mahihaber Unutmadık.. Unutmayacağız. El Halil katliamı 25 yıl - Mahihaber
HADİSLERDEN

Unutmadık.. Unutmayacağız. El Halil katliamı 25 yıl




Bundan 25 yıl önce, 25 Şubat 1994'ün Ramazan ayında, işgalci Siyonistler tarafından Filistin'in El Halil kentinde büyük bir katliam gerçekleştirildi.

El Halil'deki Hz. İbrahim Camii'nde sabah namazında gerçekleştirilen, 67 Müslümanın katledildiği ve 300'e yakın kişinin yaralandığı katliam, hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Siyonistler, Kudüs'ten sonra ikinci hedefleri olan Peygamberler diyarı Filistin'in güzide şehirlerinden El Halil kentindeki Hz. İbrahim Camii haremini istila edip orayı tamamıyla bir Yahudi sinagoguna çevirmeyi amaçlıyordu.

Ramazan ayının 15'ine denk gelen cuma günü sabah namazının kılındığı esnada, camii şerife toplanan Müslümanlar, tertemiz bedenleriyle Rablerine yönelmiş, huzur ve huşu içinde O'na rüku ve secde ederlerken, arkalarından gelen kurşun yağmuruna tutuldular. İ

İşgalci Siyonistlerin kinlerini saçtığı o kurşunlar, Rablerinin önünde eğilmiş olan Müslümanların temiz bedenlerini hedef almıştı.

67 Müslümanın katledildiği, 300'e yakın kişinin yaralandığı El Halil katliamına dünyanın sessiz kaldı. Bu vahşet, işgalciler tarafından dünya kamuoyuna, Barush Goldstien adındaki akli dengesi yerinde olmayan aşırı dinci bir Yahudi tarafından işlenen cinayet olarak lanse edildi.

El Halil Katliamı terör şebekesinin planlı yaptığı katliamlardandır

Oysa katliamı aklı dengesi bozuk bir Siyonist canavarın tek başına yapmadığını, katliamdan sonra görgü tanıkların ifadesinden de anlaşılıyordu.

O gün katliama şahit olan bir görgü tanığı sonraki günlerde olayı şöyle aktarıyordu:

"Biz birinci rekatı kılarken Yahudilerden, asker elbisesi giyinmiş bir kişi yanımıza girdi. Kulaklarında kulaklık vardı. Bu kişi üzerimize ateş etmeye başladı. Silahının şarjörü boşaldıkça yanındaki ikinci kişi dolduruyordu. Ben sabah namazlarına gelmeyi adet edinmişimdir. Başka zamanlar her gün o vakitte burada otuz kırk asker bulunurdu. Ama o gün sadece dış kapıda yedi asker vardı. Sürekli yedi veya sekiz askerin beklediği iç kapıda ise hiç kimse yoktu. O sabah, o kapıda hiçbir asker görmedim. Saldırgan Yahudi üzerimize ateş etmeye başlayınca dışardaki askerler içeri girip bizim üzerimize göz yaşartıcı bomba atmaya başladılar."

Sadece camide gerçekleştirilen saldırıyla sınırlı kalmayan katliamda, yaralı olan Müslümanlara dışardan yardım yapılması da engellendi. Hastaneye kaldırılan yaralılara da Siyonistler tarafından ateş açıldığı olayın görgü tanıkları ve hastaları hastaneye taşıyanlar tarafından dile getirilmişti.

El Halil Katliamın perde arkası

Siyonizm ile göbek bağı olan "basın-yayın" organları, Müslüman Filistin halkının bağımsızlık ve varlık mücadelesini "Terör" olarak kabul ettirebilmek için ellerinden gelen bütün gayreti sarf ederken, işgalci Siyonistlerin vahşi katliamlarını ise "Bireysel Eylem" şeklinde yansıtıyorlardı. Oysa işgalci Siyonistler bütün bu katliamları planlı bir şekilde gerçekleştirmekte, ancak kendisinin çirkin yüzünün dünya kamuoyu tarafından görülmesini engellemek amacıyla pratikte "Ferdi Eylem" metoduna başvurdular.

Yapılan saldırıların daha önceden planlanıp hazırlandığı, yararlanan Filistinli Müslümanlar tarafından sıkça dile getiriliyordu.

Katliamda ilk kurşunu sıkan Barush Goldstien kim?

Barush Goldstien, aslında Siyonizm ideolojisinin bir aynası, Filistin topraklarını işgal altında tutan zihniyetin bir portesi... Doktor olan bu kişi, gerçekleştirdiği katliamla aslında bir cani olduğunu göstermişti. ABD vatandaşı olan Goldstien, daha sonraları işgal altındaki topraklara yerleşmiş ve terör yuvası Kiryat Arba Yahudi yerleşim merkezinde oturmaya başlamıştı. Bu kişi Kach terör örgütünün eski bir mensubuydu. Terörist haham Meir Kahane'nin en katı bağlılarındandı. Siyonistlerin ordusunda üç yıl süreyle yedek subay olarak da görev yapmıştı.

Halilurrahman Camii

Hz. İbrahim, oğlu İshak ve torunları Yakup ve Yusuf’un eşlerinin kabirlerinin bulunduğu Halilurrahman Camii, ismini verdiği şehirdeki en ağır zulümlere sahne olmuştur.

1997 yılında el-Halil şehri, ardından da Halilurrahman Camii fiilî olarak ikiye bölünmüştür. Şehir ve caminin ikiye bölünme süreci, 25 Şubat 1994 tarihinde ABD vatandaşı radikal Yahudi Barush Goldstien adındaki bir teröristin Halilurrahman Camii’nde gerçekleştirdiği katliam ile başlamıştır.

Terörist Goldstein, 25 Şubat Cuma günü camide ibadet eden Müslümanların üzerine ateş açmış ve 29 kişinin ölümüne, 300 kişinin de yaralanmasına sebep olmuştur. Bu saldırının ardından cami ibadete kapatılmıştır.

Saldırının üzerinden yedi ay geçtikten sonra cami yeniden ibadete açılmış ancak bu süre zarfında caminin içerisine özel güvenlik sistemleri yerleştirilmiş; mihraba gözetleme noktaları konulmuş ve cami elektronik kapılarla bölümlere ayrılmıştır. İbadet etmek isteyen Müslümanlar mihraba girmeden önce birkaç elektronik kapıdan geçmek zorunda bırakılmıştır.

Hepsinden de önemlisi caminin üçte ikilik kısmı sinagoga çevirmiştir. Müslümanlara tahsis edilen üçte birlik kısmında ise sadece 300 kişi ibadet edebilmektedir. Üstelik tıpkı bugün Mescid-i Aksa’da yaşananlara çok benzer bir şekilde otuz yaşın altındaki Müslümanlara da camiye girme konusunda kısıtlama getirilmiştir.

1994 yılındaki cami saldırısı ile başlayan gerginliğin 1997 yılının Ocak ayında taraflar arasında imzalanan el-Halil Anlaşması ile sonlandırılması hedeflenmiştir. El-Halil Anlaşması ile şehir adeta ikiye bölünerek %20’lik kısım İsrail’e %80’lik kısmı ise Filistin yönetimine bırakılmıştır.

Şehir nüfusunun %0,3’ünü teşkil eden Yahudiler, Halilurrahman Camii’ni de içinde barındıran şehrin %20’lik kısmını, hem de şehrin genelinin güvenlik, şehre giriş-çıkış kontrolü ve su kaynakları gibi egemenlik haklarının kontrolünü de ele geçirmiştir.

Arkeolojik Kazı Maskesiyle Yürütülen Yahudileştirme

İsrail yönetimi arkeolojiyi bir meşruiyet aracı olarak kullanarak Filistin topraklarında hak iddiasında bulunma yöntemine sıkça başvurmaktadır.

Kentteki kazı faaliyetlerini Halilurrahman Camii civarında yoğunlaştıran İsrail, eski dönemlere ait kalıntıları ortaya çıkartmak suretiyle İslam eserlerini ortadan kaldırmak ve kente Yahudi damgasını vurmak için yoğun bir çalışma içerisindedir.

İşgal devleti İsrail, 21 Şubat 2010 tarihinde Halilurrahman Camii’ni ve içinde bulunan Hazreti İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerin mezarlarının bulunduğu Atababalar Mağarası ile Beytüllahm kentinin girişindeki Hazreti Yakup’un eşi Rahel’in türbesini ulusal miras listesine aldığını ve bu yapıları restore edeceğini açıklamıştır.

İsrail’in bu kararını protesto eden el-Halil kentindeki Filistinli gençlerle İsrail polisi arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Günler süren çatışmalar sırasında Filistinli gençler İsrail güvenlik güçlerinin saldırılarından Mescid-i Aksa’ya sığınarak kurtulmuştur.

7 Temmuz 2017 tarihinde UNESCO, el-Halil kentini Filistin’deki dünya mirası listesine aldığını açıkladı. UNESCO ayrıca kenti “tehlike altında bulunan yerler” listesine ekledi ki, bu da el-Halil’e Dünya Mirası Fonu’ndan acil yardım ödeneği ayrılması anlamına geliyor.

UNESCO’nun bu kararı aslında İsrail’in el-Halil’in kendi toprakları dahilinde tutularak dünya mirası listesine alınacağı düşüncesi ile yaptığı başvuru sonucu gerçekleştirilen toplantıda alınmıştır. Bu yüzden İsrail, çıkan karara tepki gösterdi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu UNESCO’nun kararını “gerçek dışı” olarak değerlendirirken kurumu Filistin lehine tarihî gerçekleri saptırmakla suçladı.


Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder