Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri

Bir Mübarek Yolculuk

Bir aşk hikâyesi gibidir hac

2017-04-15 03:26:52
Bir Mübarek Yolculuk

İnananlar için çok özel günlere bir kez daha şahitlik etmeye hazırlanıyor zaman…

Bu eski dünyanın, en eski mabedi olan beyti atik, misafirlerini ağırlıyor… Duyurfurrahman… Rahmanın misafirleri… Bu kelimeyi ilk duyduğum, manasını ilk öğrendiğim zaman nasıl heyecanlandığım, daha dün gibi kalbimde taze… Hala da aynı heyecanı her işittiğimde, okuduğumda duyarım… Eksiklik ve acz içinde olan insanın, âlemlerin yaratıcısına misafir olması, arı duru bir kalble, tüm coşkusu ile yaşanılması gereken elbette fevkalade bir olay…

Bir gidene bir daha izin ve fırsat verilmese de, aslında insanın her akıl ve kalb yaşı geliştikçe bir daha yeni baştan her sene yaşanması gereken bir aşk hikâyesi gibidir hac. Hani gönlünde ikinci bahar yaşayan aşığın, gel seni bugünkü aklımla severim şimdi, dediği gibi… Müminin imanı ve yakini arttıkça, kalb gafletten biraz daha arınınca çok daha özel, çok daha başkadır hac…

Tüm ibadetler aslında her ne kadar tanımlı izahlı olsa da yinede kalblerde saklı bir sır olarak yaşanır. O amelle elde edilecek kazanımların kaçta kaçına vasıl oldunuz, olamadınız, hep Allah Tebareke ve Teâlâ ile şimdilik aramızda sırdır…

Davet insanın gönlünde hep rağbet ettiği bir temayüldür. Davet ve davet edenin niteliği ne kadar artarsa, davetler ve o davete katılmak da o kadar çekici olur. Davet eden ne kadar itibar sahibi ise davete icabet eden de o kadar itibar görür.

Kul ile Allah arasında yaşanan ilişkinin görünür hali olan ibadetler de, aslında hep Allah’ın kula olan davetidir. Bu davetler muhtelif çeşit ve mertebeden kula sürekli yenilenir. Mevlana Hüdavendigâr,

“Her anı gayri münkasimde size Rabbinizden ‘elestu bi Rabbikum’ gelir”

Diyerek bu davetlerin her nefeste yinelendiğini söyler. Nitekim namazla günde beş vakit ezanla gerçekleşen davetlerin yıllık zirve toplantısı gibi gerçekleşir hac. Hep bir davetçi, davet edilen ve buluşma söz konusudur yani…

Sure-i Bakara-186 ayeti kerimede “…benim davetime icabet ediniz…” emrine muhatap olanlarda, büyük sevinç ve mutlulukla bu davete telbiye ile mukabele ederler. ‘Lebbeyk, Allahümme, lebbeyk!’ (Buyur, Ey Rabbim, buyur!) Hamd ve nimet sana aittir. Senin ortağın yoktur.’

Her kime Kâbe nasip olsa, Hüda davet eder,

Her kişi ancak sevdiğini hanesine davet eder…

İnananlar için haccın farz olduğunun delili, sure-i Al-i İmran-97. “…Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…” ayetidir.

Sözlükte hac, maksada ve amaca yönelmeyi yinelemek, umre ise ziyaret demektir. İbn-i Arabi Futûhat-ı Mekkiyyesinde, Beytullaha yönelerek kılınan namaz yerinde sabit bir hac gibidir. Aynı şekilde hacda hareket halinde kılınan namaz gibidir, buyurarak çok kalbi bir izaha yer verilmiş ve namaz ile hac arasında hep bir bağlantı kurmuş, namaz bir nur, hac ise kulluktur demiştir.

Tavaf için ise rükûsu ve secdesi olmayan namaz benzetmesi yapmıştır. Haccın rükünlerinin marifetlerini anlatırken “Kudüm tavafından inci, veda tavafından ise mercan çıkar” buyurmuş ve ‘Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız’ ayetine yer vermiştir.

Rivayet edilir ki, Kâbe-i Muazzama’nın tabiat yönünden bitki örtüsü ve akarsular tarafından yoksun olmasının sebebi hikmeti, Allah Tebareke ve Teâlâ’nın manevi olarak verdiği bereket ve hayırlar yönünden çok zengin olmasındandır.

Tavaf ile başlayıp, yine tavaf ile nihayetlenen hacda, diğer ibadetlerde bulunmayan bir sevap bulunduğu gibi, diğer amellerde olmayan ilahi bir tecelli söz konusudur. Hac ve tüm ibadetleri gerçekleştirmenin amacı, kalblerin canlılığını sağlamaktır.

Haccın tüm rükün ve emirleri Allah Tebareke ve Teâlâ’ya tazim ve hürmeti hedefler. O’na karşı kulluğu arz için beytullahın mübarek kapısında şevk ve heyecan ile ilahi lütuf, af ve rıza dilemek, dolayısı ile hacc etmek, tümüyle yakîn kesbetmektir. Bu mübarek belde ve hacca hürmet de saygısızlıkta, Allah’a karşı yapılmış kabul edilmektedir.

Hac menasikleri içinde kendisine hürmet Allah’a hürmet olarak kabul edilen mübarek durak yerleri; Kâbe-i Muazzama’yı tavaftan sonra ayet-i kerimede hakkın nişanları olarak tasvir edilen, cennetin iki kapısı olarak tasvir edilen, duaların kabul edildiği yerler olarak bilinen, Safa Merve arası say etmek vardır.

Daha sonra, yeryüzüne indirildikten sonra Hz. Havva ve Âdem a.s buluştuğu Mekke-i Mükerreme’ye yakın mesafedeki Arafat dağıdır ki, tanıma manasına gelen ‘arefe’ gününde yine ‘kavuşma, buluşma’ manasında olan Arafat vakfesi yapılır. Ayrıca, İbrahim Aleyhisselam’a haccın menasikleri burada vahiy olunduğu için buraya Arafat ismi verilmiş olduğu, İbn-i Abbas Radıyallahu Anhuma’dan rivayet edilmiştir…

Arafatın akabinde kendisine varılan Müzdelife ise yine ikinci bir vakfe mekânı olarak Allah’a yaklaştırıcı manasındadır.

Müzdelifenin nihayetindeki bir tepe olan Meş’ar-i Haram’da ibadet nişanı manasında olup, hüccacın gecelediği, hürmet edilen, özel bir mevkidir.

Arafat’tan Müzdelife’ye, Müzdelife’den de, mağfiret ve istiğfarlar dilenerek, Mina’ya inilir. Artık hacı olunmuş, günahlar bağışlanmış ve dualar kabul edilmiş olarak bayram edilir.

Adeta manevi bir şölen olarak niteleyebileceğimiz haccın ardından sanırım en güzeli temiz arı duru bir halde iken Peygamber Efendimizi ziyaret için, Medine-i Münevvere’ye gitmektir…

İnşallah siz bu satırları okuduğunuz zaman kutsal vazife için, ben çoktan harem topraklarına vasıl olmuşumdur… ARALIK 2009

Hacc-ı mebrur, sayy-i meşkur inşaallah!..

Harem-ü Şerif’de, kutlu vazifenin ardından şimdi gözler yorgun ama mutlu bakıyor… İşin başında vazifeyi eksiksiz yapabilmenin tedirginliği şimdi yerini sekinet ve sukünete bıraktı… Sevgi ve en içten duygularla herkes birbirini kutlayarak, Hacc-nın mebrur ve sayy-i nin meşkur olmasını diliyor…

Kuşkusuz hacc, tüm insanlık âleminin en etkileyici buluşması… Dünyanın muhtelif coğrafyalarından aynı duygularla milyonların bir araya gelmesi, aynı ibadetleri ve amelleri yapması, dil ve ırk farkına hiç pirim vermeden anlaşıp kaynaşması, yerine göre dayanışması Rahmanın misafiri diyerek birbirine hürmet etmesi, muhteşem bir olay…

Sanırım bu sene daha önceki yıllara nazaran çok daha fazla fisebilillah ikramlar oldu… ‘hedey’ diyerek takdim ettikleri kitaplar, yiyecekler, havaalanına indiğimiz andan itibaren, hacc sonrasına kadar devam etti…

Suudi kaynaklarından aldığımız bilgiye göre bu yıl resmi kayıtlı hacı yaklaşık 3 milyon olarak ifade ediliyor. Haccın ardından hüccac akın akın Medine-i Münevvere’ye doğru yola çıktı ama Kâbe-i Muazzama’ya girdiğiniz zaman hala sanki hiç kimse gitmemiş ayrılmamış gibi.

Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu ve Selam, Arafata çıkmadan evvel Tevriye günü, diye tabir edilen Zilhiccenin sekizinci günü sabah namazını eda ettikten sonra Mina’ya intikal etmişler, orada beş vakit namaz sonrası, arefe günü sabah namazını müteakiben Arafata çıkmışlar. Peygamberin bu uygulamasını her nedense Diyanet görmezden geldiği için Türklerin birçoğunun haberinin bile olmadığı bu sünneti eda için Mina’ya vasıl olduğumuzda, tüm dünya hacılarının ve tabi bizim gibi Diyanetten bağımsız hareket eden Türk Hacılarının da Mina çadırlarında çoktan yerini aldığını gördük…

Diyanetin ve genelde sadece Türk hacıların atladığı bir diğer sünnet ise, cemrelerin taşlandığı günlerde, teşrik günlerinde Mina da gecelemek. Gecenin en az 6 saatini Mina’da geçirmek…

Bilenler bilir, hacc alanı diyebileceğimiz, bölge içinde nazlı nazlı süzülen manevi değeri büyük iki camii vardır.

Arefe günü sabahı Mina’dan ayrılan Peygamber Efendimiz Aleyhisselatu ve Sellam’ın Arafat sınırları içerisinde veda hutbesini irad ettikleri Nemire denilen bölgede, bu gün Nemire Mescidi yer almaktadır. Cebel-i Rahme’den baktığınızda tüm ihtişamıyla ufuk da beliren, Nemire Mescididir.

Diğeri ise, Mina bölgesinde Âdem Aleyhisselam’ın mescidi olarak anılan Mescid-i Hayf… Daha önceki gelişlerimde içinde gecelemek nasip olmuştu ama bu defa maalesef, sadece yakınından geçmek mümkün oldu…

Mina’ya cemreleri taşlamaya doğru giderken kafile başkanımız Kur-an’dan kolayına gelen rast gele ayetler okumayı tercih etti. Ben her zamanki gibi dayanamayarak, özellikle günün anlam ve önemini belirten hac ile ilgili ayetleri okuyup açıklamasının daha uygun olmaz mıydı, diye sormaktan kendimi alamadım. Keşke hacı, şeytan taşlamanın sadece şeytanı küçültmek değil de, aynı zamanda şeytanın insana verdiği kuşku ve vesveselerin de insanın içinden böylece atıldığını bilerek taşları atsaydı, daha güzel olurdu…

İbn-i Abbas dan rivayet edilen, Efendimizin: “Mina da toplananlar kime misafir olduklarını bilselerdi, elbette affolunmaktan öte, fazl-u keremle müjdelenirlerdi.” Buyruğunun ve benzer bilgilerin anılması bilinçlendirme açısından daha yerinde olurdu. Zira yorgunluk telaş ve heyecan, çoğu zaman o çok özel anların hakkını vermeye mani oluyor.

Gidenlerin çok iyi bildiği, dönenlerinde içini sızlattığı acı bir gerçek var ki; büyüklerin: “Kuyu bulundu Kenan bulundu Yusuf bulunmaz; her an bulunurda bu an bulunmaz…” dediği kadar, belki de daha ziyade özel, her anının agâh olarak, yerli yerince yaşanması gereken, bir daha ele geçmez, geri gelmez özel zamanlardır hac günleri…

Yine, Sure-i Bakara 200 cü ayeti kerime de, Mina günlerinin özellikle Allah’ın zikir ve tesbih edilmesi gereken günler olduğuna dair emir vardır. Hac ne kadar şerefli ve özel bir ibadetse, inceliklerine ve ayrıntılarına dikkat ederek bilinçli yapıldığı zaman güzeldir. Ama maalesef kafile başkanları ve rehberlik görevi yapan hocalar, yüzeysel bilgilerle işi götürmeye alışmışlar…

Kur-an-i bir hakikattir. Nasıl Kur-an okuyucusunun imanını ve yakînini ya da küfrünü arttırırsa, çok hassas ve özel bir ibadet olması açısından ayniyle hacda hüccacın imanını ve yakînin ya da küfrünü arttırmaktadır. Eskilerin ‘kıldan ince kılıçtan keskin’ meselinin tam da uyduğunu görüyorsunuz. İhlâs ve takva ile yapılan her ameliniz yüz binlerle çarpıldığı gibi bilinçsiz, edebe mugayir hallerinizde aynı neticeyi vermektedir. Hacda cidal yoktur emrine mukabil, şeytan her adımda cidal ve gerilim için tüm numaralarını sergilemektedir.

İbn-i Arabi’nin hac baştan sona efendiliktir, dediği gibi efendice haccını eda edebilen gönüllere ne mutlu…ARALIK 2009

Bir Mübarek Seferin Notları

O şerefli vazifeden, o kutsal yolculuktan döneli ne kadar oldu hatırlamıyorum.

Döndükten sonra uzun bir süre ahretten dünyaya dönmüşüm gibi bir türlü adapte olamayışım, evimi eşyalarımı tek tek yadırgayışım ne kadar da güzeldi.

Önceleri hep Beytullah konuşulsun istemelerim, mevzuu değiştirildi mi midemin bulanıp, başımın dönüp hastalanmalarım, mevzuu açıldı mı ani iyileşmelerim, oradaki ruhaniyetin diri kalması için, içimin dayatmalarıymış meğer. Şimdilerde ezan sesiyle ani irkilmelerim oluyor, bir iç sızlamasıyla hasret yakıyor.

Aziz bir dostum bu anıları talep ederek sanki beni yeniden oraya gönderiyor. Aslında günlük tutmam için defalarca uyarılmama rağmen orada böyle bir dirayet ve şuur gösteremeyişime hak veriyorum. Bu benim ilk haccım. İşte Mekke yi Mükerreme ye girene kadar alanda karaladığım birkaç cümle…

Kahire, havaalanı

İnanılmaz sürpriz yolculuk başladı. Rüyada gibiyim. Kutsal yolun seremonisi başladığı zaman, direk Hak telâla tarafından çağırılmak bile değil, adeta çekilip alınmanın doyumsuz hazzı bir yandan, bir yandan yalnızlığım, bir gariplik çökmüştü. Yine de ummadığım bir tezahüratla yola çıktım. Vasfiye anne, Yıldız, Yıldırım, Emel ve eşi, Nurdan la Doğan Faik Bey ve kardeşim Erkan, yolcu ettiler. Ekipten hafız hanımın gecikmesi panik yarattıysa da Rabbim.. kavuşturdu, uçağa doğru giderken Allah a şükürler ediyorduk. Hac vizesi değil de seyahat vizesiyle Mısır üzerinden hacca götüren, özel bir şirkete son iki günde hazırlanıp dahil olduğum için heyecanım hat safhada. Aynı akşam 19.30 tekrar abdest alıp ihrama niyet ettik. Namaz, dua, tel biye ve tekbirler ihramlıyız. Kendimde bir hafiflik ve latiflik hissediyorum. Seyahat arkadaşlarımla yavaş yavaş tanışıyorum, çoğu benim gibi son dakika yola çıkmış.

Ve Mekke i Mükerreme… Sabah namazı vakti kutsal şehre giriyoruz. Gözlerime ilk dağlar takılıyor. Zira yoldaki asfalt, mimari yapılanma ve ağaçlandırmadan rahatsızım. O günlerden bir iz yok ama dağlar… gözlerimi dağlardan alamıyorum… Heyecanım hat safhaya ulaşıyor ve enteresan dilimden dökülenlere ben bile şaşırıyorum: “siz ha, Allah ın resulünü siz mi şehrin dışına çıkardınız, doğup büyüdüğü yerden ayrılmak zorunda bıraktınız…” Mekkelilere bir sitem…

Mekkei Mükerreme de ilk sabah namazını indiğimiz otelin yanındaki mescitte eda ederek, kafile dinlenme ya da yemek telaşında iken biz hafız hanımla bir araba ayarlayıp Beytullah a yöneliyoruz… Demek nasip oldu, demek buradayım… Ne lütuf, ne şeref, ne saadet… Yok kalbiniz durmuyor onu görünce… Uzun bir süre gözüm, gönlüm, ruhum Beytullaha gark olmuşken, anlıyorum ki arz üzerinde bundan daha cazibeli, daha muhabbetli bir yer olamaz. Kelama gelmez anlatılmaz bir cazibe, bir çekim ve muhabbet… Niyetimiz haccı kıran ve ilk gün kudüm tavafından sonra iki tavaf iki say… Bedene henüz gıda ve uyku verilmediği için ve ilk günün şoku vücudun cıvataları çıkmış gibi. Bu bana, “haccın bir nevi cihat olduğunu” beyan eden hadis i şerif i hatırlatıyor… Fevkalade bir zaman diliminde olduğunuzu idrak ediyorsunuz. İlk gün bilmiyorum tabi normal zaman da olduğu gibi yatak da uyuyarak dinleneceğimi zannediyorum, yok kesinlikle iyi niyetliyim. Bir daha ki tavafa böyle güç toplayacağımı zannediyorum. Oysa orda Allah ın beyti, haremi şerif bin mana içre, nazlı bir gelin gibi dururken, otelde yatmak ne mümkün. Gece ve gündüz mevhumu kalktı, ancak tavaf aralarında mermerlerin üzerinde, yerlerde on dakikalık yarım saatlik sızmalarla vücut kendini toparlıyor…

Orda bir Allah dostunun “Allah bana hiçbir şeyi kimseciklerle paylaşamama nasibi biçti hamd ederim.” Sözünü hatırlıyorum. Hayatın değişik cüzlerinde yalnızlığa antrenmanlı biri olarak, orada ki yalnızlığı bir lütuf olarak yaşıyorum. Kafile ve arkadaş bağımlılığında azade bir şekilde muhteşem kalabalığın içinde kayıp olarak kendi konsantrasyonuma göre derinlere doğru bir seyri sefer yaşıyorum.

Tavaf, safi aşk… tavaflarınızı yapıyorsunuz, şu niyet için bu dilek için, nihayet bitiyor ve işin aslına geliyorsunuz, aşk için ya Rabbi… sanki muhabbetin deryasına kulaç atıyorsunuz… Yudum yudum aşkı ve vecdi yaşıyorsunuz. Bittiği an yeniden başlama arzusu içinde bir anlatılmaz heyecan tavaf…

İtiraf etmeliyim ki, yıllar önce Kur an ı ilk okuduğum zaman orda geçen peygamber kıssalarını anlamamış, bu garip hikayelere neden bu kadar yer verilmiş acabalarının cevabını hayatı yaşadıkça Rabbim vermiş; peygamberlerin verdiği imtihanların misli benzerlerini kendi hayatımızda yaşadığımızı, bazen Yusuf as. imtihanı, bazen İbrahim as. imtihanıyla denendiğimizi, onların tarih sahnesinde yerini almış menkıbeler değil de, hala misyonunu devam ettiren, canlı hayati örnekler olduğunu yaşayıp yazdığım gibi, yine önceleri hac mevzuu oldukça, orada yaşanan rükünlerin ne olduğu soru işaretleri ve ünlemler halinde zihnimi kurcalardı. Elhamdülillah yine yaşayarak hakka âl yakin olarak, Rabbim lutfuyla mutmain eyledi. Hac konusunda, ayeti kerimeler, hadisi şerifler ve büyüklerin ifadeleri ortada iken biz ne söylesek eksik ve hatalı tabi, lakin gönüle sığmayan coşkunun tezahürleri o ki, kul ile Rabbi arasında ahd ü misakın yenilenmesi, yinelenmesi… “Lebbeyk allahümme lebbeyk… lebbeyke la şerike leke lebbeyk… innel hamde vennimete leke vel mülk, la şerike lek…” o ne güzel kavuşma ve karışma… Arz üzerinden muhtelif coğrafyalardan türlü model insanların aynı iştiyak ve şevk içinde Rab be yönelişi ne doyumsuz bir tablo. Değişik bir bilgiyle biliyorsunuz ki, dünyada en çok rağbet edilen elbette ki Rabbül alemin, en çok okunan da Kuran ı Kerim dir. Bu şerefle değişik bir şekilde mesrur oluyorsunuz. Rab bin azametinden kul olarak mutlu oluyorsunuz ve en şahanesi daha önce tatmadığınız kadar bir yakin yaşıyorsunuz. İşte sorsalardı Allah a en yakın olduğunuz zaman nedir? Herhalde Kuran ı Kerim okurken ya da namaz da diye cevaplarız ama haremi şerifte sanki perdelerin bir kısmı kalkmış…

Özel bir muhabbetle, iştiyakla bağlı olduğum hz İbrahim ve hz Hacer ayeti kerimede, “en sevdiğinizden vermedikçe birre eremezsiniz” buyurulmuştu. En sevdiğinden verme ve vazgeçmenin kahramanı hz İbrahim, tevhidin ve teslimiyetin zirvesi, Mekke nin ilk kurucusu hz Hacer, hep içimi ürpertmiştir. Her namazda salli bariklerde diğer peygamberler değil de özellikle İbrahim as. “…ve ala ali İbrahim’e, inneke hamidün mecid” anılmıştır…

Orada büyüklerle zaman ve mekan üstü bir yakınlık kesbediyorsunuz. Hz Hacer, o ne kutlu kadındır ki, alemlere rahmetin zuhur ettiği mübarek beldenin kurucusudur. Hakkın nişanları olan Sefa ve Merve tepeleri arasında say yaparken duamız, onun gibi iman ve teslimiyet sahibi olmak…

Ve Arafat, safi niyaz… Cebeli rahme, hz Adem le Hz Havva nın buluştuğu yerde siz de Hak ile ve Hak ın sevgilisiyle buluşmayı ve kabulü diliyor talep ediyorsunuz.

Tavaflar esnasında Beytullah ın mis kokulu örtüsünü öpüp severken, birden aklıma bir soru geliyor. Acaba Kabe in örtüsünü ilk defa kim örttü?… Bu soruyu kime yönelttimse kimselerden bir cevap alamadım, cevap alamayınca da merakım daha çok arttı… Döndükten bir hayli sonra nihayet bir rivayete rastladım… Ve hikâye çok hoşuma gitti… Efendim, Resulullahın zuhurundan 400 yıl önce, o zaman cihan hükümdarlığı Yemen de ve hükümdar da dinsizmiş. Hıristiyan misyonerleri gelerek Hıristiyanlığı krala tebliğ ediyorlar ve hz Ademden başlayarak insanoğlunun serüvenini ve ahir zaman nebisin anlatıyorlar. Kral akıllı. Ahir zaman peygamberini tercih ediyor, misyonerler: “sen ona yetişemezsin, o 400 yıl sonra gelecek” diyorlar. O zaman kral, nerede yaşayacaksa gidip onun şanı için bir iz, bir işaret bırakmalıyım diyor ve Kabe ye gelerek hürmet ve tazimle ilk defa örtüyü örtüyor. Daha sonra Medine i Müevvere ye gelerek, araziler satın alıyor ve oğullarından birini buraya yerleştiriyor ve Resulullaha verilmek üzere bir mektup yazıyor. Oğuldan oğula ta ki efendimizin Medine ye hicretine kadar… Ve malum hikaye deve bu kralın torununun evinin önünde duruyor ve efendimiz içeri girer girmez emanetini soruyor… Kralın efendimize olan muhabbetinin bereketi bu gün, bize Eyub Sultan hazretlerini vermiştir…

Nihayet haccı tamamlamış ve arınmış bir halde resulullaha yöneliyoruz. Yine sabah namazı vakti Medine i Münevvere ye giriyoruz. İlk andan itibaren burda da anlıyoruz ki arz üzerinde mescid i nebevi den daha huzurlu daha mutlu bir yer olamaz. Rahme ten lil aleminin huzurundasınız. Rahimiyetten başka ne hissedebilirsiniz ki… Mekke de celal, Medine de cemal sıfatlarının tecelli ettiğini işitiyorsunuz.

Orda aniden sımsıcak kısa bir dahası olmayan dostluklar yaşamak mümkün…Medine… Cuma vakti mescid i nebevi de namaz vakitlerinde yer bulmak en büyük probleminiz. İzdiham. Sıra sıra safların içinde uygun bir yer bakınırken, orta yaşlarda güven ve huzur uyandıran bir yüz beni yanına davet etti. Soruyorum: ” where are you from” sevgiyle bakan bir çift göz. Hanımefendi İngilizce bilmiyor. Arapça bir şeyler söylüyor anlamıyorum. İletişim için ortak kelimelerimiz yoktu ama bir alış veriş bir dostluk başlamıştı. Nasıl başardık bilmiyorum ama en az yarım saat namaz vaktine kadar muhabbet ettik. O Filistinliydi, ikinci kez hac eda ediyordu. Dertleştik, İsrail zulmünü konuştuk. Mescidi i Aksa dan istifade edemediklerini belli zamanlarda izin verildiğini anlıyorum. Birlikte Fetih Suresinden pasajlar okuyoruz ve ‘Muntakım’ esma i şerifine müracaat ediyor, birlikte namazımızı eda ediyoruz.

Hac boyunca en çok yaptığım dua: Ya Rabbi… aşkla şevkle yurtlarından sana gelmiş bunca huccacın haccını gerçekten kabul et ve her bir hacıyı yurduna döndüğü zaman gerçekten bakıldığı zaman Allah ı hatırlatan ve İslamı hakkıyla yaşayan ve yaşatan, İslamın bekçisi ve hizmetçisi olan kullardan eyle… ta ki dünyanın her bölgesinden İslam ın hakikati ve nuru yükselsin…

Haccın her rüknü aslında her anı ayrı bir mana yüklü, siz orada Rab bin hem elçisi hem misafiri hem de kuluyken, hamd ve şükürden acze düşmüşken içinizden bir feryat yükseliyor… Ya Rabbi… ne güzel dinin var. Ne güzel düzenin, ne güzel habibin var… Sana geldim, ey sevgili, en sevgili.

Handan Özduygu

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Oyun ve Eğlence - Çocuklar İçin

Çocuklar için Oyun Eğlence

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    15
    32
  • 2
    Medipol Başakşehir
    15
    30
  • 3
    Fenerbahçe
    15
    29
  • 4
    Beşiktaş
    15
    27
  • 5
    Kayserispor
    15
    27
  • 6
    Göztepe
    15
    27
  • 7
    Trabzonspor
    15
    25
  • 8
    Bursaspor
    15
    24
  • 9
    Demir Grup Sivasspor
    15
    22
  • 10
    Teleset Mob. Akhisarspor
    15
    19
  • 11
    Kasımpaşa
    15
    18
  • 12
    Aytemiz Alanyaspor
    15
    17
  • 13
    Evkur Yeni Malatyaspor
    15
    16
  • 14
    Osmanlıspor FK
    15
    14
  • 15
    Atiker Konyaspor
    15
    14
  • 16
    Antalyaspor
    15
    14
  • 17
    Gençlerbirliği
    15
    12
  • 18
    Kardemir Karabükspor
    15
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar