Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri
Nesrin Zerey

Haremeyn İkliminde...

2017-04-05 02:30:00

İsmi pâk, cismi pâk Fahr-i Âlem Efendimizi (s.a.) âğuşuna alan Medine, toprağı tertemiz, havası tertemiz, şehirlerin en seçkini, sükûnet, huzur ve şifâ bahşedenidir. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz, Mekke’den hicret ederken duaları, “Ilâhi! Madem ki beni sevdiğim yerden çıkardın, kendi sevdiğin yerde iskân et.” olmuştur.

1997 yılı Ramazan ayında, Allah’ın (c.c.) en sevdiğini, Allah’ın (c.c.) en sevdiği yerleri ziyaretle şereflendik. Elhamdülillah. Allah’ın selâm ve rahmeti Habibi, onun ailesi ve ashabı üzerine daimî artarak olsun.

Medine, ziyaretçileri bir anne şefkati ve muhabbetiyle kucaklar. Yolculuğun sıkıntı ve gerginliği, yabancılık duygusu yerini, ana kucağının güven sıcaklığına bırakır. Elinizden kayıp giden zaman, akışını yavaşlatır. Ömrünüzün bereketlendiğini hissedersiniz. Her anı dolu dolu yaşarsınız. Medine’nin bereketi her şeydedir. 

Hatta sizi kuşatan, sarıp sarmalayan yumuşaklık ve mutluluk dahi artarak günler birbirine eklenir. Resûlullah Efendiniz (s.a.) “Mekke’deki bereket, İbrahim Peygamberin bereketidir. Ben de Allah’tan Medine icin bereket istedim.” buyurmuştur. Böylece Medine’de “Peygamber Efendimizin bereketi”ni yudum yudum tadarsınız. Resûlullahı bağırlarına basan ve onunla komşuluk ve hemşerilik hukuku bulunan Medine ahalisine de sevgi duymak gerekir. Bir hadîsde “Medine’de vefât edene şefaât ederim.” buyurulmuştur.

Mescid-i Nebevî Medine’nin orta yerindedir. Efendimiz (s.a.) hicretten sonra ilk olarak Ebâ Eyyub el-Ensâri’nin (Eyub Sultan Hz. lerinin) evinde yedi ay misafir kalmıştır. Mescid-i Nebevî’nin arsası, sahipleri olan iki yetim kardeşten 10 altına satin alinarak insaatina baslandi. Peygamberimiz (s.a.) bu parayi Hz. Ebu Bekir’den borc almisti. Mescid hicretin ikinci yilinda tamamlandi. 3 arsin (1 arsin yaklasik 68 cm. dir) derinligindeki temel tastan, 3 arsin kalinligindaki duvar kerpicten yapilmistir. Bu ilk mescidin 3 kapisi olup, kible yonu Kudus’deki Mescid-i Aksa idi. Kible yonunu Kâbe’ye ceviren âyet nâzil olduktan sonra, Kâbe yonundeki kapi kapatilarak duvar haline getirildi. Mescidin uzunluk ve genisligi 100’er arsin idi.

Mescid insaatinin tamamlanmasindan sonra Rasûlullah’in zevcelerine mahsus dokuz oda yaptirildi. Bunlardan mihraba en yakin olani, simdi Kabr-i Saadetin bulundugu Hz. Aise’ninki idi. Ashabin evi olmayan fakirleri icin bir golgelik yaptirildi. Bunlar Ehl-i suffa (sofa ehli) diye anilirdi.

Hz. Peygamber belli bir mihrab gozetmeden mescidin muhtelif noktalarinda namaz kilmistir. Ancak minber ile Hucre-i Lâtife arasinda kalan bir sutunun dibinde fazlaca namaz kilardi. Sonralari bu yerin kaybolmamasina dikkat edilmis ve buraya bir mihrâb yapilmistir.

Mescid-i Nebevî’de belirli bir minber de yoktu. Hz. Peygamber mescidin bir kosesinde ayakta durarak hutbe okurdu. Yorulmamasi icin bir hurma agaci temin ederek dayanmasini sagladilar. Peygamber Efendimiz (s.a.) hutbeyi daha sonra imâl edilen ve kendisine takdim edilen kursude okumaya baslayinca, onceden dayanip hutbe okudugu agac, ayrilik hasretiyle aglayip sizlamaya basladi. Bunu Efendimizden baska, mescidde hazir bulunan ashab da duydular. Hz. Peygamber (s.a.) minberden inerek agacin yanina gitti. Aglayan, inleyen agaci eliyle oksayarak susturdu. Efendimiz bu agaci minberin altina, bir rivayete gore de sol tarafina gomdurmustur. Bakum adli bir kolenin yaptigi ilk minber arkada dayanmaya yariyan uc sutunlu ve uc basamakli idi. Peygamberimiz (s.a.) hutbeyi 3. basamakta okuyordu. Minber-i serif’e ilk perdeyi astiran Hz. Osman olmustur.

Rasûlullah zamaninda Mescid-i Nebevî’nin 8 sutunu vardi.

1. Muhlike Sutunu: Bu, Hz. Peygamberin daima dibinde namaz kildigi sutunun adidir.

2. Ikinci sutun Aise validemizin adiyla anilirdi. Hz. Peygamber (s.a.) kible degistikten sonra 10 gun kadar burada namaz kildirip hutbe okumustur. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Omer de bu sutunun yanibasinda namaz kilmayi aliskanlik haline getirmislerdi. Muhacirîn-i Kiram burada toplanip konustuklari icin, bu sutuna

Muhacirîn sutunu da denmektedir.

3. Tevbe Sutunu (Ebû Lubâbe Sutunu): Hz. Peygamber kendisine karsi gelen yahudilerin Beni Kureyza kabilesine savas acmisti. Yahudiler, eski dostluklari sebibiyle Ebû Lubâbe’nin kendilerine elci gonderilmesini istediler. Ebû Lubâbe yanlarina gidince, ondan hayatta kalmalari icin kaleden cikmalarinin mi, yoksa kalip savasmalarinin mi iyi olacagini sordular. Onlara aciyan Ebû Lubâbe hisardan cikmaktan baska careleri olmadigini soylerken, eliyle bogazini isaret etmis ve ciktiklari takdirde hepsinin boyunlarinin vurulacagini imâ etmisti. Fakat bundan pismanlik duyarak kendini Mescid-i Nebevî’nin sutunlarindan birine zincirlerle bagladi. Rivâyete gore pismanlik ve izdirâb icinde 6 veya 15 gun kadar bagli kaldi. Bu teessur ve nedâmetten sonra, Rasûlullah Efendimiz Ebû Lubâbe’nin affolundugunu bildiren âyeti mujdeledi. Rasûlullah’dan baskasina zincirlerini cozdurmemeye yemin eden Ebu Lubâbe’ye sefkât gostermis ve zincirlerini cozmustur.

4. Sutun “Serir” adi ile bilinir. Buna sebeb Hz. Peygamberin bir muddet minber niyetine kullandigi hurma agacinin bu sutuna dayali olmasidir.

5. nin ismi “Muharres”dir. Hz. Ali Efendimiz bunun yaninda namaz kilar, Efendimizi (s.a.) dusman suikastindan korumak icin burada nobet tutardi. Ayni zamanda Hz. Ali’nin (r.a.) ismi ile de anilir.

6. Vufûd: Rasûlullah Arab kabilelerinin elcilerini burada kabul ettigi icin bu adi almistir. Ashabin buyukleri burada toplandiklari icin “Meclis-i Kilâde” adi ile de bilinir.

7. sutunun adi “Murabba-i Kabr”dir. Hz. Fâtima’nin odasinin yaninda idi. Rasûlullah sabahlari buraya gelir ve yuksek sesle âyetler okuyarak kizina Hz. Hasan ve Huseyin’in namaza kaldirilmasi hususunu imâ ederdi. Simdi Hucre-i Mutahhara yani Kabr-i Serif’in bulundugu yer icinde kalmistir.

8. sutun “Teheccud sutunu: Peygamberimiz’ (s.a.)in teheccud namazlarini yaninda kildigi sutunun adi.

1481 yilinda cikan bir yanginla eski sutunlar kismen yanmis, yerlerine yenileri konarak, III. Selim’in emriyle uzerlerine isimleri yazdirilmistir. Sonradan ilâve edilenlerle birlikte sutun sayisi 327’ye ulasmistir.

Hz. Peygamber’in (s.a.) kabri serifinin bulundugu Hucre-i Saâdet ile minber arasinda kalan sahaya Ravza-i Mutahhara denir. Efendimiz bu kisim icin “cennet bahcelerinden bir bahcedir.” buyurmustur. Kezâ Minber-i Serif’in de cennetteki Kevser Havuzu uzerinde bulundugu haberi verilmistir. Rasûlullah minber uzerinde iken, “Bu an benim ayagim, Firdevs cennetlerinin zemini yuksek bahcelerinden bir bahce uzerindedir.” buyurmus, baska bir rivayette, “Ben bu saatte Kevser Havuzu’nun su icilecek yerinde duruyorum.” demistir.

Hucre-i mutahhara (Rasûlullah Kabri) ile minber arasi 10 m. genislik, 20 m. uzunlukta olup, 200 metrekarelik mubarek bir mahaldir.

Hz. Omer’in halifeligi doneminde cemaat cok artarak iceriye sigamaz olmustu. Hz. Omer: “Ben Rasûlullah’dan Mescid-i Serifi genisletmek gerektigini duymustum. Simdi boyle bir ihtiyac hasil oldu.” diyerek ashabin tasvibiyle genisletme calismalarina basladi. Peygamber eslerine ait hucrelere dokunmayarak, diger yondeki duvarlari yiktirdi. Duvarlar ve cati oncekinden daha fazla yukseltilerek yeni sutunlar ilâve edildi.

Mescidin ikinci genisletilmesi Hz. Osman’in zamanina rastlar. Mescidin ucuncu genisletilmesi ve tamiri, Velid b. Abdulmelik’in halifelik doneminde, Omer b. Abdulaziz’in Hicaz valiligi sirasinda oldu. Mescid-i Serife ilk mihrabi ve dort tarafina birer minareyi Omer bin Abdulaziz yaptirmistir. Sonralari bir minare daha ilâve edilmistir. Rasûlullah’in Kabr-i Serifi mescid dahiline alinmistir. Peygamber Efendimiz Hz. Aise’nin evinde vefat etmis ve oraya defnedilmisti. Daha sonra bu kabir, Hucre-i Mutahhara ve Ravza-i Mutahhara adi ile anilmaya baslamistir. Hucre-i Saadet parmakliklarla cevrili olup, ziyaretciler disaridan dua ederler. Hz. Fatimâ’nin kabrinin de Hz. Peygamberin kabrinin kuzeyinde yer aldigi soyleniyor. Ancak bazilari, Hazret-i Fatimâ’nin Bâki’ Kabristaninda Hz. Abbas’in kabri yakinina defnedildigi kanaatindeler. Hucre-i Mutahhara’nin (Peygamber Efendimizin kabrinin bulundugu hucrenin), 5 kapisi vardir.

1817 tarihine kadar Mescid-i Nebevî’de baska tamir yapilmamistir. Bu tarihde kubbenin catladigi Osmanli Sultani II. Mahmud’a bildirilmis, tamir sirasinda da turbe yesile boyanmistir. Hucrenin adi da “Kubbe-i Hadra (Yesil Kubbe) kalmistir. Mescid-i Nebevî’nin 24 kapisindan 4’u birakilarak digerleri kapatildi. Osmanli Sultani Abdulmecid, Mescid-i Nebevî’nin yeniden insaati sirasinda bunlara bir tane daha ilâve ederek kapi sayisini 5’e cikardi. Sultan Abdulmecid zamanla harab hâle dusen Mescid-i Nebevî’yi yiktirarak, 12 sene zarfinda buyuk emeklerle yeniden insâ ettirmistir. Boylece Mescid-i Nebevî, Hz. Peygamberimizden itibaren yedinci ve son tamirini 1860 tarihinde gormustur. Zamanimizdaki genisletme calismalarindan once, Mescid-i Nebevî 18.000 metrekarelik eski yapisinda 5 kapisi, 4 minaresi, 423 diregi (sutun), 242 adet minik kubbesi olan bir bina idi. Sultan Mecid bir kismi yuvarlak, bir kismi koseli tas ve agactan yapili eski sutunlari degistirerek, hepsini yuvarlak mermerden imâl ettirmistir. Kapilar Bâb-i cibril, Bâb-un Nisâ, Bab-ur Rahme, Bâbus Selâm, Bab-i Tevessul veya Sultan Mecid actirdigi icin Bâb-i Mecidî adiyla anilmaktaydi. Ilâve bina Sam tarafindaki Bâb-i Mecid’in bulundugu alana yapilmistir. Eski binanin ortasindaki avluda mermerlere sacilmis yigin yigin bugdaylar ve Fatimâ-tuz Zehrâ Annemiz Hz. lerine ait oldugu soylenen el degirmeni bulunurmus. Yasli hacilarin hasret gozyaslariyla anlattiklari bu gorunus tamamen degismis, avlu temizlenip namaz kilanlara ayrilarak, uzeri koseli semsiyelerle kapatilmistir. Mescid minberi, mihrabi, renkli ve cicek desenli muhtesem cinileri, Turk sanatkârlarinin ustaligini yansitan yazilari ve butun dokusuyla Turk mimarî dehâsinin urunudur. Bu serefli yerlere hizmette Osmanlilar butun seleflerini geride birakmislardir.

Mescid-i Nebevî 1985-1993 yillari arasinda kuzeybati yonunde yapilan ek bina ile son seklini almistir. (Mescid-i Nebevî ilâve binasinin boyutlari hakkinda genis bilgiler, Altinoluk 1996 yili 123. sayisindaki yazimizda verilmistir.)

Mescid-i Nebevî’de Ramazan aksamlari iftar vermek eskiden beri devam edegelen bir âdettir. Bu âdeti surdurmekte Turklerin titizligi ozellikle dikkati cekiyor. Ikindi saatinden itibaren Mescidde coskulu bir iftar hazirligi basliyor. Kimi iftar sofralari 5-6 kisiyi agirlayacak mutevazi mahiyette iken, kimileri Mescid-i Nebevî’de bir bastan, bir basa upuzun kalabalik gruplar olusturuyor. Medine ziyaretimizin ilk gunlerinde, gecen yil tanistigimiz Mescid-i Nebevî’nin insaatinde gorevli Turk muhendislerinden birinin esi olan, Tûba Kur’an Kursu ogretmeni Fatma Hanimla tekrar karsilasmis, 40 namaz vakti ikâmetimizin hemen her aksaminda onun sofrasinda oruc acmistik. Ramazan aksamlari iftar verme âdetini 30 yila yakin bir zamandir sadakât ve askla surduren Topbas ailesinin, bu hayir yarisinda seckin bir yeri bulunuyor. Avluda binlerce kisiye sofra actiktan baska, Mescidin o ruhanî atmosferinde yerli, yabanci buyuk bir kalabaligi agirlamaktan geri kalmiyorlar. Fatma Hanim, Mescidde yere naylon ortuler serilerek hazirlanan, neredeyse kadinlar bolumunun nihayetine kadar uzanan bir sofrayi gostererek, “Bu, Topbas ailesine ait. Gel seni, Musa Topbas Efendi Hz. lerinin hanimi ile tanistirayim! Fakat hasta oldugu icin her aksam gelmiyor, bir bakalim burada mi?” dedi. Maalesef o aksam ve kalan iki gunumuzde de tanismak kismet olmadi. Bir ay sonra Istanbul’da vefat ederek maddi, manevî bircok evlâdini yetim, Medine’de sofrasinda konuk olan yigin yigin muslumani garib birakmis. Allah ruhunu sâd, makamini cennet etsin.

Fatma Hanimin sevgiyle bahsettigi Asik Zehra Hanim, Medine’ye henuz elektrigin bulunmadigi donemde gelip yerlesmis. O yillarda, Osmanlilarin hacilar icin yaptirdigi vakif evlerinde kaliyormus. Vakif evleri Mescid-i Nebevî’nin genisletme calismalari sirasinda yikilip da, Peygamber Efendimiz (s.a.)’in yakin komsulugundan uzaklasmak zorunda birakilmasi ona buyuk izdirab vermis. Hâlâ bugun, “Dunya gunun birinde nasilsa yikilacak. Bizim evlerimizden ne istediler, nicin yiktilar?” diye yakiniyormus. Kizindan baska kimsesi olmayan Asik Zehra Anne, kisa bir sure once hayatinin en cetin imtihanini gecirmis. O gune kadar kendisine itina ile bakan biricik kizi Mufide Hanimin kanser hastaligina yakalandigini ogrenince, dunyalar basina yikilmis. Hastaligin ileri safhada olusu yuzunden, doktorlarin ameliyattan vazgecmesine karsilik o, Allah’dan umidini kesmemis. Felâket haberi kendisine verildigi gece, sabaha kadar Rabbi’sine kizinin sifâsi icin niyaz etmis. Yuce Allah (c.c.) bu nazli kulunun duasina tenezzul ve ikrâm ile muamele ederek, bicakla kesilip atilmiscasina bu dertten kizini kurtarip, hizmetine devam etmek uzere ona bagislamis. Bir aksam Mescid’e getirildiginde, bebek sâfiyetine sahip, 85-90 yaslarinda gorunen o mubarek hanimla tanismak bize de nâsib oldu. Hemen ablamla yanina gidip, elini optuk. Duasini almakla bahtiyar olduk.

Fatma Hanimin bizi tanistirdigi diger Medine’li Turk ise, arkadasimizin ismini tasiyan Istanbul’lu Fatma Kutbî Hanim idi. 10 yil once Suudî Arabistan’in eski Hac Bakani ile evlenerek, Medine’de Peygamber Efendimiz (s.a.)’e komsu olmakla sereflenmis. Kendisini Mescid-i Nebevî’nin karsisindaki ikâmetgâhinda ziyaret ettik. Arkadasimiz onumuzde, altinda otopark bulunan apartmanin asansorle 5. katina geldik. Dairenin haremlik ve selâmliga acilan iki ayri kapisi vardi. Zili caldigimizda hareme ait kapida, guneydogu Asya kokenli terbiyeli bir usak gorundu. Ziyaret dilegimizi iceriye bildirdikten sonra, genc bir hizmetci gelerek bizi

harem bolumunun misafir odasina buyur etti. Ilk giriste odada, cercevelenerek kible tarafina asilmis, simle islenmis âyet yazili Kâbe ortusu dikkatimizi cekti. Evsahibemizi, Asik Zehra Anne gibi yasli bir kimse zannederken; bizi, misafir odasinin itinali tanzimine yakisan uzun, zarif kiyafeti icinde genc bir hanim karsiladi. Sicak, sevecen sohbetini zevkle dinledik. Istanbul’da bir yardim derneginin baskanligini yaparken, Tayland’dan Turkiye’ye resmî ziyaret ve tanisma amaciyla gelen, musluman kadinlar grubunu agirlamakla nasil gorevlendirildigini; bir “Selâmun aleykum” lâfzinin, biribirine yabanci, irk, gelenek, kultur bakimindan tamamen farkli iki musluman grubu, nasil sevgi ile kaynastirdigini kendine has mimikleriyle tatli tatli anlatti. Hele sert tepkimize ragmen, yuzlerimize konmakta israr ve inat eden bir sinegin munasebetsizligini, “Rasûlullah’in misafirleri diye sizi opuyor.” seklinde yorumlamasi cok hostu.

Medine’de Peygamber Efendimiz (s.a.)’i, kadinlara ayrilan saatlerde ozel ziyaretimiz yanisira, Turk kafilesi olarak topluca, “Yesil Kubbe” nin karsisindan da ziyaret ettik. Sekiz gun sabah namazindan sonra kadin ve erkek cemaat, avluda sozlestigimiz bir sutunun yaninda toplanarak, kafile baskanimizin bagisladigi cok sayida hatm-i serife, gunboyu okunan salavât, kelime-i tevhid ve tesbihâta “amin” dualarimizla katildik. Toplulugun “rahmet” oldugunu, Rasûlullah’in manevî huzurunda tekrar tekrar yasadik.

Mescid-i Nebevî yakinlarinda ve guney yonde kisa araliklarla siralanan mescidler, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Bilâl-i Habesi’nin (r.anhum) evlerinin bulundugu yerlere, onlarin hatirâlarini canli tutmak amaciyla yapilmistir. Bu mescidler yakin yillarda insa edilmistir. 1985 yilindaki haccimizda, Hz. Ali ve Fatima-tuz Zehra Hz. lerinin genis bir avluya acilan iki goz odadan olusan evini ziyaret etmis, feyz pinarlarinin kaynadigi bu mekânda namaz kilarak, o fuyuzatdan nasiblenmistik. Eve bitisik cok orijinal ahsap ve kerpicten yapilmis komsu evler de tumuyle istimlâk edilmistir. Bu civarda, alti ticaret merkezi halinde, modern ve genis bir yapi olan Bilâl-i Habesi (r.a.) camiinden sonra en buyuk mescid, Mescid-i Gamame’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.)’i hayati boyunca basi uzerinde bulunarak golgelendiren bulutlar, Efendimiz (s.a.)’i âlem-i bekâya gocunden sonra, onu hemen terk etmemisler. Bir vefâ isareti olarak semâda bulunduklari konumda iki, uc gun beklemisler. Mescid-i Nebevî yakininda bu mevkiye, kucuklu buyuklu beyaz kubbeleri ile obek obek bulutlari andiran Mescid-i Gamame insa edilmistir.

Takva uzere ilk mescid olarak ovulen (Tevbe Sûresi, 108. âyet), Kubâ Mescidinin seref ve mertebesi cok yuksektir. Rasûlullah Efendimiz (s.a.) mescidin insaasi sirasinda ilk tasi mihrâb olacak yere koymus, Hz. Ebubekir, Hz. Omer ve Hz. Osman (r.anhum) da o tasin yanina birer tas koyarak, insaate baslanmistir. Mescid, Peygamber Efendimiz Medine’ye gittikten sonra bitmistir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i serifinde: “Kim evinde guzelce abdest aldiktan sonra namaz kilmak icin Kubâ Mescidine giderse bir umre sevabi kazanir.” buyurmustur. Mescidin bulundugu yerde simdi muazzam bir cami insâ edilmistir. cami sanat degeri buyuk, muhtesem guzellikte yazilmis âyetlerle donatilmistir. Butun yazilar, Istanbul Fistikagaci camii emekli imami, Mevlevî Hasan celebi ve ekibinin eseridir.

Hendek Savasinin yapildigi mevkîde, Mescid-i Seb’a (yedi mescid) diye anilan, Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Fatima-Tuz Zehra Hz. leri adina kucuk birer mescid yapilmistir. Mescid-i Feth, Sel (Sil’) dagi uzerinde

bulunmaktadir. Hendek Savasi sirasinda Peygamber Efendimiz (s.a.) burada iki gun boyunca Allah’a dua etmis, duasi kabul olunana kadar yalvarmistir. Hz. câbir r.a. “Burada ihlâs ile yapilan dua mutlaka kabul edilir. Nitekim ben ne icin dua ettiysem kabul olunmustur.” demistir.

Peygamber Efendimizin Medine’ye hicretinden sonra, musrikler Bedir maglûbiyetinin intikâmini almak icin Uhud’a geldiler. Burada Allah (c.c.) ve Habibi icin canlarini fedâ eden 70 sehit bahâsina bir kere daha yenilgiyi tattilar. Basta Hz. Hamza (r.a.) olmak uzere, Islâm askiyla can veren Uhud sehitlerine saygiyla o mânâyi seyretmeye calistik. “Ya Rabbi! Gozlerin cilâsi olan Uhud daglarini, Efendimizin ayak izini tasiyan bu savas meydanini, Uhud sehitlerini bizden hosnut eyle ve ziyaretimizi kabul buyur!” diye dualar ettik.

cennetu’l Baki’ Mezarligi, Mescid-i Nebevî’nin karsisindadir ve topragi, Efendimiz (s.a.)’in zevceleri, evlâdlari ve ashabin seckinlerinin mubarek, nurlu bedenlerine son mekân olmustur. Hz. Osman Zinnureyn, baslangicta cennetu’l Baki disinda bir mevkiiye defnedilmisken, zamanimizda mezarlik onun kabrini de icine alacak sekilde genisletilmistir. Hz. Peygamber (s.a.), “Bizim su Bakiyyu’l-urkad mezarligina her kim defnedilirse kiyamet gunu ona sehâdet ve sefaat ederiz.” buyurmustur. Buyuk ablam Mukaddes Hanim, 1985 yilindaki haccimiz sirasinda, Peygamber Efendimizi ziyaretten sonra vefat ederek, cennetu’l-Bakî mezarligina gomulmustu, (Allah rahmet ve Efendimizin sefaatine nâil eylesin.)

Medine ziyareti, Ramazan umremizin ilk gunlerine alinmisti. Ayrilik gunu, sabah namazindan sonra gunun ilk isiklarinda Peygamber Efendimiz (s.a.)’e topluca vedâ ettik. Ibadetimizin Mekke bolumu icin Zulhuleyfe’de ihrâma girdik. 450 km. mesafedeki Mekke’ye dogru otobusle yola koyulduk. O hicret yolunda Mehmet ceylan Hocaefendi’nin gur ve yanik sesiyle okudugu kasideler, Efendimizin guven dolu yakinligindan ayrilmanin burukluk ve huznunu yureklerimize ziyadesiyle doldurdu. Rasûlullah’in hicret esnasinda “Subhanallah, Elhamdulillah, Allahuekber...” gibi tesbihâtini. 5-10 kilometre de bir, yol kenarina dizilmis levhalardan okuyarak biz de zikrettik. Mekke’ye kuzeyden, Aise mescidi onunden gecerek geldik. Yogun trafik Mescid’ul-Haram karsisinda epeyce beklememizi gerektirdi. Gozlerimiz, gonullerimiz Allah’in (c.c.) kiymetli mâbedinde, hocaefendinin buram buram ask kokan dualarina gozyaslariyla katildik.

Terâvih ve teheccud namazlari Kâbe karsisinda bir baska husû ile kilindi. Dunyanin hay huyundan, dertlerinden uzak, Allah’in emn-u emâninda olmak ne guzeldi. Beyazlara burunmus, Beytullah’in etrafinda pervane misâli tavaf eden hacilar, rahmet deryasinda gark olmanin nes’esini, lezzetini tadiyorlardi. Butun muslumanlar Ramazan’in 27. gecesi fevc fevc Mescid’ul-Haram’a akin ettiler. Sehir neredeyse tumuyle bosaldi. Yerli, yabanci Mekke ahalisi tam bir teslimiyetle Allah’in beytine siginmislardi. Biraz zemzem, birkac hurma ile oruclar acildi. Aclik, yorgunluk ve uykusuzluk ne demek? Orada sadece melek sâfiyeti vardi.

cok sukur ki Allah (c.c.), Habibini bize peygamber gonderdi. cok sukur ki din olarak Islâm’i ihsan etti. Yoksa o beldelerdeki mutlulugu, Allah’a (c.c.) kul olmanin saadetini nasil bilebilirdik?

Nesrin Zerey Yazdı
--------------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar:

Mir’ât-i Haremeyn (Mekke-Medine Rehberi), Eyup Sabri Pasa,
Islâmî Ilimler Arastirma Vakfi Yayinlari-8, Istanbul, 1986.
Adil Guvelioglu, Mescid-i Nebevî Insaati Ins. Yuk. Muh. ve Kesin Hes. Uzmani
Altınoluk Dergisi- Mayis 1997

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

Videoerk

videoerk

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    12
    26
  • 2
    Medipol Başakşehir
    12
    26
  • 3
    Beşiktaş
    12
    22
  • 4
    Kayserispor
    12
    22
  • 5
    Fenerbahçe
    12
    20
  • 6
    Demir Grup Sivasspor
    12
    19
  • 7
    Bursaspor
    12
    18
  • 8
    Göztepe
    12
    18
  • 9
    Teleset Mob. Akhisarspor
    12
    18
  • 10
    Aytemiz Alanyaspor
    12
    17
  • 11
    Trabzonspor
    12
    16
  • 12
    Kasımpaşa
    12
    15
  • 13
    Evkur Yeni Malatyaspor
    12
    14
  • 14
    Antalyaspor
    12
    13
  • 15
    Atiker Konyaspor
    12
    11
  • 16
    Osmanlıspor FK
    12
    8
  • 17
    Kardemir Karabükspor
    12
    8
  • 18
    Gençlerbirliği
    12
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar