Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri

Bizler hayat arkadaşı olmayı da beceremiyoruz..

2017-02-25 06:41:50
Bizler hayat arkadaşı olmayı da beceremiyoruz..

Sevgili dostlarım  geçenlerde  günlük gazetelerin birinde rastladığım uzun ve mutlu evliliğin sırları adlı yazıyı okuyunca bu konuda da benim de yazacaklarım olduğunu düşündüm.

Zira her ne kadar benim evliliğim henüz 15 yıllık olsa da bir yastıkta tam 65 yıl mutlu yaşayıp  göçen bir dede ve anneannenin torunuyum….

 Dostlarım  doğrusu okuduğum yazıda uzun ve mutlu evliliğin sırları olarak verilen maddelerden bir şey anladığımı  söyleyemeyeceğim.

İsterseniz ben kendi aile çevremde yaşananlardan, özelliklede  anne annemle – dedemin  evliliğinden bahsedeyim sizlere.

Kim bilir belki bazı kişilere ışık olur aktaracaklarım…

Belki birileri bu yaşanmışlıkları kendi hayatına uyarlamak isterde  bir yuvayı daha kurtarmış oluruz…

Anneannemle  dedemin  akrabalıkla başlayan  diyalogları  bir zaman sonra  ailelerinde uygun görmesi ile  evlilikle  noktalanır…

Anneannem henüz 14 yaşındadır, dedim ise  17…

Evet günümüz koşullarında henüz çocuk denilebilecek yaşata gerçekleşen bu 1946 yılı Kayserisi’nde  son derece  doğal ve sıradan bir evliliktir.

Dedemin  sümüklü hala kızı olarak  gördüğü annaneme günün birinde  deli gibi aşık olması ve gözünden sakınır hale gelmesi, anneannemin ise  her daim beğendiği  dayı oğlunu  “Gözümü açtım onu gördüm, elbetteki çok sevdim”  sözleri ile kelimelere döktüğü  büyük açıkları  8 çocuklu, 25 torun ve tam 60  yıl  aynı yastığa baş  koyarak süren  örnek bir birliktelik  olarak tarihe geçmiştir.

Yeni nesil buna aşk diyorlar sanırım.

Genç bir kız ve genç bir erkek.

Her ikisinin de duyguları bu aşka hazır.

Ayrıca çok da iyi anlaşıyorlar.

Aslına bakarsanız iki genç de birbirine taban tabana zıt karekterde.

Kız yani anneannem  ne kadar dışa dönük, pratik zekalı, heyecanlı, sabırsız, çok konuşkan biri ise, karşısındaki delikanlı da yani dedem  o kadar sessiz, detaycı, az konuşan, biraz asosyal, hatta asabi  bir tip.

Ama sanırım bu iki zıt kutup birbirini çekmiş.

Yıllar önce bir mitolojik hikaye okumuştum.

Hikayede çok eski çağlarda insanların 4 kollu, 4 bacaklı, iki kafalı oldukları, daha sonra bir gün Tanrı Zeusa karşı geldikleri yazıyordu.

Tanrı Zeus karşı gelen kullarını kılıcını çekerek ortadan ikiye bölmüş.

O gün bugündür herkes kendi yarımını arıyormuş.

Kendi yarımını bulabilen mutlu yaşıyormuş, yarımını bulamayan ise yarımlık günlerini arayıp kahrediyormuş.

Her ne kadar hayal ürünü de olsa sanırım bu hikaye bizimkilerin  evlilik öyküsüne  çok uyuyor.

Bizimkiler de iki farklı karekter birbirini  tamamlayarak  dillere desten  uzun bir berabarlik yaşadı …

Benim  bizzat  gözlemlediğim bizimkiler  bu farklılıklarının  birbirlerini  ve beraberliklerini yıpratmasına izin vermediler.

Aksine farklılıklarını birleştirerek bir bütün oluşturdular.

Ailemizin karşılaştığı olayları ilk anda planlamak ve omurgayı hazırlamak hep anneannemin, detayları tamamlayarak olayı bütünlemek dedemin görevi oldu her daima.

Onlar yeni neslin aksine sorunlarını daima konuşarak aşmaya gayret ettiler.

60 yıl süren mutlu birlikteliklerinde derin arkadaşlıklarının  çok büyük katkısı oldu.

Çünkü onlar  evlilikler  için  yapılan  hayat arkadaşlığı nitelemesini  gerçek manada hayata geçirmiş insanlardı…

Anneannem  ailenin halkla ilişkilercisi, dedem  ise ailenin iç işleri uzmanı idi.

Uzun yıllar  süren bu beraberliğin arkadaşlık, birbirini tamamlama gibi özelliklerin  yanı sıra bana göre  en önemli özelliği amaç birliği idi.

Evliliklerinin  ilk yılları ile  birlikte  aralarına katılan sekiz ferdi  yani çocukları  onlar için   yaşam amacı  olmuştu.

Ve gördüm ki dostlarım  inanın bu amaç birliği onların  hayat arkadaşlığını  öylesine pekiştirmişti ki artık kalpleri  bile tek parça olarak çarpmaya başlamıştı adeta…

Diyeceksiniz ki bunlar evlilik için yeterli mi ?

 Hani aşk, duygular?

Dostlarım inanın  aşk her zaman var oluyor.

Fakat  şekil değiştirerek.

Kanımca  mutlu ve uzun ömürlü birliktelikler  için sadece aşk yeterli değil.

Bir insanla güzel vakit geçiriyorsanız,

Uzun saatler konuşmaktan zevk alıyorsanız,

Aynı amaç için dünyanın neresinde olursanız olun aynı duygularla kalbiniz çarpıyorsa,

Aynı  filmi,

Aynı müziği,

Aynı temsili aynı duygularla seyredip zevk alıyorsanız,

Daha sokağa saptığını karanlıkta gölgesinden fark ediyorsanız,

60  yıl sonra  gördüğünüzde hala kalbiniz çarpıyorsa bu duygu nedir sizce?

Biri  çıkıp ta  bu evlilik heyecanını yitirmiş,

Rutine indirgenmiş,

Otomatiğe bağlanmış gibi rahatsız edici yorumlar yapabilir mi?

Diyeceksiniz ki sen böyle düşünüyorsun ama bakalım bir de onlar ne düşünüyor du ?

Eminim ki 60 yılın ardından bir birlerine  yaka silkeliyordurlar.

Ama hayır dostlarım inanın hiç olmadı bu?

Doğrusu genliklerini çok bilmiyorum ama yanlarında geçen 30 yılı aşkın ömrümde bir kez olsun bir birlerinden  şikayetçi olduklarına şahitlik etmedim…

Hele  anneannemin  hastalığında  dedemim, o dağ gibi mağrur  asabi ve hiddetli  adamın  hüngür hüngür ağladığına  tanıklık ettiğimde  düşüncelerimin yüzde yüz doğru olduğuna görerek inandım…

Dostlarım  onlar  hayat arkadaşı olarak   çok  uzun yıllar birbirlerine  destek olarak bu yolda yürüdüler.

Bir birlerini

Sevdiler,

Saydılar ,

Korudular,

 İnandılar ve hepsinden önemlisi  bir birlerinden hoşnut olup mutlu oldular…

Pek tabi onların hayatında da mutluluklar kadar acılar,

Yokluklar,

Sıkıntılar,

Hasalıklar  kısacası hayata dair her şey oldu…

Ama onlar  omuz omuza çıktıkları bu yolda her daim  güç birliği yaparak bu sıkıntıların üstesinden gelmeyi bildiler…

Ve hayata gözlerini kapadıklarında  geride  her kesin hem fikir olduğu örnek bir  evliliğin ürünü olan evlatlar ve torunlar bıraktılar…

Dedem her zaman  “Yarabbi bana sevdiklerimin acısını yaşatma” diye dua ederdi ve o anneannemden iki yıl evvel rahmeti rahmana kavuştu…

Anneannem ise  onun ardından iki yıl daha  hayatı sürüklemeye gayret etti ama  her daim mahsun  ve kırgın gözüktü…

Tıpkı teki kaybolmuş çoraplar gibi hep bir yanın eksik olduğunu hissettirdi bizlere…

Ve sevdiceğinin  peşi  sıra göçüp gitti…

Şimdi   kendi evliliğim de dahil  çevremdeki  evliliklere ve insanlara baktığımda  ne onların samimiyetini, ne sabrını, ne bağlılıklarını, nede  vefalarını göremiyorum erenler…

Belki de  boşanmaların  evlikleri sollamasının  nedeni  bu eksikliklerdir.

Bizler  duygularımızı da kullan at hale getirdiğimiz  türlü gereçlere benzettik sanırım.

Ve  son kullanım tarihi gelen her türlü olguyu hayatımızdan kolayca çıkarta biliyoruz…

Buna hayat arkadaşlarımız  da dahil…

Sanırım bizler hayat arkadaşı olmayı da beceremiyoruz…

CEYHUN ÜSTEN
http://www.kayserihaber.com.tr/yazar-2836-bizler__hayat_arkadasligini_da_beceremedik

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

Videoerk

videoerk

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    12
    26
  • 2
    Medipol Başakşehir
    12
    26
  • 3
    Beşiktaş
    12
    22
  • 4
    Kayserispor
    12
    22
  • 5
    Demir Grup Sivasspor
    11
    19
  • 6
    Bursaspor
    12
    18
  • 7
    Göztepe
    12
    18
  • 8
    Teleset Mob. Akhisarspor
    12
    18
  • 9
    Fenerbahçe
    11
    17
  • 10
    Aytemiz Alanyaspor
    12
    17
  • 11
    Trabzonspor
    12
    16
  • 12
    Evkur Yeni Malatyaspor
    12
    14
  • 13
    Antalyaspor
    12
    13
  • 14
    Kasımpaşa
    11
    12
  • 15
    Atiker Konyaspor
    12
    11
  • 16
    Kardemir Karabükspor
    11
    8
  • 17
    Osmanlıspor FK
    12
    8
  • 18
    Gençlerbirliği
    12
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar