Mahihaber Dini Haber, Diyanet Haber, Din Haberi, Dini Haberler, Diyanet Teşkilatı, Diniajans, Dibbys, DİTİB, dini gündem, dini bülten, fetvaların yer aldığı yorum haber sitesi
Dr.Fatma Bayraktar Karahan

Hamele-i Kur'an HAFIZLAR

2017-07-10 17:03:29

“Ellerini göğsünde bağladı Kur’an’ını kollarıyla sıkı sıkı sararak. Gözlerinden sabah hayli erken kalkmanın mahmurluğu okunuyordu. Dersinin son tekrarını yapmış hocasına dinletmek üzere yanına gidiyordu. Heyecanlıydı her günkü gibi. 'Ya dersimi geçemezsem, ya müşabih ayetlerde yanılırsam, ya hafızlığımı tamamlayamazsam!' diye hızla geçirdi zihninden. Nihayete yaklaştıkça bu düşünce daha sık geliyordu aklına. Sayfa sayısı artıkça ezberlemesi kolaylaşmış ancak ümitsizlik ve başaramazsam korkusu artmıştı. Kapıyı çaldı ve usulca açtı, hocası sınıftaydı henüz dersleri dinlemeye başlamamıştı. Selam verdi göz göze geldiler. Gözleri ile tebessüm etti ona hocası. İçi yeniden ümitle doldu. Kendine güveni arttı. Birkaç dakika sonra ayetleri okumaya başladığında ise yüreğinde ümitsizlikten, korkudan eser yoktu. Dili okuyor, gönlü mutmain oluyordu. Okuyan sanki o değildi. Hissettiği huzur ve mutluluk ise tarifsizdi…”

Dünyada en çok okunan; tamamı, cüz cüz, satır satır ezberlenen… Adı okumaktan gelen, ilk emri “Oku!” olan… Âlemlerin Rabbi Yüce Allah tarafından muhafaza edilen, her bir harfi dahi korunmuş ve korunacak olan… O’nun sözü, O’nun hitabı Kur’an-ı Kerim… Ve O’nun kelamını sadrına yerleştirmeye azmeden, murat eden hafızlar… Başlangıcı Allah Resulü’ne dayanan ve onun teşviki ile Ümmet-i Muhammed’de nesilden nesle devam edegelen bir gelenek, bir şeref ve makam olan hafızlık…

Nazil oldukça Allah’ın ayetlerini bildiren, tebliğ ve tebyin eden Hz. Peygamber’in, sahabenin ibadetlerinde kullanmak üzere ayetleri ezberlemelerini istemesi ile başlar hıfz geleneği. Kur’an-ı Azîmuşşân’a ilk muhatap olanların yabancı oldukları bir uygulama değildir bu. Zira dönem, yazılı kültürden ziyade sözlü kültürün hâkim olduğu bir dönem; çağ, sözün gücünün nazar-ı dikkate alındığı bir çağdır. Sadece ibadetleri için değil, birbirlerine aktarmak ve muhafaza edip korumak amacı da mündemiçtir bu ilk uygulamada. Zamanla vahyin adım adım inşa edip değiştirdiği, Kur’an’a ilk muhatap ve Nebi’ye arkadaş olanların Allah’ın emirlerini öğrenmek ve yaşamak gayretinin bir sonucuna dönüşür. Bu ilk dönem ayetleri hıfzedenlere “kurra” da denilir bugünkünden farklı olarak. (Bkz. Müslim, Sahîh, İmâret, 33.) Bu kurralar sadece Kur’an ayetlerini ezberleyenler yahut kıraat farklılıklarını bilenler değil, onun ahkâmı konusunda geniş bilgi sahibi olanlardır aynı zamanda. Ve kurraların sayısı hızla artar. Cehaletin karanlığından sonra güneş gibi parlayan ayetlerin nuruna, kuraklıktan çatlayıp kuruyan toprağın çağlayan suya kayıtsız kalamamasındandır bu. Öyle ki hicretin dördüncü yılında Necid reisi Ebû Berâ'nın isteği üzerine Suffa’da yetişmiş yetmiş kurra gönderebilecektir Allah Resulü. Ancak Yüce Allah’ın sözünü, sadrına satır satır yerleştiren bu kurralar ihanete uğrar ve şehit edilirler. Allah Resulü’nü bu hadise kadar teessüre sevk eden bir başka hadise yoktur belki de. Kur’an ehli ashabının şehadetine sebep olanları Yüce Allah’a şikâyet eder. Zira Resûlullah’ın ümmetinin en hayırlıları hedef alınmış, ihanetle şehit edilmişlerdir. Öyle ya onun ümmetinin en hayırlıları Kur’an öğrenen ve öğretenler değil midir zaten? (Buhârî, “Feżâilü’l-Ķurân”, 21.)

Kur’an-ı Kerim’in henüz iki kapak arasında toplanmayıp bir hitap olduğu dönemde başlayan, ayetlerini ezberleme iştiyakı sonra da devam eder. Çünkü Kur’an’ı okumanın, onu hıfzetmenin ve elbette onunla hemhâl olmanın büyük mükâfatı vardır. Hz. Peygamber; hafızları sefere-i kirâma yani meleklere benzetmiş, cennette onlarla birlikte olacağını müjdelemiştir. (Tirmizî, el-Cami, Fedâilü’l-Kur’ân, 13.) Üstelik hayatta iken Kur’an’ı ezberleyenleri hep önde tutmuştur. (Bkz. Ebû Dâvûd, Sünen, Cenaiz, 15.) Hem Resûlullah’ın müjdesine nail olmak hem de bir beldede bir hafızın bulunması gerekliliğine binaen Müslümanlar mektepler, dâru’l-kurrâlar inşa ettiler. Ve Müslümanlar; İslam dininin Kitabını, kitabetle, yazı ile olduğu gibi ilk andan itibaren hıfz ile de korumaya özel bir önem verdiler. 

Kur’an muhafızları: Hafızlar

Hafız; koruyan, ezberleyen ve saklayan… Allah Resulü, nazil olan ayetleri Müslümanlara okumuş, ezberletmiş ve yazma bilenlere yazdırmıştı. (İbn Sa’d, Tabakât, c. III, ss. 242-245.) Nitekim nazil olan ayetler; bir yandan yazı ile kaydedilirken diğer yandan dünya üzerinde hiçbir kitaba, hiçbir söze nasip olamayacak şekilde sadırlara da nakşolmuştur. Çünkü Kur’an, Yüce Allah tarafından korunmuş ve korunacak olandır. (Bkz. Hicr, 15/9.) İnzalinin üzerinden geçen asırlara rağmen onun bir harfinde dahi değişiklik bulunmaması işte bu korunma sebebiyledir. Kur’an-ı Azîmuşşân’ın korunmuş olduğu, sadece Müslümanların iman ile kabul ettikleri bir hakikat değil aynı zamanda gayrimüslimlerin de kabule mecbur kaldıkları ilmî bir hakikattir. Bu hakikati merhum Muhammed Hamîdullah şöyle anlatır: “Geçen asırda, bazı önemli Alman papazlar/rahipler İncil’in, dünyadaki bütün Yunanca yazmalarını bir araya topladılar. Onları satır satır, harf harf karşılaştırdılar ve yaklaşık olarak iki yüz bin rivayet farklılığı buldular. Bu durumu gördüklerinde acaba Kur’an’da da birtakım değişiklikler var mı düşüncesiyle, Münih Üniversitesi’nde Kur’an Araştırmaları Enstitüsü kurdular. Dünyanın her tarafından el yazması Kur’an nüshalarını toplamaya başladılar. Bu çalışma, arka arkaya üç nesil devam etmiştir. Ben 1933-1934 yıllarında Sorbonne’da iken, enstitünün üçüncü müdürü Prof. Bristol, Kur’an yazmalarının fotoğrafını çekmek için Paris’e geldi. Paris’te Milli Kütüphane’de, hicrî ikinci asra ait bir nüsha vardı. Kendisiyle karşılaştığımda bana şöyle dedi: ‘Şu anda elimizde, tam veya eksik olarak kırk iki bin el yazması Kur’an var ve karşılaştırma işi devam ediyor.’

İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce geçici bir rapor yayımladılar ve o raporda şöyle dediler: ‘Şu ana kadar, bazı yazılış (imla) hataları dışında herhangi bir rivayet farklılığı bulamadık.’ Bu insanlar maksatlı bir şekilde dünyanın dört bir köşesinden topladıkları on binlerce Kur’an nüshası arasında bir değişiklik bulsalardı, bunu dillerine pelesenk eder ve bütün dünyayı ayağa kaldırırlardı. Ancak bütün gayretlerine rağmen emellerine ulaşabilecekleri en küçük bir delil bile elde edemediler. Göklerin yaratılışında bir aykırılık ve uygunsuzluk bulamayan gözün, umudunu keserek hor ve bitkin bir hâlde geri döndüğü gibi bütün gayretlerine rağmen sükût-ı hayale uğradılar.” (Muhammed Hamidullah, “Kur’an-ı Kerim ile Diğer Semavi Kitapların Karşılaştırmalı Kısa Bir Tarihi”, Çev. Bahattin Dartma, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII (2007), sayı:3.)

Hamele- i Kur’an: Hafızlar

“Yeni dersini yapmaya ikindi namazından sonra başlamıştı. Akşam yatmadan çiğ olan sayfasını tamamlaması çok önemliydi. Hocası, akşam dersini yaptıktan sonra zihni başkaca hiçbir şeyle meşgul olmadan yatmasını salık vermişti. O da hayli zamandır bu usule dikkat ediyordu. 'Tüm gece zihnin ezberinle, ayetlerle meşgul olur.' da demişti hocası. Bu usulü benimseyeli beri daha güzel veriyordu ezberlerini. Hocasına dinletirken daha az mahcup oluyor; daha akıcı, daha güzel dersler okuyordu. Hocasına; bir önceki gün yüzüne okuduğunda çiğ olan sayfası, pek zor gelmemişti ona. Ayet ayet ezbere başlamadan önce anlamına bakmak istedi. Dua ve istiğfar ayetlerini, azap ve müjde ayetlerini fark etmek; okuyuşunu buna göre tanzim etmek istiyordu. Büyük kârilerin okuyuşlarındaki güzellikte böyle bir sır olduğundan da bahsetmişti hocası. Hem ezberlerken fark ettiği dua ayetlerini annesine, kardeşlerine de anlatıyor, öğretiyordu…”

O hem satırlarda hem sadırlarda korunmuştur ve korunacaktır. Onu sadırlarında korumaya talip olanların ise hıfzın asıl gayesini göz ardı etmemeleri, unutmamaları icap eder. Allah Resulü’nün bir hadisinde Kur’an’ı ezberleyen kimseler anlamında “hameletü’l-Kur’an”, (et-Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, c. XI, s. 125.) bir başka hadisinde Kur’an’la meşgul olan kimseler anlamında “ehlü’l-Kur’ân” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. III, s. 128.) kelimelerini kullanması bize hıfzın asıl gayesini hatırlatan ipuçlarıdır. Diğer yandan sahabenin Kur’an’ı ezber metodu da asıl gayenin onu anlamak ve onun emirleri doğrultusunda hayatı tanzim etmek olduğunu vurgular. Zira Abdullah İbn Mesud, sahabenin ezber metodunu şu sözlerle anlatır: “Biz Resul-i Ekrem’den (s.a.s.) on ayet öğrendiğimizde, bu ayetlerde olanı güzelce öğrendikten sonra yeni inen on ayeti öğreniyorduk.” (Hâkim, Müstedrek, I, 557.) Görünen odur ki hıfz, anlamak ve yaşamak ile irtibatlı olduğu ölçüde asıl amaca hizmet edecek; failini, ehl-i Kur’an makamına ve şerefine ulaştıracaktır. Çünkü o; düşünülmek, öğüt alınmak ve yaşanmak içindir. (Bkz. Kamer, 54/17.) Üstelik onunla en yakın ve kesif bir biçimde meşgul olan hafızı da bu amaçtan ve hedeften azade görmek mümkün değildir. Nitekim parça parça yirmi üç yılda nazil olan ayetler nasıl ilk muhatapları adım adım şekillendirdi ve sadırlarında neşvünemâ buldu ise onu birkaç yıllık bir sürede ayet ayet, sayfa sayfa ezberleyen hafızı da nakış gibi işleyecek; ruhuna, zihnine en derin bir biçimde tesir edebilecektir. Ehl-i Kur’an olmak en çok hafıza yakışır ve bu imkâna, bu makama en yakın olan da odur. Üstelik bu tesire gönlünü açan, bu makama ulaşan hafız, hıfz süreci nihayete erdiğinde de Kur’an’dan uzaklaşmayacak, uzaklaşamayacaktır. Nitekim hafızlık; bir ömür boyu sahip çıkılması, korunması icap eden bir makam, bir nimet olduğu hâlde zaman zaman kaybedilebilmektedir. Oysa hafız olmak kadar hafız ölmek önemlidir. 

Hafızlık, hoca talebe ilişkisinin nirengi noktasıdır

Kur’an’ı anlama ve yaşama cehdi ile ezberlemek hayli kıymetli, kıymetli olduğu kadar meşakkatli bir süreçtir de. Özellikle hafızlık geleneğinde zihnî kabiliyetlerin daha güçlü olduğu çocukluk ve ilk gençlik yılları tercih edildiğinden bu cehdin tek başına gösterilmesinin her zaman mümkün olamayacağı aşikârdır. Belki de bu sebeple tüm eğitim süreçlerinde lüzumlu olan iyi bir eğitici ihtiyacı, hafızlıkta daha da elzemdir. Zira hangi teknik imkânlar kullanılırsa kullanılsın; kayıt cihazları, cd, mp3, mp4 vs. asıl olan ahlak-ı Kur’an, fem-i muhsine olduğu kadar fehm-i muhsine de sahip bir hocanın varlığıdır. Böylesi büyük bir imkân ve nimete düçar olanın yanında onu yönlendirecek, zaman zaman hıfzı tamamlayamazsam duygusu ile içine düşeceği ümitsizlik duygularını; vereceği destek ile bertaraf edecek ehl-i eda ve ehl-i Kur’an bir hocaya mutlaka ihtiyaç vardır. 

Ümmetin en hayırlıları Kur’an ehli hocalardan veya onların talebelerinden olmak, beraberinde her iki dünyada pek çok mükâfatın yanı sıra mesuliyet de getirir. Ancak hiç şüphe yok ki taşınması en güzel yük, hâdimi olunması en muteber olan Allah’ın kelamıdır. Zira onu taşıyan, ona hizmetkâr olan ve onunla hemhâl olana ne korku, ne keder, ne hüzün vardır. Çünkü Yüce Allah’ın ayetleri, hakkı ile talim edildiğinde onlarla meşgul olanlar için hem şifa hem rahmettir. 

“Üç yıl ne vakit bitti anlayamamıştı. Mushafı epey yıpranmıştı ama o, hıfzına sanki dün başlamış gibi hissediyordu. Şimdi ne yapacaktı? Her sabah namazdan önce kalkar, akşam yatmadan sayfalarını okur; günü, gecesi Kur’an’la dopdolu geçerdi. Tamamlamayı ne çok istemişti hıfzını ama şimdi özlüyor, hüzünleniyordu. Her yeni sayfada hissettiği heyecanı; en dar zamanlarında ona moral verip can yoldaşı olan ayetleri; dersini geçtiğindeki sevincini; ezberini verirken sallanmamak, müşabihler arasında geçiş yapmamak için sarf ettiği gayreti nasıl unuturdu? Allah’ın verdiği bu büyük nimet unutulur muydu? Hayatının bu en güzel, en anlamlı geçen yılları da unutulmazdı, Yüce Allah’ın sözleri de. Ayetleri unutmak fikri bile onu korkuttu. Ürperdi…”

DR. FATMA BAYRAKTAR KARAHAN - DİYANET İŞLERİ UZMANI - Diyanet Aile Dergisi
 

SİZİN YORUMLARINIZ

Namaz Vakitleri

Videoerk

videoerk

Reklam

GAZETE SAYFALARI

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Twıtter

Bilgiyi Keşfedin

mahihaber

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Akhisar Bld.Spor
    0
    0
  • 2
    Antalyaspor
    0
    0
  • 3
    Atiker Konyaspor
    0
    0
  • 4
    Aytemiz Alanyaspor
    0
    0
  • 5
    Beşiktaş
    0
    0
  • 6
    Bursaspor
    0
    0
  • 7
    Evkur Yeni Malatyaspor
    0
    0
  • 8
    Fenerbahçe
    0
    0
  • 9
    Galatasaray
    0
    0
  • 10
    Gençlerbirliği
    0
    0
  • 11
    Göztepe
    0
    0
  • 12
    Kardemir Karabükspor
    0
    0
  • 13
    Kasımpaşa
    0
    0
  • 14
    Kayserispor
    0
    0
  • 15
    Medipol Başakşehir
    0
    0
  • 16
    Osmanlıspor FK
    0
    0
  • 17
    Sivasspor
    0
    0
  • 18
    Trabzonspor
    0
    0

Facebook\'ta DiniHabergentr

2017 Dini Günler