Mahihaber - Dini Haberler - Diyanet Haberleri

İnsana verilen ilk emir nedir

2017-02-25 06:19:56
İnsana verilen ilk emir nedir


Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), 40 yaşında iken, peygamberliği henüz kendisine bildirilmeden önce, Mekke-i mükerremede Nur dağındaki Hıra mağarasında tefekkür ve ibadetle meşgul oluyordu.

Yine böyle bir haldeyken, Cebrail Aleyhisselam, Ramazan-ı şerif ayının 17. gecesi gelip, ilk emri getirmişti. Bilindiği üzere, bu gelen ilk vahiy, Alak Suresinin ilk beş ayet-i kerimesi idi

İlk emri, “Oku” şeklinde başlayan ve tebliği 23 sene devam eden İslam dininde ilme ve okumaya

büyük ehemmiyet verilmiştir.

Hakikaten İslamiyet ilme, fenne, tekniğe, endüstiriye layık olduğu üzere önem verir. İlim mevzuunda, ilmin temin edeceği yüksek dereceler hususunda, Kur’an-ı kerimde müteaddid ayet-i celileler ve Peygamber efendimizin birçok hadis-i şerifi vardır.

Şimdi konumuzla ilgili birkaç ayet-i kerime mealini misal olarak sunmak istiyoruz:

“….Allah, sizden iman etmiş olanlarla, kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini yükseltir…” (Mücadele:11)

“ Allah’tan kulları arasında (hakkıyla) ancak alimler korkar …” (Fatır:28)

“De ki, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıl sahipleri (bunları) düşünürler.” (Zümer:9)

Beşikten mezara kadar…

Sevgili Peygamberimizin, bu konudaki hadis-i şeriflerinden de birkaç tanesini zikredelim:

“İlim taleb etmek (erkek ve kadın) her müslümana farzdır.”

“Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.”

“Sadakanın en faziletlisi, müslüman kimsenin ilim öğrenmesi, sonra onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”

Misal olmak üzere birkaç tanesini zikretmiş bulunduğumuz bu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden başka, ilim mevzuunda birçok ayet ve hadis daha vardır, onlara temas etmeye bu kısa yazımızın hacmi müsait değildir. İnşaallah, yeri ve zamanı geldikçe onlara da temas edeceğiz.

İnsanın şerefi…

Herkesçe bilindiği gibi, insanların diğer varlıklardan imtiyazlı ve üstün olmaları, kuvvetle, vücut iriliğiyle, çok yemekle, yiğitlikle değil, iman, ilim, edep, ahlak ve takva iledir. “İnsanın şerefi ilim ve edebledir. Mal ve neseble değildir” kelam-ı kibarı, konuyu ne güzel özetlemektedir.

Yine “İlim rütbesi, rütbelerin en yükseğidir” hadis-i şerifi ilim rütbesinin durumunu çok güzel ifade etmektedir. İslam alimleri ve atalarımız, asırlarca gecelerini gündüzlerine katarak çok kıymetli kitaplar yazmışlar ve bunları kütüphanelerde gözleri gibi koruyup bizlere kadar ulaştırmışlardır. Bizlere düşen, bunları okuyup istifade etmek ve gereğini yapmaktır.

Şurası bir hakikattir ki, okuyan ve okumasından istifade edebilen insanlar, daima tekamül kaydederler. Okuma, aklî ve fikrî gelişmeyi temin eder. Okuma-yazmanın önemini ifade için, uzun söze lüzum yok. Bu konuda asr-ı seadetten vereceğim bir tek örnekle yetineceğim:

Fidye yerine…

Bedir harbinde, Mekke’li müşriklerden, Kureyş kâfirlerinden bir kısmı esir alındı. Esirlerin ne yapılacağı mevzuunda istişareler yapıldıktan sonra, her kafir on müslüman çocuğa okuma-yazma öğretirse serbest bırakılacak diye karar verildi.

O zaman, maddi yönden sıkıntı içinde bulunup paraya büyük ihtiyaçları olan Peygamber efendimiz ve müslümanlar, okuma-yazmayı paradan daha mühim sayarak, esirlerden fidye yani kurtuluş parası alıp onları serbest bırakma yerine, az önce zikredilen yolu tercih etmişlerdir. Bu, okuma-yazmanın, ilim öğrenmenin ve bilgiyi arttırmanın ehemmiyetini bizlere ifade bakımından herhalde kafidir.

Netice olarak söylemek gerekirse, insanın diğer varlıklardan daha mümtaz olması iman, ilim, edep, ahlak ve takva iledir. Bundan dolayı, en son ve en mükemmel din olan mukaddes dinimiz İslamiyette ilme, ilim adamlarına, kitaba, okumaya çok büyük önem verilmiştir

BİR BAŞKA MAKALE

İslam alimlerinin günümüz medeniyetini netice veren bu başarılarının altında İslamiyet’in bilgiye ve alimlere verdiği önem yatmaktadır. Daha ortada okunacak bir kitap yok iken, okuma yazma bilmeyen bir Peygamber’e ilk emir olarak ‘Oku’ emrinin gönderilmesi oldukça dikkate değer bir durumdur.

Okumamız için önümüzde başlıca iki kitap vardır biri Kur’an-ı Kerim, diğeri ise kainat kitabıdır.

Önemli bir nokta da İslamiyet kainat kitabını okuma vazifesini sadece bilim adamlarına değil, kadın erkek her müslümana vazife olarak vermiştir. İslam her müslümanın etrafını saran güzelliklerin, mükemmel nizamın, ayet ve işaretlerin farkına varmasını istiyor. Kainat Rabbimizden bize gelen bir kitaptır, bir mektuptur.

Her ağaç bir sayfa, her yaprak bir kelime, her hücre içinde daha nice mektupçukların yazılı olduğu atomlar kalemleriyle yazılmış harflerdir. Çoğu zaman günlük meşgaleler ve koşuşturmalarımız yüzünden etrafımızı saran bu mektubu okumayı unutuyoruz. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bize tekrar tekrar bu görevimizi hatırlatıyor:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.” 3:190

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok. Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).” 50:6-8

Peki neden Kur’an-ı Azimüşşan kainata bakmamızı ve incelememizi ısrarla tavsiye ediyor? Çünkü eser ustasından haber verir. İnsan bilmediği birini nasıl sevebilir ki? Allah’ı sevmenin, muhabetullahın yolu marifetullahtan yani Allah’ı bilmekten geçer.

Doğada gördüğümüz herşeyde yaratıcısını anlatan ip uçları, işaretler, mühürler vardır. Hem kainatta gördüğümüz varlıklar sadece bize bir Yaratıcı’dan haber vermekle kalmıyor, aynı zamanda bize O’nun isim ve sıfatlarını da gösteriyor, öğretiyor. Ne zaman annesinin yanında bebek bir kutup ayısı görsem Rahim ismi, ağaç ve nehirlerle süslü bir manzara seyretsem Musavvir ismi, başımı kaldırıp gökyüzündeki muhteşem yıldızları seyredip galaksileri düşünsem Kebir, Azim isimlerini hissediyorum.

Kısaca özetleyecek olursam arkamda yüzyıllarca dünyaya öğretmenlik yapmış binlerce müslüman alimi, önümde ise sevgili Peygamberimi ve Kur’an-ı Kerim’i bana bilim çalışmakta teşvik edici ve destekleyici olarak hissediyorum. Dinimi ve dünyamı öğrenmemde Üstadım olan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de sözleriyle beni ışıklandırıyor:

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”

SİZİN YORUMLARINIZ

Reklam

Namaz Vakitleri

Videoerk

videoerk

GAZETE SAYFALARI

Gazete Manşetleri

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Mekke Medine Kudüs Canlı Yayın

Twitter

Puan Tablosu

Takımlar
O
P
  • 1
    Galatasaray
    12
    26
  • 2
    Medipol Başakşehir
    12
    26
  • 3
    Beşiktaş
    12
    22
  • 4
    Kayserispor
    11
    19
  • 5
    Demir Grup Sivasspor
    11
    19
  • 6
    Bursaspor
    12
    18
  • 7
    Göztepe
    12
    18
  • 8
    Teleset Mob. Akhisarspor
    12
    18
  • 9
    Fenerbahçe
    11
    17
  • 10
    Aytemiz Alanyaspor
    11
    14
  • 11
    Evkur Yeni Malatyaspor
    11
    14
  • 12
    Trabzonspor
    11
    13
  • 13
    Antalyaspor
    12
    13
  • 14
    Kasımpaşa
    11
    12
  • 15
    Atiker Konyaspor
    12
    11
  • 16
    Kardemir Karabükspor
    11
    8
  • 17
    Osmanlıspor FK
    11
    8
  • 18
    Gençlerbirliği
    11
    8

Facebookta Mahihaber

2017 Dini Günler

2017 Dini Günler

tesbihatlar

tesbihatlar