videohaber Büyük Kıraat Üstadı İbnü'l-Cezerî - Mahihaber
HADİSLERDEN

Büyük Kıraat Üstadı İbnü'l-Cezerî




İbnu'l-Cezerî Hazretleri, 82 yıllık hayatında, Kıraat İlmi başta olmak üzere, bir çok ilim dalında da "Üstad"lık mertebesine kadar vasıl olmuş ve Kıraat, Hadis, Tarih, Tefsir, Fıkıh, Tasavvuf, Akaid, Mev'ıza ve Teracim gibi önemli konularda kaleme aldığı 80'e yakın eseriyle ilim dünyamızın değerli bir alimidir.

İbnü’l-Cezeri, gerek yaşadığı dönemin otoritesi olması gerekse kendisinden sonra yaşayan, özellikle kıraat âlimlerinin neredeyse tamamını etkilemesi sebebiyle Kur’an ve kıraat tarihinde tartışmasız bir kişilik olarak kaynaklarda yerini almıştır. O, kıraat ilminin en önemli otoritelerinden kabul edilmesi ve eserleri ilk başvuru kaynakları arasında olması hasebiyle gündemdeki yerini daima muhafaza etmiştir. 

İbnü’l-Cezeri, özellikle kıraat ilminin Osmanlı topraklarında yayılmasında son derece önemli bir isimdir. Zira bu ilmi ondan tahsil eden birçok Osmanlı âlimi söz konusudur. Dolayısıyla Osmanlı ulemasının Kur’an ilimlerine ilişkin olarak kıraat ve tecvide dair eserler kaleme almasında İbnü’l-Cezeri faktörünün çok önemli olduğu bir vakıadır.

Hayatının hemen hemen tamamını öğrenme ve öğretmeye hasreden İbnü’l-Cezeri, başta kıraat olmak üzere, tefsir, hadis, fıkıh, kelam, siyer, tarih, siyaset bilimi, dil ve edebiyat, tıp, astronomi, tasavvuf gibi neredeyse her branşta önemli eserler vermiştir. İbnü’l-Cezeri’nin, 82 yıllık ömrünün yaklaşık 75 yılını kıraat ilmine vakfettiği ifade edilir. Yüzü aşkın eser kaleme alan İbnü’l-Cezeri, belki de bu gayreti ve samimiyeti itibariyle “sözü hüccet kabul edilen bir zat” olmuştur.

751/1350 yılında Şam’da doğan, ilk dinî tahsilini, aynı zamanda ticaretle uğraşan babasından alan İbnü’l-Cezeri, 764/1362 yılında hıfzını ikmal etmiş, döneminin önemli âlimlerinden ve otoritelerinden bizzat dersler almıştır. O, fasih ve beliğ ifade gücüne sahip, hitabet kabiliyeti oldukça yüksek biridir. Bir süre de baba mesleği olan ticaretle de meşgul olmuştur.

İbnü’l-Cezeri, çoğunluğu ilmî amaçlı olmak üzere birçok yolculuk gerçekleştirmiştir. O, bu seyahatler esnasında bazen yeni duyduğu bir âlimden istifade etmek ya da işittiği bir rivayeti almak için çeşitli yollar arayan bir öğrenci, bazen de sahip olduğu birikimi aktaran hoca konumundadır.

Bu bağlamda ilk seyahati, 768/1367 yılında tüccar olan babasıyla birlikte gittiği hac ziyaretidir. İbnü’l-Cezeri Medine’de bir yıl kaldıktan sonra tahsil amacıyla ilk Mısır seyahatini yapar.

O, Şam’da kaldığı süreçte ilk resmî görevi olan Kubbetü’n-Neşr’de yaptığı hocalıktan sonra, üstadı Ebu Muhammed Abdulvahhab b. es-Sellar’ın (ö.782/1380) vefatıyla boşalan Ümmü Salih türbesindeki Meşihatü’l-ikrâi’l-kübra makamına getirilmiştir.

İlmî saiklerle yapılan seyahatler, zamanla Memlük hükümdarları ve yöneticileri ile kurduğu yakın ilişkiler, İbnü’l-Cezeri’nin Mısır ve Şam arasında gidip gelmesine, sonunda Mısır’a yerleşmesine neden olmuş, bu durum onun eğitim-öğretim faaliyetlerini Mısır ve Şam’da sürdürmesini sağlamıştır.

769(1367) de, ilk Mısır seferine çıktı ve ilk eseri olan: "et-Temhîd fi İlmi't-Tecvîdi"i yazdı. 770(1368) de Şam'da, yine İbnu'l-Lebban'dan Kıra'at-i Aşere'yi okudu. 771(1369) da, ailesiyle birlikte II. Mısır seferine çıktı ve II. kez Kıra'at-i Aşere'yi okudu. 772 (1370) de, Bealbek şehrine gitti, Abdulkerîm el-Bealbekî ile görüştü ve aynı sene, "Ğayetu'n-Nihaye" isimli eserinin te'lîfine başladı. 773 (1371) de, Melik Zahir Baybars, diğer bir adıyla Zahir Berkük yani Emir Kutlu Bek (802/1399) tarafından, Şam'da yaptırılan Daru'l-Kur'an'ın Müdürlüğüne getirildi. Aynı yıl, "Muncidu'l-Mukri'în" isimli kitabını da yazdı. 774(1372) de, Ebu'l-Fida İsmail b. Kesîr (774/1372)'den Fıkıh ilmi tahsîl etti, fetva için icazet aldı ve "Ğayetu'n-Nihaye"yi tamamladı.

İbnü’l-Cezeri’nin, zamanın hükümdarları arasında en adaletlisi ve adaleti sayesinde atlı giden hükümdar olarak tarif ettiği Yıldırım Bayezit’in bir mektupla bizzat onu ülkesine davet etmesi üzerine 797/1395 yılı Cemaziyelahir ayında, Mısır’dan ayrılmıştır. İskenderiye Körfezine gitmiş, burada günlerce kalmıştır. Aynı yılın recep ayının beşinci günü deniz yoluyla Antakya’ya gelmiştir. Burada dahi öğrenci okutmayı ihmal etmeyen İbnü’l-Cezeri, kısa bir zaman sonra Antakya üzerinden Bursa’ya geçmiştir.

Yıldırım Bayezit’in davetlisi olarak 798/1395 yılında Bursa’ya gelen İbnü’l- Cezeri’yi padişah, şehrin dışına kadar çıkıp saygıyla karşılamış, daha sonra da onun şerefine Bursa Ulu Camii’nde Yıldırım Bayezit Daru’l-Kurrası’nı hizmete açmıştır. Burada eğitim-öğretim faaliyetlerine başlayan İbnü’l-Cezeri’ye padişah tarafından Muallim-i Sultani olarak Reisü’l-Kurra ünvanı verilmiş ve yüksek miktarda maaş bağlanarak öğrenci yetiştirmesine imkân sağlanmıştır. Burada, başta Yıldırım Bayezit’in çocuklarına Muallim-i Sultani olarak hocalık yapan ve padişahın oğullarıyla özel ilgilen İbnü’l-Cezeri, çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

798/1395 yılında İstanbul’un fethi için büyük bir ordu hazırlayan Yıldırım Bayezit, İbnü’l-Cezeri’ye bu kuşatmaya hazırlanmasını teklif etmesi üzerine, aynı yılın şevval ayında İbnü’l-Cezeri, söz konusu askerî harekâta katılmak üzere Bursa’dan ayrılmıştır. Bu muhasarada bizzat bulunduktan sonra 798/1396’da gerçekleşen Niğbolu Savaşı’nda onu Yıldırım Bayezit’in beraberinde bir danışman olarak İbnü’l-Cezeri’nin padişahın ve ordunun manevi gücünü takviye etme vazifesini de icra ettiğini görüyoruz.

Ankara Savaşı’nda esir düşen Yıldırım Bayezit’den İbnü’l-Cezeri hakkında bilgi alan Timur, onun Bursa’da olduğunu öğrenince yanına getirilmesini emreder. Bunun üzerine İbnü’l-Cezeri, Bursa Kadısı Molla Fenari ve padişahın damadı Emir Buhari esir olarak Timur’un yanına getirilir. İki âlimi Bursa’ya geri gönderen ancak İbnü’l-Cezeri’yi bırakmayan Timur, onu bir yıl kadar yanında tutar, ona izzet ü ikramda bulunur. İmam Cezeri’den burada kalmasını ister ve onu Keş şehrinde yaptırdığı, ancak yapımından itibaren iki yıl geçmesine rağmen müderris tayin etmediği büyük medresenin ilk müderrisi olarak görevlendirir.

İbnü’l-Cezeri, 829/1425 yılından sonra ifa ettiği haccın ardından özellikle gençliğinde çok arzulamasına rağmen bir türlü gidemediği Yemen’e gitme imkânı bulmuş ve orada birçok konferans ve ders vermiştir. Bu konferansları tamamlaması üzerine Yemen’den Mekke’ye; oradan da Kahire, Şam ve Basra’ya uğradıktan sonra Anadolu’ya ve Şiraz’a dönmüştür.

791(1389) da, Mısır-Suriye savaşında, Şam'ı işgal eden Timur (808/1405) tarafından da ele geçirilmek istenen İbnu'l-Cezerî, o günlerde ru'yasında gördüğü Peygamberimiz(a.s.)dan aldığı bir işaretle;bir zikir ve dua kitabı olan: "Hisnu 'l-Hasin min Kelam-i Seyyidi'l-Murselîn" adındaki mübarek eserini yazdı. 792(1388) de de, II. defa hac yaptı.

Ömrünü başta kıraat olmak İslami ilimlere adayan İbnü’l-Cezeri, 833/1429 yılı Rebiulevvel ayının 5. günü (cuma) kuşluk vaktinde Şiraz’da Ayakkabıcılar Çarşısı’nda bulunan evinde, 82 yaşında vefat etmiştir. Cenaze merasimi, âlimlerin, idarecilerin ve halkın katılımıyla büyük bir kalabalık eşliğinde ve olağanüstü bir teveccühle gerçekleşmiş, naaşı Şiraz’daki Ayakkabıcılar Çarşısı’nda, yaptırdığı Daru’l-Kur’an’ın bahçesine defnedilmiştir.

İbnü’l-Cezeri, her anını ilimle ve eğitim-öğretimle dolu dolu geçirmesinin yanında, ilmini özel hayatına yansıtan vera sahibi, dindar ve örnek bir şahsiyettir. Sözgelimi, vefat edene kadar, seferi dahi olsa her muharrem ayının 20. gününü, pazartesi ve perşembe günlerini ve her kameri ayın 13-14-15. günlerini oruçlu geçirmiştir.

Beş erkek ve üç kız babası İbnü’l-Cezeri, bütün evlatlarını Kur’an ve hadis hafızı olarak yetiştirmiştir. Yetiştirdiği çocukları ve torunlarının bazıları dönemlerinin önemli ilim adamları olmuşlardır.

Muhtasar-ı Tarîh-i Zehebî" adındaki eserini ikmal etti. Daha sonra Antakya'ya geçti ve Emînuddîn et-Tebrizî ile görüştü. Kendisinin: "Adaleti sayesinde atlı giden Sultan Bayezîd" sıfatıyla nitelendirdiği Yıldırım Bayezid'in: "İstanbul şehri ve surlarının fethi için bir ordu hazırladım. Ben de bu ordunun başında bulunacağım. Benimle birlikte, orduda bulunmağa sabır, ve tahammül gösterebilirsen durma gel!.." mealindeki davet mektubuna: "Eğer bana, orduyu cihada hazırlamak ve ülkende Kıra'et İlmi'ni neşretmek iznini verirsen; gelir, seni bile geçerim. Yoksa geldiğim gibi geri dönerim." şeklindeki verdiği cevabı müteakib; Osmanlı ülkesine geldi. Şerefine Bursa Ulu Camî'i'nde, Yıldırım Bayezîd Darul-Kurrası açıldı. Bursa'da Abdulmu'min adındaki hatibin evinde: "Nihayetu'l-Berara" isimli eserini bitirdi. Yıldırım Sultan'la birlikte, Osmanlıların İstanbul'u almak için yaptığı ilk İstanbul Muhasarası'na, oradan da Büyük Niğbolu Savaşı (798/1395)'na iştirak ederek, Yıldırım Sultan'ın danışmanlıklarında bulundu.

779(1396) da Bursa'da: "en-Neşru fi'l-Kıra'ati'l-Asr" ile bunun muhtasarı ve manzum şekli olan: "Tayyibetu'n-Neşr fi'l-Kıra'Sti'l-Asr" isimli eserlerini kaleme aldı.

805(1402)de vuku bulan Ankara Savaşı'ndan kısa bir müddet sonra Timur'a esir düşen İbnu'l-Cezerî, Timur tarafından Keş şehrine götürülerek; burada yeni yaptırılan büyük medresenin öğretime hazırlanması göreviyle Müderrisliğine tayîn edildi. Tarih 806 (1403) idi. İbnu'l-Cezerî, te'lif hayatına asla ara vermiyordu.Keş'de, Begavi (516/1122)'nin, "Mesabîhu's-Sünne" isimli eseri üzerine üç cildlik bir şerh ile birlikte; "Mevlidu'n-Nebî" veya "Viladetu'n-Nebî" adında 150 beyitlik bir eser daha yazdı. 807 (1404) de, Timur'un İnzar şehrinde ölmesi ve yerine, torunu Halil Sultan'ın gelmesiyle Semerkant'tan ayrılıp Nehşeb'e geldiğinde, Halil Sultan tarafından tekrar Semerkant'a çağırıldı. 808 (1405) de, Semerkant'tan ayrılıp Buhara'ya gelirken, Ceyhun Nehri'nde boğulma tehlikesi geçiren İbnu'l-Cezerî, her senenin o gününü, oruçla geçirmeyi nezretti. Herat'a geldi ve şehrin beş kilometre dışında Herat Valisi Şahruh tarafından Askerî Tören'le karşılandı. 16 yaşında Türkistan ve Maveraunnehr Valisi olan Timur'un torunu Uluğ Bey (853/1449)'in evlenme akdini yaptı ve bir de Nikah Hutbesi îrad eyledi. Kendi arzuu dışında Şî-raz'a Kadı tayîn edildi. "el-Ikdu'l-Lealî fi Ehadfsi'l-Muselseleti'l-Avalî" isimli eserini de burada tamamladı.

809(1406) da, seçkin talebesi ve değerli arkadaşı Heratlı İbnu İftihar'la, III. defa hacca gitti ve bu yolculukta ona, İndirac ve İnfirad tariklarıyla Kıra'et İlmi okuttu.

823(1420) de, IV. haccını yapmak üzere giderken Basra'ya uğradı ve Tabir b. Azîz el-Isbahanî'ye, "Neşr-i Kebîr" ile "Tayyibe"yi okuttu. Sonra yine bu yolculukta, "ed-Düratu'l-Mudî'e" isimli eserini nazmeyledi.

827(1423) ile 828(1424) lerde, V. ve VI. defa hac yaptı. Yirmi sene önce, Timur tarafından Mısır'a elçi olarak görevlendiren İbnu'l-Cezerî'nin oğlu EbuBekr Ahmed (859/1454) ile Mısır'da buluştu. 828(1424) de, Mekke-i Mükerreme'de Nüveyrî (857/1453)'ye, "Tayyibe'yi takîb ederek bir cüz Kıra'et İlmi okuttu. Ve icazet verdi.

829(1425) de, Irak üzerinden Acemistan (Şîraz)a dönen İbnu'l-Cezerî, bir sefer de, ticaret maksadıyla Yemen'e yapmıştır. O günün Yemen Valisi nezdinde Hadis okutmuş ve onun iltifatına mazhar olarak büyük bir zenginlikte Mekke'ye dönmüştür. Bu seferi esnasında, Yemen'de verdiği konferansları oldukça ilgi çekicidir. Bu konferanslarından sonra, Yemen halkı tarafından İbnu'l-Arabî (638/1240) ve onun "Futuhat-ı Mekkiyye" isimli eserinde ki muhteva hakkında kendisine sorulan soruların bir kısmına: "Cevabu İbni'l-Cezerî İbni'l-Arabî" adındaki eseriyle cevaplar vermiştir.

Nihayet Hicretin 833'ncü ve Mîladın 1429 ncu senesi, Rabîulevvel Ayı'nın 5. günü Cum'a vaktinden evvel kuşluk saatlarında, Şîraz'daki Ayakkabıcılar Çarşısı'nda bulunan evinde vefat etti.

TASAVVUFLA İLGİSİ

İbnu'l-Cezerî Hazretleri, hem ilmî olarak, hem de fiilî olarak Tasavvufi hayatın içindeydi. Nitekim onun Tasavvufa dair eserleri de vardır. Bunlardan birincisi, İstanbul-Köprülü Kütübhanesi'nde 1598/8'deki "Risale fi Sufiyye "sidir.

"Hısnu'l-Hasîn min Kelam-i Seyyidi'l-Mürselin" isimli nefis kitabında bütün müslümanların ilgi duyacağı zikir ve dua çeşitlerini demetlemiştir. "Muhtasaru'n-Nasiha bil-Edilleti's-Sahiha"sıyla, gerçek bir mürşit olduğunu ve tasavvufun hakîkî manasını anlatmıştır. "Esne'l-Metalib fî Menakıb-i Ali b. Ebî Talib" unvanlı kitabında da, bağlı bulunduğu çeşitli tarîkatlara ait sened ve silsilelerini, büyük bir tazîm ile zikreylemiştir.

İbnu'l-Cezerî Hazretleri'nin fiilî tasavvufla ilgili olarak üç silsilesi vardır: Sohbet Silsilesi, Lika Silsilesi, Teberrük Silsilesi,

SOHBET SİLSİLESİ:

Sohbet, görüşüp konuşmak demektir. Tasavvufun "Hizmet" ve "Sohbet" adında iki rüknü vardır. Bunlar birer yükselme kanadı gibi, salikin manevî fezada uçmasına vasıta olurlar. "Hizmet", kamil bir şeyhin teslîk ve terbiyesinde bulunmak; Sohbet" ise, bir Pîr-i Mükemmel'in ifazat-ı maneviyyesinden gönül agah olmak demektir.

İbnu'l-Cezerî Hazretleri Peygamberimiz (a.s.)a kadar ulaşan "Sohbet Silsilesi"ni şöyle sıralamıştır:

- Hazreti Muhammed (a.s.) (11/632),
- Ebu Bekr es-Sıddîk (13/634)
- Ömer b. el-Hattab (23/643)
-Osman Zi'n-Nurayn (35/656)
- Ali b. Ebî Talib (40/660)
- Abdullah b. Abbas (68/687)
- Amr b. Dinar el-Cumehî (122/739), - İbnu Uyeyne b. Meynun el-Hilalî (198/813), - İbnu Hilal b. Esed eş-Şeybani (241/855), - İbnu Hanbel eş Şeybanî (290/902), - İbnu Hamdan Abdullah el-Katî (368/978), -İbnu'l-Muzhib et-Temîmî (444/1052), - İbnu'l-Husayn eş-Şeybanî (525/1130), - İbnu'l-Ferec er-Rasafi(604/1207), -Abdurrahman ibnu'l-Buharî (690/1291), - İbnu Kudame el-Makdisî (780/1378) ve İBNU'L-CEZERİ.

LİKA SİLSİLESİ:

Lika, kavuşmak ve hoşnudluğunu elde etmek anlamınadır. Istılah'ta: "Sohbetlerine devam edilmek suretiyle kendisine intisaba karar verilen tarîkatın şeyhiyle başbaşa kalarak onun zikir telkinine mazhar olmak" demektir. İbnü'l-Cezeri'nin lika silsilesi şöyledir:

Emîru'l-Mu'minîn Ali b. Ebî Talib, - Ebu Avn Muhammed b. Abdillah el-Ensarî, - Ebu Müslim el-Kucî, - İbnu Masî Abdullah b. İbrahim, - İbrahim b. Ömer el-Bermekî, - Abdulbakî el-Ensarî, ve İBNU'L-CEZERİ.

TEBERRÜK SİLSİLESİ:

Teberrük Hırkası; bir mürşidden hilafet almış bir tarîkat müntesibinin, diğer bir tarîkata mensup kamil bir şeyh ile de manevî bir bağ kurması, yani ona da intisap etmesi demektir. Buna muhabbet hırkası da denir.

İradet Hırkası; Şeyha bîat etmiş ve hizmetinde bulunmuş olan mürîde giydirilir. Teberrük Hırkası, Tarîkat Hırkası'nın bahş ettiği "İrşad Salahıyyeti"ni vermediğinden; Teberrük Hırkası'nı giyenler, giydikleri hangi tarîkatın hırkası ise, o tarikatın manevî halîfelerinden sayılırlar.

İbnü'l-Cezerî'nin teberrük silsilesi Hazret-i Ali'de sona ermekte ve üç tarikatten oluşmaktadır: Ahmediyye (Bedeviyye), Kadiriyye ve Sühreverdiyye.

AHMEDİYYE TARİKATI SİLSİLESİ:

Cüneyd el-Bağdadî, -eş-Şeyh Ruveym, -es-Sedüsî el-Kebîr, -eş-Şeyh el-Ferferî, -Ebu Mansur b. et-Tayyib, -Mansur er-Rufa'î, -İbnu'r-Rufa'î el-Kebîr, -Muhyiddîn İbrahim b. Ömer b. el-Ferec, -İbnu Şabur el-Farusî, Ebu'l-Hafs b. Mezîd b. Ümeyle ve İBNU'L-CEZERÎ.

Ahmediye Tarîkatı, Ebu'l-Abbas Ahmed b. Ali el-Bedevî (675/1276) tarafından kurulmuştur. "Bedevi" sıfatı kendisine, Afrika bedevileri tarzında yüzüne "Lisam" adında bir peçe örttüğü için verilmiştir. Bundan dolayı da Tasavvuf Tarihi'nde O'nun kurduğu bu tarikatın adı Bedeviyye Tarikatı olarak bilinir.

Kendisi, aynı zamanda İbnu'l-Cezerî gibi, Kıra'et İlmi hîzmetkarlarından olarak Kur'an-ı Kerîm'i Kıraat-ı Seb'a yani Yedi Kıra'et üzerine okuyan bir alimdir.

KADİRİYYE TARİKATI SİLSİLESİ:

-Cüneyd el-Bağdadî,- Muhammed b. Halef b. Cuhder eş-Şiblî, -Abdulazîz et- Temimi, - Muhammed b. Abdillah et-Tarsusî, Ebu'l-Hasen, Ali b. Ahmed b. Yusuf el-Hakkari, -el-Mubarek b. Ali el-Mahramî, -Ebu Abdillah b. Yahya el-Keylanî, -Ebu'l-Huseyn el-Bekrî es-Sühreverdî, - İbnu Şabur el-Farusî, - Ebu Hafs b. Mezîd b. Ümeyle ve İBNU'L-CEZERİ.

Kadiriyye Tarîkatı, dört kutubtan biri sayılan Ebu Salih Seyyid şeyh Muhyiddîn Abdulkadir el-Giylanî (561/1165) tarafından kurulmuştur.

SÜHREVERDİYYE TARİKATI SİLSİLESİ:

Emiru'l-Mu'minîn Ali b. Ebî Talib, - Hasen el-Basrî, - Habîb el-Acemî, - Davud et-Ta'î, - Ma'ruf el-Kerhî, -Seriyyu's-Sakatî, -Cüneyd el-Bağdadî, -Ebu Muhammed Ruveym, -Muhammed b. Hafi eş-Şîrazî, -Ebu Abbas en-Nihavendî, -(Cüneyd el-Bağdadî, -Mumşaz ed-Dîneverî, -Ahmed el-Esved ed-Dîneverî), -Ehî Ferec ez-Zencanî, -(Sa'd b.el-Husayn), -Ömer b. Sa'd-Dıya'uddîn Ebi'n-Necîb Abdulkerim, -Ebu'l-Huseyn el-Bekrî es-Sühreverdî, -İbnu Şabur el-Farusî, -Ebu Hafs b. Mezîd b. Ü meyle ve İBNU'L-CEZERÎ.

Sühreverdiyye Tarikatını, Şeyh Şihabuddîn Ebu Hafs Ömer es-Sühreverdî (632/1234), Bağdat'ta kurmuştur.

İbnu'l-Cezerî, akranlarına, özellikle de talebelerine; hangi titrin sahibi olurlarsa olsunlar ve hangi unvan ile yad edilirlerse edilsinler; isterlerse ilmin zirvesine çıksınlar, ya da dünyanın en meşhur ve kudretli hükümdarlarının himayesine sığınmış olsunlar; İslâm'dan taviz vermeksizin ve kınayanın kınamasına kulak asmaksızın Mevlaya götüren yol olan tarîkatlara hangi gözle bakılması ve ne ölçüde sahip çıkılması gerektiğini göstermiştir.

-rahmetullahi aleyh-

Yaşar AKASLAN / Prof. Dr. Ali Osman Yüksel
Muhtelif Kaynaklar

Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder