mahihaber Camiler ve İmamlar Üzerine Bir Değerlendirme - Mahihaber
HADİSLERDEN

Camiler ve İmamlar Üzerine Bir Değerlendirme




İslam Ümmetinin kanayan yaralarından birisi de camiler ve bu camilerde görevli olan din görevlilerinin (imamların) durumudur.

Eskiden köyde, kasabada ve hatta orta büyüklükte bir şehirde önder bir kişilikti imam. Dini, devleti ve milleti ücra bir dağ köyünde temsil eden belki de en önemli simge halini taşıyordu, öğretmen ve muhtar gibi. İmamlık eskiden bir basit meslek olmanın çok çok ötesinde toplumda düzen ve adaleti tesis eden manevi bir hukuk kurumu, kendisine hemen her konuda danışılan bir merci, kısaca toplumu ilgilendiren konularda hayata bilfiil müdahil olan çok boyutlu toplumsal bir makam idi. Önder şahsiyet olan imam, halk arasında bilgisi ve görgüsü ile saygın ve etkili bir konumdaydı.

Camilere gelince, o mukaddes yerler,toplumun nefes aldığı, namaz kılıp, dua ve istişare ederek rahatladığı, milletin birliğe, dirliğe ve kardeşliğe kanat çırptığı yerlerdi.

Maalesef imamlığın eski itibarı ve toplum üzerindeki etkin gücü gün geçtikçe buharlaşmaktadır. Global dünyada seküler hale gelen dini yaşantı, camileri süslü beton molozlarına veya tarihi ve turistik mekanlara, imamlık kurumunu da sıradan bir mesleğe dönüştürmüş ve gelinen noktada “camiler, cenaze yıkama yeri”, imam ise“namaz kıldırma memuru” haline gelmiştir. İmam toplumsal hayatın birçok yerinde, artık istese bile aktif hale gelememektedir. Sıkıştırılmış/etkisizleştirilmiş bir alana hapsedilen imam, toplum içindeki o kadim fonksiyonel ruhunu gün geçtikçe yitirmektedir.

Peki, bizi bir araya getirip cem eden camilerimiz ve bize önderlik eden imamlarımız, neden bu gün bu kadar soğuk, yalnız ve çaresizdirler. Kıyamın, dirilişin ve kurtuluşun mekânı olması beklenen camilerimiz acaba neden bugün sadece üç beş emeklinin veya elleri öpülesi beş on ihtiyarın namaz vakitlerinde uğradığı yerler haline gelmiştir? Günümüzdeki camilerin, sinagog, havra ve kiliselerden farkı nedir?..

Bu gün üzülerek söylemeliyim ki ülkemiz camileri, her birinin içinde 30 bin, 50 bin, 100 bin 200 bini geçen pahalı avizeleri ve bilmem hangi nakkaşın süslemeli Arap alfabesiyle yazılmış Allah, peygamber ve sahabe isimleri ile dolu bir ihtişam yeri, zenginlik kokan, israf ürünü yerlerdir. İmamlar müftülüklerden aldıkları hutbeleri/mektupları, ilk veya ortaokuldaki çocukların bakarak okudukları gibi cemaate okuyan bir postacı, İki veya üç haftada bir okuduğu bu anlaşılmaz mektuptan sonra bir de üstüne cemaatten para isteyen bir dilenci hükmüne sokulmuştur.

Bununla beraber imamdan olağan üstü bir kişilik beklenmektedir. Örneğin, imam kot pantolon giyemez. İmam kısa kol gömlek giyemez. İmam spor faaliyeti yapamaz. İmam her an camide bulunmalıdır. Cenaze her an camiye varabilir; mevtanın salasını vermek, cenazeyi yıkamak, kefenlemek ve son yolculuğuna uğurlamak imamın ekstra görevleri arasındadır. Nikâh, mevlit, sünnet merasimleri, hasta ziyaretleri ve Perşembe günlerindeki kabir ziyaretleri gibi tüm bunlar cami dışı görevler ve imamın önderliğinde yapılan sorumluluklardır. Kandil gecelerini, Cuma günlerini ve ramazan ayını söylemeyeceğim. Haftada bir gün izini olan imam, cemaate bunu anlatmakta güçlük çekebilir. Çünkü imam için tatil yoktur zihinlerde. Namazın tatili mi olur (!) denir. Vakit namazları arasında pek fazla bir zamanı olmadığından imam, camiye bağlı ve bağımlıdır.

Genç imamın sosyal faaliyet alanı cami ve avlusu, arkadaşları ise yaşları 60 üstü olan mahallenin/köyün emekli kadrosu ve ihtiyar heyetidir. Televizyonun yoz kültüründe büyüyen genç nesiller, arada bir veya haftada bir Cuma namazı, kandil gecelerinde ve bayram namazlarında camiye gidilir. Onun dışında camiler tarihi yerler ve emeklilerin/yaşlıların adeta hayatlarına, yoruldukları için mola verdikleri tesisler gibidir. Genç kesimlerin camiye ve cemaate bu derece yabancılık çekmesinin altında yatan bir sebep de vicdanlarını rahatlatmak için camiye iltica eden kimi yaşlılarımızdır. Öyle zannediyorum ki bu emekli kadro evlerinde bulamadıkları sessizliği ve rahatlığı/huzuru camide buluyorlar. Bu elbette güzel… Fakat kimi zaman camiye evleri gibi sahiplenmeleri, çocukların üstleri başları müsait değil bahanesi ile onları camiden kovmaları, bu çocuklara kızmaları, onları rencide etmeleri,yanlış ve gelecek için son derece tehlikelidir. Çünkü böyle yaparak genç nesillerin camiye, dine ve maneviyata olan aşklarını söndürmüş oluyor, yüreklerinde inanca olan sevgi ve heyecanlarını kesiyorlar. Camiler mümin erkeklerin ve mümin kadınların tümü için her dem açıktır. Bu kurtuluş yerleri ihtiyarların olduğu kadar gençlerin de yerleridir. Hâsılı camilerimizde namaz kılınırken arka saflarda çocukların gülme sesi gelmiyorsa, ön safları kendi tapularına geçirmiş yaşlılardan oluşan iki saftan öte bir cemaat de olmayacaktır.

Çözüm Önerileri:

• Diyanet camilere ve imama çok farklı anlamlar yüklemelidir.

• Camiler sadece namaz kılma yerleri ve kimi kandil gecelerinin, sözüm ona, ihyası için kullanılan mekânlar olmaktan çıkarılmalıdır.

• İmam merkezden gönderilen hutbe ve vaazlar ile sınırlandırılmamalı, camilerdeki kürsüler özgür bırakılmalıdır.

• Müftüler imamlarla çok farklı bir ilişki ağı geliştirmelidir. Bir müfettiş veya patron gibi imamlara baskınlar yaparak onları her an kontrol edercesine, niyeti sorgulayan soğuk ve kuralcı tipler olmaktan çıkmalıdır. Makamlarını, imamların üzerinde devletin demir yumruğu haline getirmekten vazgeçmelidir.

• Müftülerin periyodik olarak yaptıkları aylık mutat toplantılarında bilhassa imamların da konuşturulması, dertleri varsa dinlenmesi, sorularının makul bir şekilde cevaplandırılması gerekir.

• İmamların mezhep taassupçuluğu gibi bir çok konuda karşılaştıkları sorunların görmezden gelinmemesi gerekir.

• İmamın da bir beşer olduğu unutulmamalı, onların masum görülüp kendilerinden olağanüstü beklentiler içinde olunmamalıdır. Önderi masumlaştırma tutumundan vazgeçilmelidir.

• Camiye gelen cemaat kendisini kontrol etmeli; camiye geldiğinde camiyi şereflendirmediğini; aksine onun camiye gelerek huzur ve şeref bulduğunu fark etmelidir.

• Bir kurum olarak diyanet, toplumdan ve ümmetten uzak şu kendi prosedür kurallarını gözden geçirmesi gereken ilk kurumdur. Tepeden inme kural ve talimatlarla imamlığa ne derece zarar verdiğini bilmesi gereken ilk kurum diyanet camiasıdır. Siyasetin sesi vahyin/minberin sesinden yüksek çıktığı zaman camiler, süslü avizeleriyle(!) ve desenli halılarıyla(!) turistik bir görünümden öteye geçmeyecektir.

• Ve tabii, her şeyden önce kendisini sorgulaması gereken ilk şahıs imamdır. İmamın toplumun hal ilmini öğrenmesi/bilmesi gerekir. İlmi siyaset ve toplumsal uzlaşı noktasında gereken beceriye sahip bir toplum adamı olmalıdır. Din adamı olmak toplum/millet adamı olmaktan sıyrılmak olmadığını bilmesi gerekir.

İdris Başkıran / demircidingorevlileridernegi
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder