Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri

Diyanet ‘Cemaatler kayıt altına alınmalı’

2017-02-25 06:38:21
Diyanet ‘Cemaatler kayıt altına alınmalı’

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen örgütü mensuplarının hem devletten hem de çeşitli alanlardan tasfiyesi ile ilgili çalışmalar, operasyonlar sürüyor.

Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar’a göre Diyanet, 2012’den bu yana örgütten “herkesten fazla şüphelenmiş” ancak bir takım “kültürel kodlar” nedeniyle bu şüphelerini hep ertelemiş. Bundan sonra bu tür yapıların bir paralel devlet oluşturma girişiminde bulunmaması için ne yapılması gerektiğine dair soruya da yanıt veren Özafşar, aralarında cemaatlerin kayıt altına alınmasının da olduğu hukukî ve toplumsal boşlukların doldurulması gerektiği görüşünde. Dini eğitimin de mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı, “Kayıt dışı yapılar bir gün mutlaka toplumu tehdit eder” dedi.

Özafşar’ın Al Jazeera’la yaptığı görüşmedeki önemli satır başları

Fethullah Gülen Cemaati tanımı sizin için, Diyanet İşleri Başkanlığı için ne demekti?

Bu cemaatler meselesi Türkiye’de her zaman sorunlu bir alan olmuştur. Cemaatler hep devlet ve toplum tarafından sorunlu olarak görülmüştür. FETÖ ise başından itibaren hep şüpheyle bakılan ama iyi niyetle, bir takım mazeretlerle şüphelerin ertelendiği bir yapıydı.

Diyanet de mi bugüne kadar şüpheyle yaklaşmış ama hep beklemiş?

Diyanet, bugüne kadar hep sağlıklı dini bilgi açısından baktığı için şüphesi herkesten fazla olmuş. Ama Diyanet’in de kör noktası şu; bir kültürel kodla bakılmış meseleye.

Nedir bunlar meselâ?

Mesela rüyalar meselesi. Rüyalar meselesi aslında İslâm’ın açık bilgisi içinde bir delil olamaz. Bunu bütün ilahiyatçılar bilir. Ama bu yapıda rüyalarla hareket edildiği görülmüş. O zaman da denilmiş ki, “Efendim zaten kültürümüzde rüya kültü diye bir şey var.” Yüceltici nitelemeler yapılmış, “Kâinat imamı” gibi. O zaman da denilmiş ki, “Bu kültürün zaten yüceltme özelliği vardır. Tasavvufta, tarikâtte de bunlar var.” Dolayısıyla şüpheler ertelenmiş, ta ki cürmü meşhût yapılıncaya kadar. Yani suç tamamen ortaya çıkana kadar.

Bu ne zaman gerçekleşti sizin açınızdan?

Diyanet, 2012 yılından sonra bu yapıyı ciddi biçimde mercek altına almıştır. Bu yapının dini bilgi açısından sakat noktalarını tespite çalışmıştır. Bununla ilgili kamuoyunu bilgilendirecek açıklamaları olmuştur.

Neden?

Varolan unsurlar “Zaten kültürde de var” denilerek bir suç unsuru olarak veya sapma olarak nitelemeye cesaret edilememiştir.

Bu örgütün bu ölçüde ve bu şekilde yapılandığını tahmin edebiliyor muydunuz?

Bu örgüt paralel devlet yapılanması olmadan önce bir paralel dini yapı oluşturmuştu. Önce paralel dini yapılar oluşuyor. Sonra onlar kapitalle ve iktidar güçleriyle buluşuyor, sonra bir takım odaklarla bir araya geliyor ve ortaya bir paralel devlet yapılanması çıkıyor. Bu yapı önce dini bir örgütlenme ile ortaya çıkmıştır. Bu yapının başı olan zat Diyanet’te imam, vaiz olarak görev yapmış. Baktığınız zaman din içerisinden gelmiş, dini bir söylem ile kendisini inşa etmiş, dini vaatlerde bulunmuş insanlara. O bakımdan yapı tamamen dini olarak şekilleniyor. Paralel devlet olması bu dini yapılanma tamamlandıktan sonra başlıyor. Ama bunu toplum neden göremedi? Tabii ki toplumda bunu görmeyi engelleyen bir takım boşluklar var.

Toplumda ayrıca bazı hassasiyetler de söz konusu…

Tabii meselâ laisizme geçmişiz ama nasıl uygulanacağı konusunda ciddi açmazlarımız olmuş. Zaman zaman katı uygulamalar olmuş. Bazen iktidarlar gelmiş, uygulamalar gevşetilmiş. Dolayısıyla hukukî tanımsızlık, dine ve dini yapılara ait toplumsal ve hukuki statünün ne olacağı konusundaki boşluk ve bu konuda sürdürülebilir yerleşik bir politika netliğinin olmaması sorun olarak görünüyor. Toplumsal boşluk dediğim şey ise şudur; eğitim düzeyi düşük bir toplumdan söz ediyoruz. Toplumda okuma oranları yükseldi ama genelde toplumumuz geleneksel olarak anadan babadan görme bir inanç müktesebatına sahip. Bilimsel bilgi ile buluşturulamayan bir dini algı var. Dolayısıyla toplumdaki bu kültürel boşluktan yararlanılıyor. Anadolu’nun kendi geçmişine baktığınızda da dini figürlere karşı bir iyi niyet ve safiyet vardır. O zaman insanların aldatılması, ikna edilmesi daha kolay oluyor.

Din eğitimindeki boşluğa daha önce de dikkat çekilmişti. Nedir bu?

Bir defa paralel dini müfredatlar var. Yine Türkiye’de din eğitimi sağlıklı bir şekilde organize edilip toplumun tüm katmanlarına yayılamadığı için buradaki eğitim boşluğundan bir takım istismarcı unsurlar faydalandı. Ortaya paralel dini müfredatlar üzerine inşa edilen paralel dini yapılanmalar çıktı. Diyelim ki bir cemaat, onun bir lideri var. Onun eserleri ve ortaya koyduğu ritüeller var. O eserlerden besleniyor ve bu organizasyon tanımlanmış özel bir dini yapı haline geliyor. Mutlak hakikati de tekeline alıyor. “Bu yapıya mensup ve bu dini bilgiye sahip olduğun zaman en iyi Müslüman sen olursun” diyor.

“İnsanlardaki manevi boşluk doldurulamıyor”

Din nazik bir nokta. Bu kişi isterse bir doktor olabilir, isterse bir mühendis olabilir. Bilakis teknik alanda yetkin ama din alanındaki eksikliği fazla olanlarda bu tür cereyanlara kapılmak daha fazla oluyor. Çünkü insandaki manevi boşluk bir biçimde doldurulamıyor.

Diyanet bu konuda ne yapabilir?

Bana kalırsa bundan sonrasını belirleyecek olan bu yapıyı doğuran nedenleri çok sağlıklı biçimde tespit etmektir. Kökenleri çok iyi tespit edilirse, bu boşlukları dolduran adımlar atılabilirse, hukuk devleti olmanın gerekleri yerine getirilip, toplumda tanımlanmamış alan ve unsur bırakılmazsa, hukukun içine alınırsa, bu sosyal organizasyonlar açık ve denetlenebilir hâle getirilirse bir çözüm olabilir. Bu çok önemli. Batı’da nasıl kuruluyor bu ilişki, bu modellere bakmak iyi olur. Bu yapıların tanımsız, kayıt dışı olduğunda çok tehlikeli oldukları görüldü. Kayıt dışı yapılar toplumu bir gün mutlaka tehdit eder. Bunları kayıtlı hâle getirmek lâzım.

O zaman tüm faaliyetlerinin dini kurallara uygun olması da gerekiyor…

Kendilerini açık deklare etmeleri lâzım. “Ben şöyle bir yapıyım, topluma şöyle katkı sağlayacağım” demesi gerekir. Onun dışına çıktığında devletin ilgili birimleri denetlesin. Şu anda bunlar başka yapılar olarak görünüyor. Aslında dini bir yapı ama vakıf olarak görünüyor meselâ.

Hukuki anlamda bir düzenleme dediniz, bunun dışında ne yapılması gerekiyor sizce?

Bu yapılar eğer toplum yararına çalışıyorsa kim akredite edecek bunları? Bunu Diyanet yapamaz tek başına. Türkiye’deki dini yapılar sadece İslâm içi yapılardan da ibaret değil. Tüm bunların toplum yararına hizmet ettiklerini, devlet adına, kamu adına bir mekanizmanın akredite etmesi lâzım ki toplumda kendini güvende hissetsin. Bu da bir hukuki düzenleme gerektiriyor.

Sadece okullarda eğitim verilmesi dinin istismara açık olmaması için yeterli mi?

Okullarda ancak bunun kültür ayağı verilebilir. Ama kamu yararına faaliyet gösterebilecek eğitim alanları da mümkündür. Yeter ki kamu tarafından denetlenebilsin. Gizli, gizemli, akşam 5’ten sonra paralel müfredatı uygulayan yapılar değil. Bunlar, insanlara kendi ideolojisini telkin ediyor. Siz iyi niyetle çocuğunuzu Kur’an-ı Kerim öğrensin diye gönderiyorsunuz, çocuk orada başka ideolojik şeyler öğreniyor.

“Boşluklar doldurulmadıkça başarılı olunamaz”

Tüm bu adımlar atıldığında başka cemaatlerin hem Gülen yapılanmasının darbe girişimi gibi bir adım atmasının önlenmesi, hem İslâm dinine ilişkin doğru olmadığını söylediğiniz inanış ve yaşam biçimlerini yaygınlaştırması engellenebilir mi?

Ne kadar kayıt alınırsa alınsın dini alan istismara açık bir alandır. Türkiye’de mutlaka yapılması gerekenlerden birisi bilim ve düşünce özgürlüğünün teminat altına alınmasıdır. Siyasilerin güvencesinden önce bilim insanlarının, düşünen insanların ve düşüncelerinin teminat altına alınması lâzım.

Bu tür büyük tehditler olabilir mi?

Bu kadar büyük olması uluslararası etkin organizasyonlara bağlı. Ama bu kadar büyük olması da gerekmiyor. Hizbullah yapısı ile bu yapının ilişkisi neydi meselâ? Türkiye çok çabuk unutan bir toplumsal hafızaya sahip. 90’lı yıllarda, 80’li yıllarda öyle hadiseler var ki, bugün yaşadığımız olayların provası gibi. Bugün dini, toplumsal o kadar iç içe geçmiş sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız ki tüm bunların üstesinden gelebilmek bir toplumsal dayanışmaya, güvene dayanıyor. Hepsinden önemlisi de çağdaş değerleri, Cumhuriyet’in kazanımlarını güçlendirmeyi gerektiriyor. Hukuk devleti ilkelerini ve demokratik devlet ilkelerini geliştirmeyi, eğitime ve bilime yatırım yapmayı gerektiriyor. Bilimsel bilginin her durumda ve şartta esas olarak benimsenmesi gerekiyor.

Gonca Şenay
Tüm röportaj için
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/c

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Oyun ve Eğlence - Çocuklar İçin

Çocuklar için Oyun Eğlence

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    15
    32
  • 2
    Medipol Başakşehir
    15
    30
  • 3
    Fenerbahçe
    15
    29
  • 4
    Beşiktaş
    15
    27
  • 5
    Kayserispor
    15
    27
  • 6
    Göztepe
    15
    27
  • 7
    Trabzonspor
    15
    25
  • 8
    Bursaspor
    15
    24
  • 9
    Demir Grup Sivasspor
    15
    22
  • 10
    Teleset Mob. Akhisarspor
    15
    19
  • 11
    Kasımpaşa
    15
    18
  • 12
    Aytemiz Alanyaspor
    15
    17
  • 13
    Evkur Yeni Malatyaspor
    15
    16
  • 14
    Osmanlıspor FK
    15
    14
  • 15
    Atiker Konyaspor
    15
    14
  • 16
    Antalyaspor
    15
    14
  • 17
    Gençlerbirliği
    15
    12
  • 18
    Kardemir Karabükspor
    15
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar