mahihaber Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 5 - Mahihaber
HADİSLERDEN

Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 5



Ashâbın Dilinden Peygamberimiz - 5

81.’’Bir gün peygamber aleyhisselam Ya’fur adlı eşeğiyle giderken, çok sevdiği sahabisi Muazibni Cebel’e rastladı.Ona ’’Gel Muaz,sen de bin!’’buyurdu.Muazradıyallahuanh Resul-i Ekrem’in terkisine binerken ikisi birden yere yuvarlandı.İki Cihan Güneşi bu duruma da çok güldü.

(AhmedibniHanbel,Müsned,5.)

82. Ebu Zer radıyallahuanhın söylediğine göre Resulullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

‘’Ben,Cennet’e ilk önce girecek kimseyi de,Cehennem’den en son çıkacak kimseyi de çok iyi biliyorum.Şöyle ki kıyamet gününde bir kimse hesap yerine getirilir.Meleklere:

‘Ona küçük günahlarını birer birer gösterin;ama büyük günahlarını gizleyin!’denir.Meleklerde o kimseye:

‘Sen falan gün falan yerde ve falan saatte şu şu günahları,filan gün filan yerde ve filan saatte de şu şı günahları yaptın.’derler.

O kimse yaptıklarını hatırlar,onları inkar etmez,hepsini kabul eder.’Küçük günahlarım birer birer soruldu,ya büyük günahlarım da ortaya dökülecek olursa ben ne yaparım?’,diye korkmaya başlar.

Allah Teala meleklere:

‘Ona,yaptığı her bir kötülüğe karşılık bir sevap verin!’ diye emreder.

Hiç ummadığı bu mükafat karşısında hudutsuz bir sevince kapılan adam:

‘Ya Rabbi! Benim yaptığım daha başka günahlar da var, ama onları burada göremiyorum.’ der.

Bunları anlattıktan sonra Ebu Zer radıyallahuanh şöyle dedi:

‘’Resulullahsallallahu aleyhi ve sellemin, adamın bu halini naklederken, azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm.’’

(Müslim,İman 313;Tirmizi Cehennem 10.)

83.’’Ey Ebu Bekir! Şunu iyi bil ki, ümmetimden Cennet’e ilk girecek olan sensin!’’

(Ebu Davud, Sünnet, 8.)

84. Ashab-ı kiramdan CeriribniAbdillahradıyallahuanh şöyle dedi:

‘’Resulullahsallallahu aleyhi ve sellem Müslüman olduğumdan beri huzuruna girmek istediğimde bana hiç engel olmadı, beni her gördüğünde de mutlaka gülümserdi.’’

(Buhari, Cihad 162;Edeb 68;Müslim,Fezailü’-sahabe 134.)

85. Abdullah ibniMes’udradıyallahuanh, Resulullahsalallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu söyledi:

‘’Ben, Cehennem’den en son çıkacak günahkar mü’minibiliyorum.Bu kişi Cehennem’den emekleyerek, sürünerek çıkar, Melekler ona:

‘Haydi git, Cennet’e gir!’ derler.

Adam Cennet’e girmek üzere gider; fakat herkesin orada yerini tuttuğunu, kendisine yer kalmadığını zanneder ve geri dönüp Allah Teala’nın huzuruna  gelir ve:

‘Ya Rabbi! Cennet’e girmemi buyurdun, ama orada herkes yerini almış, bana yer kalmamış’ der. Ona:

‘Sen, Cennet’i dünya hayatıyla mı kıyaslıyorsun?’ diye sorulur. O da :

‘Evet ya Rabbi!’ der. Bunun üzerine ona:

‘Haydi, aklından, hayalinden ne geçiyorsa iste!’ buyurulur. Adam aklına, hayaline gelen şeyleri bir bir sayıp döker.

 O zaman ona:

‘Sana istediğin şeylerin hepsi verilecek, ayrıca dünyanın on misli senin olacak.’ Buyurulur

Bu lütuflar karşısında büyük bir şaşkınlığa kapılan adama:

‘Ya Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? der.’ ’’

86. Hadisin ravisi İbni Mes’ud şöyle dedi:

Resulullahsalllallahu aleyhi ve sellem, adamın bu sözlerini ve halini bize naklederken o kadar güldü ki, ben onun azı dişlerini gördüm.

(Buhari, Rikak 5;Müslim, İman 308.)

87. Bir defasında yatsı namazını kıldırmak üzere mescide gelirken torununu HZ. Hasan veya HZ. Hüseyin i yanına getirmişti. Namaza başlarken çocuğu yere koymuş fakat secdeye vardığı zaman çocuk sırtına çıkıvermişti. Namaz kılınca cemaat bir merakını dile getirdi. Secdelerden biri yeterince fazla uzayınca ,acabaRasulullah a bir şey mi oldu , yoksa o sırada vahiy mi geldi diye düşündüklerini söylediler.

Fahr-i Alem Efendimiz bunlardan hiçbirinin olmadığını, secde esnasında torunu sırtına çıkınca onun oyunu bozmak istemediğini , secdeyi bundan dolayı uzattığını söyledi.

(Nesai,Tatbik82;Ahmed İbn-i Hanbel , Müsned 3.)

88. Bazen torununu Ümame`yi omzuna bindirerek mescide gelir, çocuk omzundayken namaza durur :rükuya varırken onu yere indirir , ayağa kalkerken tekrar omuzuna bindirirdi

(Buhari , Salat 106 , Edeb 18 Müslim ,Mesacid 41.)

89. Ebu Hüreyraradıyallahuanh şöyle dedi

Ashab-ı kiram Peygamber aleyhisselama

“Ya Rasulullah! Sen de bizimle şakalaşıyorsun “ dediler. Resul-i Ekrem Efendimiz de onlara

“Ben şaka yaparken bile doğruyu söylerim.” buyurdu.

(TirmiziBirr 57.)

90. Resulullah a Yapılan Şaka

Ashab-ı kiramdan ÜseydibniHudayr önemli gazvelere katılmış , Beyatürrıdvan da bulunmuş aziz bir sahabi idi . Kendisine belirtildiği gibi  şakacı bir tabiata sahipti . Bir gün Resulullah Efendimiz inde bulunduğu bir mecliste  yaptığı şakayla arkadaşlarını güldürdü. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz  elindeki çöple onun böğrünü hafifçe dürttü. Resul-i Kibriya ‘nın bu iltifatı ÜseydibniHudayr’ın aklına ona da bir şaka yapma fikri getirdi . Server-i Enbiya Efendimiz ‘e döndü ve:

“Ya Rasulullah! Canımı yaktın , müsaade et de ben de senin canını yakayım!”dedi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu teklifi hemen devam etti.

“Haydi öyleyse , sen de bana vur!” buyurdu. Üseyd çok ciddi görünüyordu.

“ İyi ama “ dedi.”Sen bana vururken benim üstümde gömlek yoktu.Hakkıyla kısas yapabilmem için senin de gömleğini açman lazım! “

Peygamber aleyhisselam hiç itiraz etmeden gömleğini sıyırdı .Üseyd, Resul-i Ekrem e yaklaştı ve onu kucaklıyarak açılan böğrünü öpmeye başladı. Herkes ne oluyor diye hayretle bakınırken,ÜseydFahr-i Cihan Efendimize durumu açıkladı:

“Ey Allah’ın Elçisi! Senden kısas isterken benim asıl maksadım bu idi.” dedi.

(Ebu Davud , Edeb 149;Hakim Müstedrek 3,327.) 

91. Enes İbni Malik radıyallahuanhdan rivayet edildiğine göre bir kimse Peygamber Efendimizden binek devesi istedi, oda latifede bulunarak “Seni dişi devenin yavrusuna bindireceğim ”buyurdu. Deve isteyen sahabi:

“Ya Rasulullah! Ben , deve yavrusunu ne yapayım? “ deyince de ;

“ Canım , her deveyi de bir dişi deve doğurmaz mı?” buyurdu.

(Ebu Davud , Edeb 84,Tirmizi ,Birr 57.)

92. Enes ibni Malik radıyallahuanh şöyle dedi:

Çölde yaşayan Zahir ibni Haram adında biri vardı. Medine’ye geldikçe Rasulu Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemi ziyaret eder ve ona çölde yetişen şeylerden hediye getirdi.Köyüne döneceği zaman da Peygamber Efendimiz onun çölde bulunmayan bazı ihtiyaçlarını temin eder ve ona:

“Zahir bizim köylümüz , bizde onun şehirlisiyiz” diye iltifat ederdi. Yüzü çirkince olmasına rağmen Zahir ‘i  çok severdi.

 Zahir bir gün çölden getirdiği mallarını satarken Fahr-i Alem Efendimiz arkasından yaklaşıp onu kucakladı ve elleriyle gözlerini kapattı. Zahir, kendisini kimin kucakladığını görmediği için:

“Kim o yahu? Bırak beni!” diye çırpınmaya başladı Göz ucuyla bakıp da Peygamber Efendimizi fark edince ,sırtını onun göğsüne iyice yapıştırdı. Allah’ın sevgili elçisi şakasına devam ederek:

“Bu köleyi kim satın almak ister?” diye oradakilere sordu. Zahir de “Ya Rasulullah! Kimse bana para vermez; bu satıştan sen zararlı çıkarsın !” dedi. Peygamber Efendimiz ona:

“Zahir! İnsanlar senin kıymetini bilseler bile , sen Allah katında asla değersiz değilsin.” Diye buyurdu.

Diğer bir rivayete göre : “ Sen Allah katında kıymetlisin.” diye buyurdu.

(Ahmet İbn-i Hanbel, Müsned ,3,161;Ebu Ya’la el- Mevsili, Müsned 4,173-174.)

 Hadisin Açıklaması

Hadisimizde kendisinden söz edilen Zahir İbniharam , Bedir Gazvesine katılmış , Bey’atü’r-rıdvan da bulunmuş bir sahabe idi. Çölde yaşardı.

Kısa boylu , çirkin görünüşü yüzünden insanların çok ilgi göstermediği Zahir’i , Peygamber Efendimiz temiz kalbi sebebiyle pek sever , ona iltifat ederdi.

Zahir Medine’ ye gelirken , köyünde geliştirdiği mahsulden Rasul-i Ekreme meyve, yağ,ve bal gibi hediyeler getirirdi.

94. Yeni Müslüman olduğu için namazda konuşulmaması gerektiğini bilmeyen Muâviye b. Hakem, bir gün cemaatle namaz kılındığı sırada aksıran birine, “Yerhamükallah” (Allah sana rahmet etsin) deyiverdi. Bu yersiz konuşmasından ötürü herkes ona sert sert bakar. Muaviye, “Eyvah, mahvoldum! Ne bakıyorsunuz yahu, ben ne yaptım?” deyince bu defa namaz kılanlar, onu susturmak için elleriyle uyluklarına vurmaya başlarlar. Muâviye, oradakilerin kendisini susturmak istediklerini anlayınca susar ve bu işin sonunu beklemeye başlar. Muâviye hadisenin devamını şöyle anlatır:

“Anam, babam Rasûlullah’a feda olsun! Ne ondan önce ne de sonra Peygamber (s.a.s) kadar güzel öğreten bir öğretmen gördüm. Vallahi beni ne azarladı ne dövdü ne de sövdü. Namaz bitince sadece şunları söyledi: “Bu namazda insan kelamı konuşulmaz. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktır.”

(Müslim Mesâcid, 33; Ebû Dâvûd, Salât, 166-167.)

95. Cabir b. Abdullah (r.a)'ın rivayetine göre, Hendek Savaşı sırasında oldukça şiddetli sıkıntı çekmişlerdi. Öyle ki, üç gün boyunca  hiçbir yiyecek bulamadan kaldılar. Bu nedenle Efendimiz ve ashâbı karınlarına taş bağladılar.

(Buhârî, vıı, 395; Ahmed b. Hanbel, III, 301.)

.96. Ümmü Seleme radıyallahu anha şöyle demiştir:


"Rasûlullah'ın sevdiği en güzel amel, az da olsa devamlı olarak yapılanı idi."

97. İftar Vakitlerini Değerlendirmeyi Tavsiye Ederdi

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, akşam namazını kılmadan önce vakit gelir gelmez, taze hurma, yoksa kuru hurma, o da yoksa bir-iki yudum su ile hemen orucunu açardı, geciktirmezdi. Geciktirilmemesini de tavsiye ederdi. O sallallahu aleyhi ve sellem, Sehl b. Sa'd r.anh'ın naklettiğine göre ;

"Ümmetim, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayr üzere devam edecektir" buyurur, sonra da "Çünkü Yahudi ve Hıristiyanlar iftarı geciktirirler" diye gerekçeyi duyururdu.

(Ebû Dâvûd, Savm, 20.)


98. Fetih Suresi

Abdullah b. Muğaffel (ra), Mekke'nin fethedildiği yıl Peygamberimizi (sas) devesinin üzerinde sesini yükselterek ve dalgalandırarak Fetih sûresi okurken gördüğünü söyler.

(Müslim, Müsafirin 237.)

99. Abdullah Bana Kur'ân Oku

Peygamber şehri Medine'nin huzur dolu günlerinden birisiydi. Varlığıyla şehri bereketlendiren Allah'ın Elçisi (sas), yakın dostlarından Abdullah b. Mes'ûd'a seslendi: "Abdullah! Bana Kur'ân oku." Bir an için şaşırdı, ilminin derinliğiyle tanınan değerli sahâbî, "Yâ Rasûlallah, Kur'ân size indirilmişken, ben mi size okuyayım?" diyebildi sadece. Allah Rasûlü, "Evet, evet, ben Kur'ân' ı başkasından dinlemeyi çok seviyorum" buyurdu.

İbn Mes'ûd okumaya başladı. Nisâ sûresinin yaratılışı hatırlatan, yetime saygıyı tavsiye eden, miras paylaşımını konu alan âyetlerini okudu. Nihayet, "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hali nice olacak!"' ( Nisa 4/41) âyetine geldiğinde Peygamber'in (sas) gözlerinden yaşlar süzüldüğûnü fark etti. Daha fazla dayanamadı Rahmet Elçisi ve "(Bu kadar) yeter" buyurdu.

(Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 33.)

siyerinebi.com
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder