi dolaşmıştı.

Kavimleri içinde reis durumunda olan kafirler, kabileyi tam anlamıyla saptırmışlar ve onlar da kendilerine uymuştu. Gidip devenin sudan dönmesi zamanında, onu gözetlemeye başladılar. Kudar, onun yolu üzerindeki bir kayanın altına gizlendi. Deve önce Masda'a uğradı. Masda, ona ok atıp bacağının etli yerine isabet ettirdi. Kudar, devenin üzerine kılıçla atılıp dizini kırdı ve deve yere yıkıldı. Deve, yavrusunu sakındırmak üzere bir kere böğürdü. Sonra Kudar, onun göğsüne vurup onu boğazladı. Yavrusu kaçıp yüksek bir dağa vardı. Oradaki en yüksek kayaya tırmanıp böğürdü. Abdürrezzak'ın, Hasan el-Basri'den rivayetine göre; o, "Ey Rabb'im, nerede annem?" demiş. Onun üç kere böğürdüğü ve sonra bir kayaya girip içinde kaybolduğu söylenir. En doğrusunu Allah bilir.

Maksadlarını gerçekleştirip deveyi boğazlayınca, Hz. Salih durumdan haberdar olmuş, toplu halde bulunurken yanlarına gelmişti. (Salih), deveyi görünce ağlamış ve:

"Yurdunuzdan üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaattir." demişti. Deveyi öldürmeleri çarşamba günü olmuştu. O günün akşamında, bu dokuz kişi, Salih'i öldürmeyi kararlaştırmışlar ve şöyle demişlerdi: "Şayet Salih doğru sözlü ise; biz ondan önce davranalım. Eğer yalancıysa, onu da devesinin yanına gönderelim."

Onlar kararlaştırıp sözleşerek, Allah'ın Resulü Salih'i öldürmek üzere, geceleyin geldiklerinde: AllahTeala, onların üzerine bir taş gönderdi, bu taş onların başlarını ezdi.

Bekleme günlerinden ilki olan perşembe günü; Semud'un yüzleri, Salih'in kendilerine vaed ettiği gibi sapsarı oldu. İkinci gün olan cuma günü; yüzleri kıpkırmızı oldu. Faydalanma günleri olan üçüncü gün Cumartesi idi, yüzleri karardı. Pazar gününe çıktıklarında, hareketsiz kaldılar ve Allah'ın intikamını ve azabını bekleyerek oturdular. Kendilerine ne yapılacağını, azabın nasıl geleceğini bilmiyorlardı. Güneş doğdu ve gökten üzerlerine bir sayha, altlarından da şiddetli bir sarsıntı geldi. Canları çıktı ve bir saat içinde hepsi helak oldu.

Söylediklerine göre; ismi Kelbe bint es selk olan bir cariye müstesna, onlardan ne küçük, ne büyük, ne erkek, ne de dişi hiç kimse kurtulamadı. O, Hz. Salih'e şiddetle düşman olan bir kafir idi. Azabın vuku bulduğunu görür görmez, ayakkabılarını çıkararak, süratle koşmaya başlamış, bir kabileye varıp gördüklerini ve kavminin başına gelenleri, onlara haber vermiş. Sonra onlardan su istemiş ve içtiğinde de ölmüş.

Salih ve ona tabi olanlar dışında, Semud zürriyetinden, Ebu Rigal denilen adam dışında hiç kimse kalmamış. Azap geldiğinde o, Mekke'de ikamet etmekteymiş ve ona bu musibetten hiçbir şey isabet etmemiş. Günlerden birinde, Harem'den çıktığında, gökten bir taş düşüp onu öldürmüş. Bu husustaki Cabir ibn Abdullah hadisi, kıssanın başında geçmişti. Taif'de oturan Sakif'in babasının, işte bu Ebu Rigal olduğunu söylerler.

İbn Ömer'den gelen rivayete göre; o, şöyle demiştir: "Allah Resulü (s.a.v.) ile beraber Taif'e çıkıp, bir kabre uğradığımızda, O'nun şöyle buyurduğunu işittim:

"Bu, Ebu Rigal'in kabridir. O, Sakif'in babasıdır. Semud'dan idi. Harem'i Şerif'te idi de, azabdan kurtulmuştu. Harem'den çıktığında, kavmine isabet eden azap ona da isabet etti ve buraya gömüldü. Onun alameti, onunla birlikte altın bir dalın gömülmüş olmasıdır. Eğer kazarsanız onu bulacaksınız." İnsanlar acele ile orayı kazdılar ve dalı çıkardılar.
Hadisi, Ebu Davud da, Yahya İbn Main kanalıyla. İbn İshak'dan rivayet etmiştir.

Müfessirlerden bazısının zikrettiğine göre; ümmeti helak olan her peygamber, Mekke'nin Haremi'ne gider ve orada ikamet edermiş. En doğrusunu Allah bilir.

Erdal Nevruzoğlu

Kaynak: İbn-i Kesir, Kur'an-ı Kerim Tefsiri, C.6, çev. Dr. B. Karlığa, Dr. B. Çetiner, Çağrı Yy, İst. 1984.
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder

Haberi Dostlarınızla Paylaşabilirsiniz