mahihaber Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 2 - Mahihaber
HADİSLERDEN

Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 2




Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 2

21. Peygamberimizin Mührü

Enes ibni Mâlik radıyallahu anh anlatıyor:

‘‘Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yabancı hükümdarları İslam’a davet etmek üzere onlara mektup göndermek istediği zaman, sahabilerden biri Peygamber aleyhisselama yabancı hükümdarların mühürsüz mektuplara itimat etmediklerini söyledi. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi bir yüzük mühür yaptırdı.’’

Enes ibni Mâlik sözlerine şöyle devam etti:

‘‘O yüzük mührün Rasûlullah Efendimizin mübarek parmağında nasıl parladığı hala gözümün önündedir.’’

Enes ibni Mâlik anlatıyor:

‘‘Rasûlullah sallalahu aleyhi ve sellem yüzük mühründe (üç satır halinde ) Muhammed Rasûlullah yazılıydı. Birinci satıra Muhammed, ikinci satıra Rasûl, üçüncü satıra da Allah kelimesi kazınmıştı.’’

(Buhârî, Libas 50; Müslim, Libas 56.)

22. Peygamberimizin Yüzüğü

Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor:   Rasûl-i Ekrem (s.a.s) yüzüğü sağ eline takardı.

(Ebû Davûd, Hatem 5.)

 23. Abdullah ibni Ömer radıyallahu anh anlatıyor:

Rasûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem bir altın yüzük yaptırdı ve sağ eline taktı. Bunu gören sahabiler de aynı şekilde birer altın yüzük edindiler. Onların bu halini gören Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem, parmağındaki bu yüzüğü çıkarıp attı ve: “Bundan sonra hiçbir zaman altın yüzük takmayacağım” buyurdu. Bunun üzerine sahabiler de parmaklarındaki yüzükleri çıkarıp attı.

(Buhâri, Libâs 45, 50, 53; Müslim Libâs 53.)

24. Ashâb-ı kirâmdan  Berâ bin Âzib radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine yedi şeyi yapmayı emrettiğini, buna karşılık yedi şeyi yasakladığını  söylediği hadis-i şerifte  yasaklanan şeylerin başında altın yüzüğü saymaktadır.

(Buhâri, Cenâiz 2.)

25. Hz. Peygamber’in Zırhı

Ashab-ı kiramdan Zübeyr ibni Avvam  radıyallahu anh anlatıyor:

Uhud Savaşı’ nın yapıldığı gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinde iki zırh vardı. Bir kayanın üzerine çıkmak istedi, fakat üstündeki bu zırhla çıkamadı. Bunun üzerine Talha bin Ubeydullah radıyallahu anh’ın sırtına basarak kayaya çıkabildi. İşte o zaman Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: “Talha cenneti hak etti.”

(Tirmizi Cihâd 17;  Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 1, 165.)

 26. Ondan Daha Güzelini Görmedim

Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Ben, Rasullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha güzel bir varlık görmedim. Sanki güneş, onun mübarek yüzünde akıp giderdi. Ondan daha süratli yürüyen birini de görmedim. Sanki yeryüzü onun önünde dürülürdü. O gayet rahat bir şekilde yürüyüp giderken biz ona ayak uydurmakta zorlanırdık.

(Tirmizî, Menâkıb 12;  Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2, 350.)

27. Ben Kral Değilim!

Bir defasında Peygamber Efendimizin huzurunda bulunan bir kimse korkuya kapılmıştı. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurmuştu:

 ‘’Rahat ol! Ben kral değilim! Ben, Kureyş’ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.’’ 

(İbni Mâce, Et’ime 30; Hâkim, el-Müstedrek, 3, 50.)

28. “Allah’ın rızası ana babayı hoşnut ederek kazanılır; Allah’ın gazabı da ana babayı öfkelendirerek celbedilir. Elbette dede ve nine de ana baba durumundadır. Onların da ana baba gibi gözetilmesi ve sayılması gerekir.”

 (Tirmizî, Birr 3.)

29. Ebu Cühayfe radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Ben kesinlikle bir yere dayanarak yemek yemem."

(Buharî, Et’ ime 13; Ebû Dâvud , Et’ ime 16.)

30. "Şu Uhud Dağı kadar altınımın olması beni sevindirmez. Borç ödemek için ayırdığım dışında yanımda bir dinar bile bulundurarak üç gün geçirmeyi istemem. Elimdekileri Allah’ın kullarına şöyle şöyle dağıtmak isterim."

(Buhârî, İstikraz 3; Müslim, Zekât 32.)

31. En Tehlikeli Kap

"İnsan, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Şayet çok yemek gerekirse, midenin üçte biri yemeğe, üçte biri içeceğe, üçte biri de nefes alıp vermeye ayrılmalıdır."

 (Tirmizî, Zühd 47; İbni Mâce, Et’ime 50.)

32. "Rasûlullah Efendimizin vefatına kadar, sofrasından bir ekmek kırıntısı bile artmamıştır."

(İbn Sa’d, et-Tabakât, 1, 401; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 358.)

33. Abdullah İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor;

"Rasûllullah (s.a.s) ile ailesinin, arka arkaya birkaç gece, akşam yemeği yemeden aç yattıkları olurdu. Onlar çoğunlukla arpa ekmeği yerlerdi."

(Tirmizî, Zühd 38; İbni Mâce, Et’ime 49.)

.34. Sirke Ne Güzel Katıktır

Hz. Câbir’in babası Abdullah İbni Amr İbni Haram, Uhud Gazvesi’nde şehid düşmüştü. Câbir de yedi veya dokuz kız kardeşini geçindirmek zorunda kalmıştı. Bu sebeple Fahr-i Âlem Efendimiz onu hem sever hem de her fırsatta kendisine yardım ederdi. Bir gün Allah’ın Sevgili Elçisi, Câbir’in evine uğradı, onu dışarı çağırdı sonra da elinden tutarak hanımlarından birinin evine gitti ve yiyecek bir şey istedi. Hizmetçi önlerine hurma yapraklarından yapılmış bir sofra örtüsü serdi. Sonra üç parça ekmek getirdi. Efendimiz ekmeğin birini kendi önüne, diğerini Câbir ‘in önüne koydu. Üçüncüsünü de aralarında taksim etti. Ardından da:

“Ekmekle yiyeceğimiz bir katık yok mu?” diye sordu. Evde sadece biraz sirke olduğunu söylediler. O zaman Efendimiz aleyhisselâm:

“Getirin onu, sirke ne güzel katıktır!” buyurdu.

Câbir ibni Abdullah hazretleri bu olayı anlattıktan sonra şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Sirke ne güzel katıktır” buyurduğunu duyduğum günden beri sirkeyi severim.

(Müslim Eşribe 166.)

35. Ben Kral Değilim

Bir gün Fahr-i Âlem Efendimiz’in huzuruna bir adam geldi, onun heybetinden ve kendisine duyduğu derin saygıdan dolayı korkup titremeye başladı. Sevgili Efendimiz bu zatın korkusunu şu sözlerle yatıştırdı:

“Rahat ol! Çünkü ben kral değilim! Ben Kureyş’ten kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.”

(İbni Mâce, Etime 30.)

36. Peygamber Ailesi Ne Sıkıntılar Çekti

 Numan İbni Beşir radıyallahu anhüma anlatıyor:

“Sizler dilediğiniz kadar yiyip içmiyor musunuz? Ben Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem’in karnını doyuracak bir kuru hurma bile bulamadığı zamanları gördüm.”

(Müslim Zühd 34.)

37. Hz. Âişe yeğeni Urve bin Zübeyr’e şöyle anlatır:

“Sevgili yeğenim! Allah’a yemin ederim ki, biz bir hilali sonra diğerini, daha sonra bir başka hilali (yani iki ayda üç hilali) görürdük de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in evlerinde yemek pişirmek için ateş yakılmazdı.” Bunu duyunca Urve dedi ki:

“Peki teyzeciğim! O halde ne ile geçinirdiniz?” diye sordum. Teyzem şu cevabı verdi:

“Hurma ve su ile. Ancak şu var ki, Fahr-i Kainat Efendimiz’in sağmal hayvanları bulunan Medineli komşuları vardı. Onlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e süt gönderir, o da bu sütü bize verirdi.

(Buhârî, Hibe 1.)

38. Kabak yemeğini Çok Severdi

Enes ibni Malik radıyallahu anh anlatıyor:

“Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kabak yemeğini pek severdi. Bir gün ona içinde kabak da bulunan bir yemek ikram edilmiş veya bir yemeğe davet edilmişti. Onun kabağı sevdiğini bildiğim için tabaktaki kabakları seçip onun önüne koydum.”

(Ahmed İbni Hanbel, Müsned 3.)

39.  Yemeğimizi Çoğatıyoruz

Ashab-ı Kiram’dan Câbir İbni Târık el-Ahmesi radıyallahu anh anlatıyor:

Bir gün Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’i evinde ziyarete gittiğim sırada önündeki kabağı ince ince doğradığını gördüm. Bunun üzerine:

“Ya Rasûlallah! Kabağı niçin böyle ince ince doğruyorsunuz?” diye sordum. O da:

“Kabağı böyle doğramak suretiyle yemeğimizi çoğaltıyoruz.” buyurdu.

(Tirmizî Etime 42; İbni Mâce Etime 26.)

40. Eşim Muhammed, babam Harun, Amcam da Musa'dır

Safiyye validemiz çok ibadet eden, cömert ve yumuşak huylu bir hanımdı. Bir gün Hz. Aişe ile Hz. Hafsa onun Yahudi asıllı olmasından söz ederek:

“Biz Rasûl-i Ekrem ile aynı soydan geliyoruz “ diye küçümsediler. O da buna üzüldü ve üzüntüsünü Peygamberler Sultanına anlattı. Allah’ın elçisi onu şöyle teselli etti:

“Sen de onlara benden nasıl üstün olabilirsiniz? Benim eşim Muhammed, babam Harun, Amcam da Musa’dır deseydin ya!”

(Tirmizî, Menâkıb 63.)

siyerinebi.com
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder