mahihaber Bize, İslam’ın ne kadarı lazımdır - Mahihaber
HADİSLERDEN

Bize, İslam’ın ne kadarı lazımdır




Gerçekten İslam’ın genel kural ve ilkelerini, tüm emir ve hükümlerini sonuna kadar metodolojik bir tasnife tabi tutsak ve sorsak; Sahi, bize, İslam’ın ne kadarı lazımdır?

Bilgilenmeden başlamak üzere miras taksimine, medenî ilişkilerden savaş hukukuna, faiz düzeninden infak sistemine, üretimden tüketime varıncaya kadar, Kur’an beyanlarından hangisi bize ne kadar lazımdır? Şimdi yapmakta olduğumuz gibi düşünsek ve “benden bu kadar” anlayışı ile yetinmeye kalkışsak, doğru yaptığımızı iddia edemeyiz. Bu kadarı ile İslam’ı yaşadığımızı zannetmek bize hiçbir artı değer kazandırmaz. Netice de hüsrandır.

Bugün Yemen’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Filistin’de Afrika’nın birçok ülkesinde, müslümanların kan gölü manzaraları yürek hoplatıyor ve kan donduruyor. Müslümanların yaşadığı her yerde fitne, fesat kol geziyor, tevhid dini icabı birlik olmaları gerekirken, müslümanlar hep birbirlerinin amansız düşmanları oluyorlar ve öyle yaşıyorlar. Müslümandan başka düşmana gerek görmüyor ve birbirlerini kıyasıya ötekileştiriyor ve hırpalıyorlar. Bu amansız iman hastalığının Kur’an şifahanesinde tedavisi olduğunu bildikleri halde, inadına Kur’an’a yaklaşmak istemiyorlar. Müslüman aile kavramı, lime lime dökülüyor, ilgilenen çıkmıyor! Devlet, zayiatı görüyor “Aile Bakanlığı” kuruyor, aile ile ilgilenen görülmüyor. Bununla beraber ahlakî değerlerimiz yozlaşıyor, dertlenen görülmüyor.

Bütün bunlara rağmen, bireysel eksiğini, cemaat taassubunu, bilgi yetersizliğini kabul eden “keenlem yekün” olmuş ve iman kapsamı ile Kur’an sistemini Allah Teâlâ’nın muradına uygun anlayanı da bulmak imkânsızlaşmış. Bunu hep beraber yaşıyoruz. İslam’ın iktisadî sistemi ile materyalist düzenin faiz politikası karşılaştırması arasında tercih koyacak bir irade çıkmıyor. Bugün, Müslümanlardan Tağût hakkında temayüllerini dillendirecek muvahhid bulma sıkıntısı had safhadadır. Son dönemlerde müslümanların zihninden ölüm ötesi âleme gitme haberi erozyona uğramış ve aldırış edeni aranır olmuştur.

İman ve küfür gibi ciddi konularda müslümanlar kendilerini muhasebeye tabii tutma zorundadırlar. Bu imanî sorumluluğu yerine getirmedikleri için dünya çapında zillet hayatı yaşamaya mahkûm kalmaktadırlar. Netleşme kaçınılmazdır. Rahman mı Tağût mu? İslam mı, ağyarı mı? Tevhid mi, tefrika mı? İlim mi, cehalet mi? Haram mı, helâl mi? Kanaat mi, israf mı? İnfak mı, faiz mi?Hakkaniyet mi, sahtekârlık mı? Cihat mı, duyarsızlık mı? Fedakârlık mı, bencillik mi? Ciddiyet mi, maslahatçılık mı? Âdil paylaşım mı, garibanı ezen ağır vergi zulmü mü? Ve daha nice konu ve meselede müslümanlar netleşme zorundadırlar. Müslümanların, İslam’ı kendi hevalarına göre anlama yetkileri yoktur.

Kâfirler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer böyle yapıp siz birbirinize dostlar olmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat yayılır. (Enfal:8/73) Bu ayet ciddi ve korkunç olayları hakikat aynasında göstermektedir. Bu hakikat karşısında müslümanlar ağır bedel ödeme zorunda kalıyorlar, fakat Kur’an öğüdünü dinlemek de istemiyorlar!

İnsanlar, “İman ettik” demeleriyle bırakılacaklarını ve kendilerinin imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru olanları da bilir, elbette yalancı olanları da bilir. Yoksa küfür işleyip isyan edenler, bizden kurtulacaklarını mı sandılar? Ne fena hüküm veriyorlar! (Ankebut: 29/2-4) Müslümanların bu gibi müthiş uyarılar karşısında “nevzuhur” tanrıcıklardan arınarak mülkün ve hükmün yegâne sahibi Allah Teâlâ’nın Kitabına tam teslimiyetle sarılmak zorundadırlar.

Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Peygamberine iman edenlerdir; sonra imanlarında şüpheye düşmeyenlerdir ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlardır. İşte böyle kimseler, imanlarında doğru olanlardır. (Hucurat:49/15)

İslam’ın yedek parçası yoktur. Bize, İslam’ın başta ilimle mücehhez kurumsallaşmış lider kadro olmak üzere Kur’an ve sünnet bütünlüğü çerçevesinde şeri’atın net ve te’vilsiz beyanlarının tümü lazımdır. İslam tecezziye müsait değildir. Parçalanmaz ve bölünmez bir bütündür. İslam böyle kabul edilip yaşanırsa müslümanların aralarına ajan virüsleri giremez.

Ancak o zaman çelikleşiriz! Biz, biz oluruz! Esselamu aleykum.

-Alıntı-

İlhan Oral
Yeniakit Gazetesi Yazarıdır
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder