Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri

Hakîkî Müslüman, bâtıl inançlara inanmaz.

2017-02-25 06:36:54
Hakîkî Müslüman, bâtıl inançlara inanmaz.


Hakîkî müslüman, bâtıl inançlara inanmaz. Sihir, uğursuzluk, fal, efsûn, Kur’an-ı kerimden başka şeyler yazılı muska, mavi boncuk, kehânet ve benzeri şeylere, bunların muhakkak iş yapacaklarına, mezarlara mum dikmeye, tel ve iplik bağlamaya îtibar etmez ve kerâmet sahibi olduğunu söyleyen sahtekârlara ancak güler. Bâtıl, bozuk şeylerin çoğu, başka dinlerden islâmiyete sokuşturulmuştur. Bazı din adamlarından (kerâmet) bekleyenlere büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî şöyle buyurmaktadır: (İnsanlar, din adamlarından, kerâmet beklerler. Bunların bazılarının kerâmeti yoktur, ama diğerlerinden daha ziyâde Allahü teâlâya yakındır. En büyük kerâmet, İslâmiyeti iyi öğrenmek ve ona uygun yaşayabilmektir. )

Amerikada Stanford Üniversitesinde yapılan son incelemeler, bazı insanların bir (altıncı hisse) sahip olduğunu, meselâ kapalı bir kutu içinde bulunan eşyayı sayabildiklerini, kapalı zarftaki yazıyı okuyabildiklerini, uzakta bulunan bir kimse ile irtibat kurabildiklerini, bir insanın aklından geçen şeyi anlayabildiklerini göstermiştir. Tecrübeye her ırk ve dinden insanlar katılmış, hepsi din ve ırk farkı göstermeden aynı başarıya ulaşmıştır. Uzak Doğuda, Çinde ve Hindistânda rastlanan bazı Çin kâhinleri ve Hind fakirleri, bizi hayrete düşüren, akla gelmez türlü marifetler göstermektedir. Bunların içinde, havada uçar gibi görünen veya bir halatı havaya atarak onun üzerinde göğe doğru tırmanan kimseler vardır. Hâlbuki Çinlilerin kabûl ettiği Budizm, bir nev’i felsefe sistemidir. Buda (Buddah) (M. Ö. 563-483) ve Konfuçyus (Confucius) (M. Ö. 531-479) ve Laotse, meşhûr filozoflardı. Telkîn ettikleri esaslar, ahlâk kâideleridir. Bunlar da, insanların türlü arzulardan vazgeçmeleri, [riyâzeti], iyilik, sabr etmek, birbirine yardım, fenalıkla mücâdele etmek gibi şeylerdir. Buda, (Sen kendine nasıl muamele edilmesini istiyorsan, başkalarına karşı öyle hareket et) der. Fakat, Allahü teâlâdan bahs etmez. Buda, kendisinin ancak bir insan olduğunu söylediği hâlde, talebeleri ölümünden sonra onu tanrılaştırmışlar, onun için tapınaklar yapmışlardır. Böylece budizm, âdetâ bir din hâline gelmiştir. Hindlilerin esas dîni olan Mecûsîlik ise, bir nev’i putperestliktir. Putlardan başka bazı hayvanlara da (meselâ ineklere) taparlar. Ne Budizm, ne de Mecûsîlik, bir din değildir. Buna rağmen, bunlara mensûb olan insanların âdetâ kerâmete benzer marifetler gösterdiği bir gerçektir. Bu marifetleri özel bir terbiye görerek, riyâzetle, özel vücûd hareketleriyle ve uzun zaman çalışarak, elde etmektedirler. Bunun gibi, insanı âdetâ donduran, hissetmez hâle sokan manyatizma ile insana zorla emir telkîn eden ve ona istediğini yaptıran hipnotizma, bazı insanların sahip olduğu husûsî bir kudretten ibârettir.

Bu gösterilenler hiç bir zaman bir kerâmet değildir. Bunlar ancak bir hünerdir. Bugün ilim adamları, bütün insanlarda bu gibi kâbiliyyetin az veya çok mevcut bulunduğunu, yalnız bazılarında fazla inkişâf ettiğini, bazı insanların husûsî usûllerle bu hissi inkişâf ettirebileceğini, zamanla bulunacak yeni ve kolay usûllerle herkesin bu hissini canlandırabileceğini ileri sürmektedirler. O hâlde, kendisinde (altıncı his) fazla inkişâf etmiş bulunan bir kimsenin, bu husûsiyyetini marifet değil, kerâmet olarak göstermesi, ancak bir hîlekârlıktır.

İmâm-ı Ahmed Rabbânî 293. mektûbunda buyuruyor ki, (Hârikalar, kerâmetler ikiye ayrılır:Birincisi, Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına ve işlerine âid olan bilgiler ve marifetlerdir. Bunlar, akıl ile, düşünmekle elde edilemez. Allahü teâlâ, seçtiği kullarına ihsân eder. İkincisi, madde âlemindeki gaybları bilmektir. Bu kerâmet, seçilmiş kullara verildiği gibi, kâfirlere de verilir. Kerâmetlerin birincisi kıymetlidir. Bunlar, doğru yolda bulunanlara, Allahü teâlânın sevdiklerine verilir. Câhiller ise, ikincisini kıymetli sanırlar. Kerâmet deyince, yalnız bunları anlarlar. Açlıkla ve insanlardan kaçarak, nefslerini temizliyen her insan, mahlûkların gayblarını haber verir. İnsanların çoğu, hep dünyayı düşündükleri için, böyle haber verenleri Evliyâ sanır. Hakîkattan haber verenlere kıymet vermezler. Bunlar Evliyâ olsalardı, bizim hâllerimizden haber verirdi, derler. Bu bozuk ölçüleri ile, Allahü teâlânın sevdiği kullarını inkâr ederler).

İkiyüzaltmışıncı mektûbunda buyuruyor ki, (Evliyâlık, Allahü teâlâya yaklaşmak demektir. Bu dereceye yetişenlere mahlûklara âid kerâmetler de verilebilir. Bu kerâmetin çok olması, Velînin yüksek olduğunu göstermez. Velînin kendinde kerâmet hâsıl olduğunu bilmesi lâzım değildir. Allahü teâlâ, bir Velînin şekillerini bir anda çeşidli memleketlerde herkese gösterir. Uzak yerlerde şaşılacak şeyleri yaptığı görülür. Hâlbuki, kendisi bunları bilmez. Bilenleri olur ise de, başkalarına belli etmezler. Çünkü, kerâmete kıymet vermezler.

Ehl-i sünnet âlimlerinin gözbebeği, sözleri huccet, senet olan İbni Hacer-i Mekkî, (Zevâcir) kitabında, (İhtikâr)dan önce, şu hadis-i şerifleri bildirmektedir:(Allahü teâlâya yemin ederim ki, bir lokma haram yiyenin kırk gün ibâdetleri kabûl olmaz) ve (Haram para ile alınan bir cilbâb ile, [yâni gömlekle] kılınan namaz kabûl olmaz) ve (Haram para ile verilen sadaka kabûl olmaz. Günahı azalmaz). Süfyân-ı Sevrî diyor ki, (Haram para ile hayrât, hasenât yapmak, pisliği bevl ile yıkayıp temizlemek gibidir).

Hakîkî bir müslüman, ibâdetini herkesin yanında gösteriş olarak yapmaz. Nâfile olan ibâdet gizli yapılır, farz ibâdetler açık veya toplu olarak câmide icrâ olunur. İyi bir müslüman, iyilik yapmak veya sadaka vermek isterse, bunu gizli olarak ve iyilik yaptığı veya sadaka verdiği insanın kalbini kırmadan, onu incitmeden, yaptığı iyiliği başına kakmadan yapar. Allahü teâlâ, bunun böyle yapılmasını Kur’an-ı kerimde birçok yerlerde emir buyurmaktadır.

Hülâsa, hakîkî müslüman, bütün iyi huylara sahip, vakarlı, seciyeli, bedenen ve ruhen tertemiz, her türlü itimada lâyık, mükemmel bir insandır.

Büyük islâm âlimi İmâm-ı Gazâlî, 450 [m. 1058] – 505 [m. 1111], bundan hemen hemen dokuzyüz sene evvel fârisî olarak yazdığı (Kimyâ-i saadet) ismindeki eserinde insanları dört kısma ayırmaktadır:Bunlardan birinci kısmdakiler, dünyada yimek içmek ve zevk etmekten başka bir şey bilmiyenlerdir. İkinci kısmdakiler, cebr, şiddet, zulüm ile hareket edenlerdir. Üçüncü kısmdakiler, hîlekârlık ve mürâîlikle etrâfındakileri aldatanlardır. Ancak dördüncü kısmdakiler yukarda bahsedilen güzel ahlâk sahibi olan, hakîkî müslümanlardır.

Unutmamak lâzımdır ki, her insanın kalbinden Allahü teâlâya giden bir yol vardır. Bütün mes’ele, bu yoldan İslâm nûrunun insanlara ulaştırılmasıdır. O nûru kalbinde hisseden bir insan, hangi kısmdan olursa olsun, yaptığı fenalıklara pişman olur ve doğru yolu bulur.

Eğer bütün insanlar, islâm dînini kabûl etseler, dünyada ne fenalık, ne hîlekârlık, ne harp, ne şiddet ve ne de zulüm kalırdı. Bunun için, tam ve mükemmel bir müslüman olmaya gayret etmek ve müslümanlığın esasını ve inceliklerini îzâh ederek, bütün dünyaya yaymak, hepimizin boynuna düşen bir borçtur. Bunu yapmak cihâd olur.

Başka dinden de olsa, insanlara dâimâ tatlı dille ve anlayışla hitâb ediniz! Bunu, Kur’an-ı kerim emretmektedir. Müslüman olmıyanın yüzüne karşı, kâfir, dinsiz diyerek, onun kalbini incitmenin günah olduğu, böyle söyliyenin cezâlandırılması lâzım olduğu, fıkh kitaplarında yazılıdır. Maksad, herkese islâm dîninin yüceliğini anlatmaktır. Bu cihâd da, ancak tatlı dille, sabr, ilim ve îmanla olur. Bir kimseyi bir şeye inandırmak isteyenin evvelâ kendisinin ona inanması şarttır. Mümin ise, hiç bir zaman sabrını kaybetmez ve inandığını anlatmakta müşkilât çekmez. İslâm dîni kadar, açık ve mantıkî hiç bir din yoktur. Bu dînin esasını anlıyan bir kimse, herkese bu dînin biricik hak din olduğunu kolaylıkla isbât edebilir.

Başka dinden olanların hepsini, fena huylu bir insan kabûl etmemelidir. Evet küfür, yâni müslüman olmamak, her zaman ve her yerde fenadır. Çünkü küfür, insanı dünyada ve âhirette felakete götüren zararlı bir inanış ve bozuk bir yaşayıştır. Allahü teâlâ, İslâm dînini, insanların dünyada rahat ve huzur içinde, kardeşçe yaşamaları için ve âhirette sonsuz azâblardan kurtulmaları için göndermiştir. Kâfirler, yâni müslüman olmıyanlar, bu saadet yolundan mahrum kalmış zevallı kimselerdir. Bunlara, acımalı ve incitmemelidir. Bunları gîbet etmek bile haramdır. İnsanın, sa’îd veya şakî olduğu son nefeste belli olur. Bütün semavî dinlerin, insanlar tarafından bozulmamış olanlarında, tek Allaha îman esası vardır. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde bütün insanları doğru yolda bulunmaya dâvet ediyor. Doğru yola kavuşan insanın, geçmişteki bütün hatâlarını affedeceğini vaat buyuruyor. Başka dinden olanlar, şeytanın veya müslümanlıktan haberi olmıyanların aldattıkları zevallı kimselerdir. Bunların çoğu, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, yanlış yola saptırılmış tâlihsiz insanlardır. Biz bunlara sabr ile, tatlı dille, akıl ve mantık ile doğru yolu göstermeliyiz.

Allahü teâlânın var ve BİR olduğunu bildiren ilâhî dinlerin hepsi, insanlar tarafından bozulmadan evvel, inanılacak şeyler bakımından birbirinin aynı idi. Mûsâ aleyhisselâmdan başlıyarak Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma kadar gelen üç büyük din, yâni Mûsevîlik, Îsevîlik ve İslâm dinleri, hep Allahü teâlânın bir olduğunu ve Allahü teâlânın Peygamberlerinin bizim gibi bir insan olduğunu bildirmiştir. Ancak Yahudiler, Îsâ ve Muhammed aleyhimesselâma inanmamışlardır. Hıristiyanlar, putlara tapınmaktan bir türlü kurtulamamışlar ve Îsâ aleyhisselâm, (Ben de, sizin gibi bir insanım. Allahın oğlu değilim) dediği hâlde, Îsâ aleyhisselâmı Allahın oğlu sanmışlar, Baba (Allahü teâlâ), Oğul (Îsâ aleyhisselâm) ve Ruh-ul-kuds ismi ile üç ayrı ilâha tapınmaya başlamışlardır. Bunun yalan ve yanlış olduğunu anlayan ve düzeltmeye uğraşanlar arasında Honorius gibi papalar da vardır. Bu yanlış îtikatları, ancak Allahü teâlânın gönderdiği son Peygamberi, Muhammed Mustafâ vâsıtası ile neşrettirdiği, islâm dîni ile düzeltilmiştir. O hâlde, bu üç dînin hakîkî esaslarını kendisinde toplayan ve bu dinleri içerlerine sokulmuş olan hurâfelerden temizleyen hakîkî, doğru dînin, İslâm dîni olduğunu kimse inkâr edemez.


Müslümanlığı kabûl etmiş bir İngiliz olan Fellowes diyor ki; (Hıristiyanlığın birçok yanlış akîdelerini [inançlarını] düzeltmeye kalkan Martin Luther, bilmiyordu ki, kendisinden tam 900 sene evvel Muhammed İslâmiyeti neşrederek, bütün bu kusurları düzeltmiştir. Bunun için, İslâmiyeti, hurâfelerden tamamen temizlenmiş nasrâniyyetin mütekâmil bir şekli olarak kabûl etmek ve Muhammed aleyhisselâmın son Peygamber olduğuna inanmak lâzımdır. )

Lokman suresi 18-19. ayeti kerimelerde “…Yeryüzünde çalımlı çalımlı yürüme. Çünkü Allah kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. Yürürken mutedil ol, sesini alçalt çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”demiştir.

Peygamberimiz “ Müslüman kibirlenmeden, vakarla yürür” demiştir.

Müslümanların birbirleriyle tartışmalarını yüce Allah hoş karşılamıyor. Enfal Surenin 46. ayetinde: “… birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, gücünüz gider. Sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Diyor.

Ayrıca yüce Allah; Gayr-i Müslimler, Müslümanlara sataştığında Müslümanların selametle diyerek, yani senin için güzellikler dilerim anlamına gelen, kulağı okşayan sözlerle tartışmayı başlamadan bitirmemizi emrediyor. Yada “ ben kendimi Allah’a teslime ettim” , “ Allah yaptıklarınızı daha iyi bilir” gibi cümleler kullanarak muhtemel tartışmaları önlememizi istiyor.

Haram olan yiyecekleri yemeyeceğiz. Başkasının hakkını yemeyeceğiz. Ve de karnımızı tıka basa doyurmayacağız. Yemek konusunda ölçülü olmazsak sağlığımız tehlike altında demektir.

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

Videoerk

videoerk

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    12
    26
  • 2
    Medipol Başakşehir
    12
    26
  • 3
    Beşiktaş
    12
    22
  • 4
    Kayserispor
    11
    19
  • 5
    Demir Grup Sivasspor
    11
    19
  • 6
    Bursaspor
    12
    18
  • 7
    Göztepe
    12
    18
  • 8
    Teleset Mob. Akhisarspor
    12
    18
  • 9
    Fenerbahçe
    11
    17
  • 10
    Aytemiz Alanyaspor
    11
    14
  • 11
    Evkur Yeni Malatyaspor
    11
    14
  • 12
    Trabzonspor
    11
    13
  • 13
    Antalyaspor
    12
    13
  • 14
    Kasımpaşa
    11
    12
  • 15
    Atiker Konyaspor
    12
    11
  • 16
    Kardemir Karabükspor
    11
    8
  • 17
    Osmanlıspor FK
    11
    8
  • 18
    Gençlerbirliği
    11
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar